Bugünkü yeni görüşme, Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ile işgal lideri Tufan Erhürman arasında gerçekleşti. Bu görüşme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in geçen ay Kıbrıs’tan ayrılırken geride bıraktığı yeni gayriresmi beşli konferansın zeminini hazırlamanın parçası.
Küçük bir adım bile önemli. Ancak Genel Sekreterin asıl istediği büyük adımlar, mümkünse sıçramalar. Rum tarafı da bunu istiyor. Umarız işgal tarafı mesajı alır.
Lefkoşa, işgal tarafının ve içerideki bazı çevrelerin niyetlerine şüphe düşürme çabalarına rağmen, müzakerelerin başlamasını istiyor. Sadece yeniden başlamasını değil; gerçek bir anlaşmaya kadar sürdürülmesini istiyor. Bu, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin baştan beri hedefiydi. Hâlâ öyle.
Açık ki, bunu daha önce de birçok kez söyledik, yine söyleyeceğiz: Rum iyi niyeti tek başına yeterli değil. İşgal tarafının da samimi isteği gerekiyor ve o taraf sürekli çatışmayı seçiyor. Ankara, özellikle dışişleri ve savunma bakanları ve işgal altındaki topraklardaki adamı Tufan Erhürman, Lefkoşa ve cumhurbaşkanına karşı saldırıya geçiyor, Cumhuriyete dair her şeyi sorguluyor ve baltalıyor. Ege’deki Türk provokasyonlarını da ekleyin tabloya.
Peki gerçekten ne yapılabilir? Türkiye olmadan anlaşma yok. Türkiye bu sorunun kaynağı. Toprakları işgal eden de o. Kıbrıs sorununa açık gözle bakan herkes gerçeği bilir: Çözüm Ankara’yı yanına almayı gerektirir. Bu hiç de Kıbrıs’taki “iki tarafın” bir noktada anlaşması meselesi olmadı. Konu Türkiye’ye, sadece Türkiye’ye indirgeniyor.
Açıkça, ileriye giden tek yol diyalog. Anlaşma olmadan önce müzakere yok. Gerekli olan müzakere, gerçek müzakere, Rum tarafından daha fazla taviz değil.
Bugünkü görüşme açık soruyu netleştirmeli: Türkiye gerçekten müzakere istiyor mu, nihayetinde Kıbrıs sorununa çözüm mü istiyor? Bunu sözlerle ve taktik manevralarla kanıtlamak mümkün değil. Pratikte kanıtlamak gerekiyor. Cevaplar Ankara’da. Erhürman onları vermeyecek.