Bir okuyucu philenews sitesinde şu iğneleyici yorumu paylaştı: "Bize güneş gözlüğü ödeneği verin. Gerçekler parlamaya devam etsin ama bu gidişle hepimiz kör olacağız." Bu tek cümle, toplumda biriken derin yorgunluğu çarpıcı biçimde özetliyor. Gerçekler artık insanları ışıktan değil, birbiri ardına gelen ifşaatlardan ve skandallardan kör ediyor.
Kıbrıs toplumu artık kolayca sarsılmıyor. Her yeni dava, her iddia, her ifşaat kapanma belirtisi göstermeyen uzun bir listeye ekleniyor. Gerçeğin bir zamanlar arındırıcı olacağına dair bir beklenti vardıysa, sürekli maruz kalmanın arınmadan çok hayal kırıklığı yarattığı artık açıkça görülüyor.
Sorun yalnızca skandalların varlığı değil; skandallar ne yazık ki Kıbrıs'a özgü bir olgu da değil. Asıl sorun, cezasızlık algısı ve kurumlara duyulan güvenin yok olmasıdır. Vatandaşlar hiçbir şeyin köklü biçimde değişmediğini, hesap sormanın nadiren gerçekleştiğini ve aynı sorunların tekrar tekrar yaşandığını hissettikçe ironi son sığınak haline geliyor. Bu ironi, çıkmaz gibi görünen bir gerçekliğe karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır.
Okuyucunun yorumu başka bir şeyi de gizliyor: Gerçeğin tek başına yeterli olmadığına dair acı bir itiraf. Sonuç doğurmayan ifşaat gösteri haline dönüşüyor. Tekrarlanan gösteri ise insanları harekete geçirme gücünü yitiriyor. Eyleme sevk etmek yerine kayıtsızlık üretiyor.
Oysa kayıtsızlık en büyük tehlike olabilir. Karanlığa alışan ya da ışıktan yorulan bir toplum taleplerini dile getirmekten vazgeçiyor. Bu talep olmadan hiçbir değişim kök salamaz. İroni anlık bir rahatlama sunabilir ama çözüm değildir.
Bu dönemden çıkarılacak bir ders varsa o da şeffaflık ve hesap verebilirlik ihtiyacının hiç bu kadar acil olmadığıdır. Çözüm, "kör olmayalım" diye ışığı kısmak değil, ortaya çıkan gerçeklerin bir anlam taşımasını sağlamaktır. İfşaatların eylemle, hesap sormayla ve geçmişle gerçek bir kopuşla desteklenmesi gerekiyor.
Belki de ihtiyacımız olan güneş gözlüğü ödeneği değil, çok daha zor bir şeydir: başka tarafa bakmamak için gösterilecek kolektif kararlılık. Işık ne kadar sert olursa olsun ona dayanmak ve sonunda bizi kör etmeyi bırakıp yolumuzu net biçimde aydınlatana kadar direnmek gerekiyor.