Demetris Leventis’in kısa öykü kitabı Stories of Famagusta, okuru Gazimağusa sakinlerinin farklı deneyimleri arasında dolaştırıyor. Kitaptaki öyküler, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde yaşayan insanların hayatını anlatıyor. Okur, hayalet kent Gazimağusa’nın içinden rüya gibi bir yolculuğa çıkıyor.
Kitapta çocuklardan EOKA üyelerine kadar çok çeşitli karakterler yer alıyor. Her öyküyü, şehrin kültürü etrafında birbirine bağlayan ortak bir unsur ayakta tutuyor.
Mülteci olarak sınıflandırılmadan önceki yaşamları ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Bazı öyküler, kahramanların hayatının başlangıcından sonuna kadar okuru yanında taşıyor. Bu sonlar, erken bir ölüm de olabiliyor, doğal bir ölüm de.
Leventis bazı öykülerde nesneleri ana konu olarak kullanıyor. ‘The Cart Maker’ yani ‘Araba Ustası’ adlı öyküde bir adamın hayatı, araba yapma azmi ve bu işe duyduğu sevgi etrafında dönüyor. Okur adamı gençliğinden yaşlılığına kadar izliyor. Ustalığının ve Kıbrıs’la ilişkisinin nasıl geliştiğini de görüyor.
Yaşlı karakterler son derece dokunaklı bir biçimde anlatılıyor. Öykülerin başında yoğun bir yas okura hissettiriliyor. Öykü ilerledikçe bu yas yavaş yavaş hafifliyor ve bir bakıma yasın kendi yaşam döngüsünü yansıtıyor.
Kitabın en ilgi çekici bölümlerinden biri, Leventis’in 1974 olayları çevresinde çocukların rolünü ve deneyimlerini ele alışı. Çocukların masumiyetten yetişkinliğe geçişi de anlatılıyor. Bunun daha dokunaklı örneklerinden biri, bir Rum Kıbrıslı ile bir Türk Kıbrıslı arasındaki arkadaşlık. Genç adam olduklarında bu dostluk, gerginlikler yüzünden sarsılıp bitiyor gibi görünüyor.
Stories of Famagusta’da masum sivillerin direnci öne çıkıyor. Okur, bölünmeden önceki yaşamlarını ve güçlü kişilerin onlara dayattığı sonuçları görüyor. Bu öyküler, arkasında hep yaklaşan bir yas hissi taşıdığı için özellikle dokunaklı. Kıbrıs sorunundan ve nedenlerinden hiç söz edilmese de bu duygu öykülerin her satırında hissediliyor.
‘The Chameleon’ yani ‘Kameleon’ adlı öyküde okur bir dede ile torunun hayatına bakıyor. Günlük ve sade rutinleri son derece dokunaklı. Leventis’in bu öyküdeki sade anlatımı, bölünmeden önceki yaşamın sadeliğiyle ve değişimden önceki normallikle örtüşüyor. Bu durum, kameleonun kendi değişimleriyle de ince bir biçimde ima ediliyor.
Leventis’in yazısında topluluk duygusu çok öne çıkıyor. İnsani bağ, kitabın her yerinde temel bir tema. Aşıkların, arkadaşların, ailelerin ve beklenmedik tanıdıkların hayatları kitapta yer alıyor. Bağların kopması, öyküler boyunca uyuşmuş bir yas hissi uyandırıyor. Gergin olanlar da dahil, her kalıcı ilişki ise eski düzenin enkazı arasında bir umut ışığı gibi duruyor.
Özellikle ‘The Immigrant’ yani ‘Göçmen’ öyküsü, yurt dışına giden mültecilerin hayatlarına giriyor. Bu insanların Kıbrıs’la bağlarını koruma mücadelesini, yurt dışındaki kimlikleriyle evdeki kimlikleri arasındaki çatışmayı anlatıyor. Leventis ayrıca mülteciler ile çocukları arasındaki farkı ve ‘ev’ kavramına dair kendi algılarını da inceliyor.
Direnç, kitabın büyük bir teması gibi görünüyor. Her karakter, kendi öyküsünde nerede olursa olsun, zamanı ya da yeri ne olursa olsun, tüm yollar Gazimağusa’ya çıkıyor. Anılara ve o anıları canlı tutma gücüne geri dönülüyor.
Yemek, zanaat ya da ortak kültür ne olursa olsun, Leventis’in Stories of Famagusta kitabında hayalet kent yeniden hayat buluyor.