Siyasette korkutma ve fobi söylemleri olağan bir araçtır. Bu söylemler bazen seçmenin ve bir partinin kadrolarının korkmasını sağlamak için kullanılır. Amaç, insanların birbirine yaklaşması, kenetlenmesi ve parti tercihlerini desteklemesidir. Geçen hafta sonu, korkutma siyasetinin temel bir silah olarak kullanıldığı örnekleri kaydettik.
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ), AKEL Genel Sekreteri'nin geçen cumartesi yaptığı konuşmaya yanıt olarak yayımladığı açıklamada solun iktidara dönme tehlikesini öne çıkardı. Açıklamada şöyle denildi: «…iktidarda olduğu dönemde Kıbrıs uluslararası piyasalardan dışlandı, derin bir ekonomik krize sürüklendi, işsizlik ve işletmelerin kapanması, yoksulluk ve sefalet yaşandı».
AKEL (Emekçi Halkın İlerici Partisi) ise eleştirel bir tutum takındı ve korkutma söyleminden kaçındı. Parti açıklamasında şunları söyledi: «Önce Anastasiadis Hükümeti, şimdi de Hristodulidis Hükümeti büyük çıkar gruplarının önüne kırmızı halı seriyor. Büyük kazançları toplumun çıkarının üzerine koyuyor. Sosyal devleti ve çalışma ilişkilerini söküyor. Binlerce küçük ve orta ölçekli işletmeciyi enflasyonun insafına bırakıyor. İşleri ve tutumlarıyla kurumsal yolsuzluğu ve çıkar ilişkilerini zirveye taşıyor».
Stefanos Stefanu, geçen cumartesi yaptığı konuşmada korku veya tehlike unsurlarına en az altı noktada değindi. En açık uyarı ise aşırı sağ ve ELAM (Ulusal Halk Cephesi) üzerinden yapılan göndermeydi.
AKEL'in cumhurbaşkanlığı seçimleri için dayanacağı yedi noktayı sıralayan Stefanu, üçüncü sıraya «faşizme ve aşırı sağa karşı demokrasinin savunulmasını» koydu. ELAM'ın hükümete katılma ihtimalinden kaygı duyduğunu belirten Stefanu, «böyle bir gelişmenin otoriterliğe ve şiddete yol açabileceğini, demokratik özgürlükleri tehdit edebileceğini ve milliyetçiliği ile ırkçılığı artırabileceğini» söyledi. Ayrıca ilerici güçleri aşırı sağı yalnızlaştırmak için iş birliği yapmaya çağırdı.
AKEL Genel Sekreteri bugünkü bir tehdidden değil, ELAM'ın hükümete katılabileceği olası bir gelecek senaryosundan söz ediyor. Ardından sonucu basamak basamak sunuyor: otoriterlik, şiddet ve özgürlüklerin kaybı.
ELAM'a yönelik korkutma yeni değil ve yalnızca geleceği ilgilendirmiyor. Benzer korkular yakın geçmişte, milletvekili seçimleri sırasında da dile getirilmişti. Bu tehlikeler, ELAM ilk kez siyasi sahneye çıktığında ve daha sonra Meclis'e girdiğinde de ifade edilmişti.
Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi. O hâlde gelecekte neden gerçekleşsin?
Benzer korkutma söylemleri 1993'te, Glafkos Klerides'in cumhurbaşkanı seçilmesiyle de duyulmuştu. O dönemde EOKA B'nin yeniden canlanma tehlikesi öne sürülüyor ve insanların solcuları avlamak için Kalaşnikoflarla sokağa çıkacağı iddia ediliyordu. Hatırladığım kadarıyla, Klerides Cumhurbaşkanlık Sarayı'na geçtiğinde de sonraki başkanlık yıllarında da böyle bir şey görmedik.
Kıbrıs, hangi yasal partiden gelirse gelsin tehlike altında değil. ELAM'dan da tehlike altında değil. Bazıları halkın içinde korku ve kaygı yaratmak isteyebilir, ama bu gerçeği değiştirmez.
Buna benzer şeyler, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin İtalya'da iktidara gelip başbakan olduğunda da Kıbrıs'ta birçok kişi tarafından söylenmişti. Bu öngörülerin hiçbiri doğrulanmadı. Tersine, Meloni'nin varlığı birçok şeyi düzene soktu, İtalya istikrar kazandı ve bugün Meloni hükümeti, ülkenin savaş sonrası tarihinin en uzun ömürlü hükümeti oldu.
Meloni, kendisine yöneltilen popülizm ve benzeri suçlamaların aksine eleştirmenlerini yalanlayan politikalar uyguladı. Bunların en belirgin örnekleri mali disiplin ve ekonomik basiretti.
Sert sağı şeytanlaştırılmaktan kurtaran Meloni, uç görüşler ile yerleşik düzen arasında bir köprü oldu ve kültürel bir model olarak öne çıktı. «Tanrı, Vatan, Aile» üçlemesi, «woke» gündemine ve küreselleşmeye karşı bir direniş simgesi işlevi gördü.