Kıbrıs'ta takipteki krediler (geri ödemesi aksayan krediler) yıllardır, bankaların kredi tahsil şirketlerine devrettiği milyarlarca avro üzerinden tartışılıyor. Ancak bankacılık sisteminin tablosu yalnızca eski sorunlu portföylerle sınırlı değil. Ekonomi, hane halkları ve işletmelerin mali zorlukları, iş başarısızlıkları ve borçlarını ödeyememeleri nedeniyle yeni takipteki krediler üretmeye devam ediyor.
Bu yüzden asıl hedef, sorunlu kredileri tamamen ortadan kaldırmak değil. Bu, piyasa ekonomisinde gerçekçi bir hedef değil. Hedef, bu kredileri yönetilebilir düzeylerde tutmak ve zamanında ele almak; böylece uzun süren dosyalara dönüşmelerini önlemek.
Yüzde 2'nin altında
Kıbrıs Merkez Bankası'nın 31 Temmuz 2026 tarihli verileri, bankacılık sistemindeki takipteki kredi stokunun önemli ölçüde azaldığını gösteriyor. Takipteki kredi oranı, hazirandaki yüzde 1,6'dan yüzde 1,5'e geriledi. Takipteki kredilerin karşılıklarla kapsanma oranı ise bir önceki aya göre yüzde 64,9'dan yüzde 64,5'e geriledi.
Merkez Bankası'nın ayrıntılı tablosuna göre kredi ve avansların brüt bakiyesi 52,93 milyar avro. Takipteki kredilerin toplamı ise yaklaşık 806,4 milyon avro. Bu, toplam bakiyenin yaklaşık yüzde 1,52'sine denk geliyor. Hesaplamada Avrupa Bankacılık Otoritesi'nin metodolojisi kullanılıyor. Bu metodoloji, merkez bankalarına ve kredi kuruluşlarına verilen kredileri de kapsıyor.
Bu performans, Avrupa verileri açısından Kıbrıs bankacılık sistemini nispeten olumlu bir konuma yerleştiriyor. Avrupa Bankacılık Otoritesi, AB ve Avrupa Ekonomik Alanı bankaları için Aralık 2025'teki takipteki kredi oranını yüzde 1,82 olarak kaydetti. Ancak bu karşılaştırma yalnızca gösterge niteliğinde. Çünkü iki veri farklı referans tarihlerine ait.
Düşük oran, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Mevcut stokun, toplam kredi büyüklüğüne kıyasla kontrollü olduğunu gösteriyor. Asıl kritik soru ise şu: Bankalar her yıl sorunlu hale gelen kredileri etkin biçimde yönetebilecek mi, bu süreçte büyük bir gecikme birikimi oluşmasının önüne geçebilecek mi?
Hane halkları daha kırılgan
Kredi sahiplerinin kategorilere göre analizi, farklı kredi riski odaklarını ortaya koyuyor. Hane halkları, takipteki kredilerin en büyük alt kategorisini oluşturuyor. İşletmeler ise toplam göstergelerdeki iyileşmeye rağmen zorluk yaşamaya devam ediyor.
Hane halklarının takipteki kredileri yaklaşık 458,5 milyon avro. Toplam brüt kredileri ise 10,97 milyar avro. Bu kategorideki sorunlu kredi oranı yaklaşık yüzde 4,2. Bu tablo, hane halklarının konut ve diğer kredi yükümlülüklerini yerine getirebilmesinin önemini ortaya koyuyor. Bu özellikle gelirler, faiz oranları ya da yaşam maliyeti değiştiğinde geçerli.
Mali olmayan şirketlerde takipteki krediler yaklaşık 317,2 milyon avro. Toplam kredi 14,11 milyar avro ve oran yaklaşık yüzde 2,2. Hane halklarına göre oran daha düşük olsa da bu kategori dikkat çekici. Bir şirketin borcunu ödeyememesi, çalışanları, tedarikçileri ve diğer işletmeleri de etkileyebilir.
Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) önemli. Bunlar mali olmayan şirketlerin alt kategorisi. KOBİ'lerin takipteki kredileri yaklaşık 308,3 milyon avro, toplam kredileri ise 8,85 milyar avro. Oran yaklaşık yüzde 3,5. Bu, önemli bir oran. Daha küçük işletmelerin likidite riskleri, talepteki değişimler ve işletme giderlerindeki artışlar karşısında savunmasız kaldığını gösteriyor.
Diğer mali kuruluşlarda takipteki krediler yaklaşık 30,8 milyon avro. Toplam krediler 2,88 milyar avro ve oran yaklaşık yüzde 1,1. Genel hükümete verilen kredilerde ise Temmuz ayına ait tabloda takipteki kredi görünmüyor.
Kabul edilebilir seviye nedir?
Uluslararası denetim uygulaması, tüm bankaların ulaşması gereken tek ve ideal bir takipteki kredi oranı belirlemiyor. Risk; portföylerin bileşimine, ekonomik koşullara, teminatlara ve borçların tahsil edilebilirliğine göre değişiyor.
Avrupa Bankacılık Otoritesi'nin kullandığı yüzde 5'lik eşik, artan yönetim ve denetim gereklilikleri için bir başlangıç noktası olarak kullanılıyor. Otoritenin kendisi ise bu sınırın bir hedef olmadığını ve en uygun takipteki kredi düzeyini belirlemediğini açıklıyor.
Yaklaşık yüzde 1,5 ile Kıbrıs bankaları bu referans noktasının belirgin biçimde altında. Bu, yeni sorunlu kredilerin ortaya çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Ancak mevcut stokun, geçmişte oluşturduğu sistemik tehdidi bugün oluşturmadığını gösteriyor.
Başarısızlık ekonominin bir parçası
Takipteki kredilerin oluşması tek başına bankacılık sisteminin başarısız olduğunun göstergesi değil. Her ekonomide bazı işletmeler ayakta kalamıyor, bazı hane halkları da borçlarını ödeme gücünü kaybediyor. Sıfır takipteki kredi hedefi ise aşırı katı bir kredi politikasına yol açabilir. Böyle bir politika, uygulanabilir işletme projelerinin finansmanını bile kısıtlayabilir.
Asıl mesele, geçici zorlukları kalıcı ödeme güçsüzlüğünden zamanında ayırt etmek ve her vakaya uygun çözümler uygulamak. Sürdürülebilir işletmelerin faaliyetini sürdürebilmesi için yeniden yapılandırmaya ihtiyaç var. Sürdürülebilirlik ihtimali bulunmayan durumlarda ise borçların hızlı biçimde çözüme kavuşturulması gerekiyor. Böylece hem borçlu hem de banka yıllarca bu süreçte sıkışıp kalmaz. Aynı durum hane halkları için de geçerli. Ödenemeyecek bir kredinin kapatılması en akıllıca seçenek.
Burada etkin bir iflas ve yeniden yapılandırma çerçevesinin önemi ortaya çıkıyor. Süreç ne kadar hızlı tamamlanırsa, başarısız olmuş bir girişimcinin ekonomik hayata geri dönme, yeni bir faaliyet kurma ve deneyimini yeniden kullanma olasılığı da o kadar yüksek oluyor.
Bankalar ise alacaklarının bir kısmını daha hızlı geri alabilir, yönetim maliyetlerini düşürebilir ve yeni krediler için kaynak ayırabilir. Başarısızlıktan hızlı ve düzenli bir çıkışa imkân veren ekonomi, bir sonraki girişimi daha cesurca finanse edebilen ekonomi de olur.