Kıbrıslı yönetmen Evren Maner, adayı terk ettikten sonra geri dönmek isteyen bir adamın hikâyesini anlatan yeni dizisi 'Sofoklis' ile izleyici karşısına çıktı. Dizi, dönüşün ne anlama geldiğini ve insanın geri döndüğünde neyi beraberinde getirdiğini sorguluyor.
Sofoklis, sessiz çelişkilerle dolu bir karakter. Kaybettiği Kıbrıs'a dönmek istiyor; ancak elinde sadece kayıp ve yokluk kalıyor. Geçmişle olan bağları, bugün Kıbrıs'taki hayatını hâlâ şekillendiriyor.
Sofoklis fikri, Maner'in sıcak ve rahat evinde doğdu. Yönetmen bu evi misafirperver eşi ve kızıyla paylaşıyor. Altın renkli kanişi bile dostane ve enerji dolu; sürekli dolaşıp ilgi bekliyor.
Sofoklis aynı zamanda yönetmenin son filminin adı ve baş karakteri. Bu hikâyenin kökeni, Maner'in yıllarca aklından çıkaramadığı gerçek bir olaya dayanıyor. 1950'lerde Kıbrıs'tan ayrılan, başka bir yerde bütün bir hayat kuran ve son günlerinde sınır kapıları açıldıktan sonra son dileği olan dönüşün önünde hâlâ bir engel bulan bir adamın hikâyesi anlatılıyor.
Maner, "Beni etkileyen şey, sessiz trajediydi" diyor. "Bütün hayatını uzakta yaşamış bir adamın, en sonunda bile önünde hâlâ bir şeyin durduğunu görmesindeki saçmalık adeta."
Yönetmen, anlatıyı politik bir çerçeveye oturtmak yerine daha insani bir açıdan ele aldı. "Politik bir açıklama yapmakla ilgilenmiyordum" diye açıklıyor. "İnsani bir soru soruyordum: Dönmek ne anlama geliyor ve geri döndüğümüzde yanımızda neyi taşıyoruz?"
Sofoklis'te yuva hiçbir zaman basit bir kavram değil. Bir ev ya da işaret edebileceğiniz bir yer değil. Sürekli değişen, elinizden kayıp giden bir şey.
Maner, "Trajedi bir toprak parçasıyla ilgili değil" diyor. "Trajedi, onun hiçbir yerde gerçekten kendini evinde hissetmeden bir ömür geçirmiş olmasıyla ilgili."
Bu duygu adada tanıdık geliyor. Bazıları için bu, hatıralara, kayıp ya da geride bırakılan şeylere bağlı. Özellikle gençler için ise başka bir anlam taşıyor: Gelecek farklı olabilir ama henüz tam olarak gelmedi hissi.
Yönetmen, "Bu adada bu duygu iki tarafta da var" diyor. "Sadece farklı bir biçim alıyor."
Maner sinemaya geleneksel bir yoldan başlamadı. Yıllarca akademisyenlik yaptı, ardından milyonlarca euroluk bir şirketin görsel iletişim bölümünü yönetti. Daha sonra tamamen film yapımcılığına odaklanmak için bu görevden ayrıldı.
Bu karar ani değildi, ama kesin bir karardı; daha kişisel bir şeye doğru atılmış bir adımdı. Sofoklis bu değişimi içinde taşıyor. Film yalnızca kimlik ve yerinden edilme üzerine değil, kolay cevaplar dayatmadan bu kavramları anlamlandırmaya çalışmakla ilgili.
Maner, hikâyeyi tek bir uzun metrajlı film olarak yayınlamak yerine her biri yaklaşık 15 dakika süren yedi kısa bölüme ayırmayı tercih etti.
"İki saatlik bir film izleyiciye çok gelebilir" diyor adeta hafifçe. "Ama kısa bir bölüm sizi içeri davet eder."
Fikir basit: İnsanların hikâyeye kendi temposunda girmesine izin vermek. Kalmak istedikleri için kalmalarını sağlamak.
Yönetmen, "Sadece pratik bir tercih değil" diye ekliyor. "Hikâyelerin günümüzde nasıl yaşadığı, insanlara nasıl ulaştığıyla da ilgili."
Filmin kendisi, topluluklar arası bir iş birliğiyle şekillendi. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler birlikte çalıştı; ayrıca film sektörünün bir parçası olmayan ancak hikâyeye bağlılık duyan kişiler de yapıma katıldı. Maner, "Bu hiçbir zaman sadece bir prodüksiyon olmadı" diyor. "İnsanlar inandıkları için bu işe dahil oldu."
Bu ortak çabanın izleri, film tarafından doğrudan vurgulanmasa da her şeyin altında hissediliyor.
Görüntüler tam olarak şekillenmeden önce müzik vardı. Maner için müzik, filmin duygusal dünyasına açılan bir kapıydı. Sonradan eklenen bir unsur değil, hikâyeyle birlikte en başından beri var olan bir öğeydi.
Yönetmen, "Sadece o duyguyla kalmaya çalışıyordum" diyor. "Sessizlik, hatıra, onun varlığı."
Müzikte hem Yunan hem de Anadolu seslerinin izleri var, ancak bunlar gözle görülür biçimde belirgin değil. Hiçbir şey abartılmamış.
Sofoklis izleyicisinden bir şey istiyorsa, bu hemfikir olmak değil. Daha küçük ama belki de daha zor bir şey.
Maner, "Umarım küçük bir alan açar" diyor. "Hemfikir olmak için değil. Sadece dinlemek için."
Hikâyelerin sıklıkla paralel akıp nadiren kesiştiği bir adada bu istek başlı başına anlamlı. Yönetmen, "Bazen eksik olan daha fazla cevap değil" diye ekliyor. "Eksik olan, birbirimizi dinleme isteğidir."
Yıllarca bu film üzerinde çalıştıktan sonra onu paylaşmak, bir son gibi değil bir bırakma gibi hissediliyor. Maner, "Biraz gerçeküstü" diye itiraf ediyor. "Ama aynı zamanda alçaltıcı bir his."
Konuşmaya devam etmeden önce duraksıyor. "Bir noktada artık size ait olmuyor. Onu serbest bırakıyor ve nereye gideceğini görüyorsunuz."

Belki Sofoklis tam da burada anlam kazanıyor. Bir çözümde değil, çok iyi anladığı o ara alanda. Dönüşle ilgili bir hikâye; onu zorlaştıran her şeyle ve onu zorunlu kılan her şeyle şekillenmiş bir anlatı.
"Sofoklis defalarca izlenmekten zevk alınacak bir hikâye. Her karakter, mekân ve duygu bir araya gelerek bu filmi anlamlı bir sona ulaştırıyor."
Sofoklis döndükten sonra eski kasabasına yerleşiyor ve sonunda orada hayatını kaybediyor. Vatanına gömülmeyi umuyor. Ancak defnedildikten sonra yetkililer cenazesini başka yere taşıyor.
Çatışma ve koşulların etkisiyle alınan son bir kararla, bir askere onu başka bir yere yeniden defnetme emri veriliyor. Sonunda bir zamanlar dans ettiği tepede ebedi istirahatgâhına kavuşuyor.