Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, 27-29 Temmuz tarihleri arasında Kıbrıs'ı ziyaret edecek. Bu ziyaret, yeniden birleşme müzakerelerinde ilerleme sağlandığı anlamına gelmekten çok, son diplomatik çabaların durma noktasına gelmesini engelleme girişimi olarak değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz günlerde doğrulanan ziyaret, BM'nin adanın geleceğine ilişkin yeni bir gayriresmi çok taraflı toplantı için koşulların olgunlaşıp olgunlaşmadığını değerlendirmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor. Guterres'in, her iki tarafın da yeni bir müzakere girişimini haklı çıkaracak siyasi iradeye sahip olup olmadığını bizzat görmek için bu ziyareti kullanması bekleniyor.
Kıbrıs hükümet sözcüsü Konstantinos Letymbiotis, ziyaretin önemine dikkat çekerek bunun 16 yıl aradan sonra bir BM Genel Sekreteri'nin adaya yaptığı ilk ziyaret olacağını vurguladı. Letymbiotis, ziyaretin amacının gayriresmi bir konferans düzenlenip düzenlenemeyeceğini belirlemek olduğunu söyledi ancak bu ziyaretin sadece sembolik olmadığını ve üzerinde mutabık kalınmış bir ivmenin kanıtı olarak yorumlanmaması gerektiğini de özellikle belirtti.
BM Güvenlik Konseyi'nde ise BM elçisi Colin Stewart'ın yerine vekalet eden Hasim Diann, üyelere Guterres'in son raporları ve kişisel elçisi María Ángela Holguín'in çalışmaları hakkında bilgi verdi. Holguín, müzakerelerin yeniden başlaması için zemin olup olmadığını belirlemek amacıyla her iki toplumla da yoğun temas halinde bulunuyor. Diplomatlar, BM'nin henüz üzerinde mutabık kalınmış bir süreçten, hatta uygulamaya hazır bir müzakere çerçevesinden söz edecek durumda olmadığını açıkça ifade etti.
ABD, Fransa, Yunanistan, Danimarka ve Letonya, oturumda iki toplum arasında siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde bir çözüme verdikleri desteği yineledi. Buna karşılık Pakistan ve Somali ise Kıbrıslı Türklerin karşı karşıya olduğu ekonomik eşitsizliklere ve izolasyona dikkat çekerek Konsey içinde devam eden görüş ayrılıklarının altını çizdi.
Rum yönetimi, yaz sonuna kadar gayriresmi bir toplantının yapılmasının hâlâ mümkün olduğunda ısrar ediyor. Ancak bunun için Türkiye'nin daha yapıcı bir yaklaşım benimsemesi ve iki devletli çözüm ısrarından vazgeçmesi gerektiğini savunuyor.