Akıllı telefonlar, dünya genelindeki doğum oranı çöküşüyle doğrudan bağlantılı görünüyor.
Notre Dame Üniversitesi ekonomi profesörü Melissa Kearney, "modern dijital medya ortamının toplum üzerinde derin etkiler bırakmış ve romantik birlikteliklerde düşüşe yol açmış olması oldukça olası" diyor. Akademisyen olduğu için bu şekilde konuşmak zorunda; ancak aslında söylemek istediği şu: İnsanlar artık çiftleşmiyor, ekran kaydırıyor.
Bu durum yeni bir haber değil; ancak kanıtların veriye dayalı olması meseleyi daha çarpıcı kılıyor. İşte tam da bu yüzden sosyal bilimcilere ihtiyacımız var. Financial Times köşe yazarı John Burn-Murdoch, yeterince sosyal bilimciyle konuşulursa verilerin sayısallaştırılabileceğini fark etti. Bunu yaptı ve doğum oranındaki büyük düşüşün tam olarak insanların akıllı telefon edindiği dönemde başladığını öğrendi.
Her ülke akıllı telefonu aynı anda benimsemedi. 2007 yılı, akıllı telefonların Batı'nın zengin ülkelerinde piyasaya sürüldüğü yıldı. Üç yıl sonra İngilizlerin yüzde 34'ünün, Amerikalıların ise yüzde 27'sinin bir akıllı telefonu vardı. Bugün bu oran her iki ülkede de yüzde 95'in üzerinde.
ABD, İngiltere ve Avustralya gibi ülkelerde 2000'li yılların başında doğum oranı stabil seyrediyordu. Ancak 2007'de bu ülkelerin tamamında düşüş başladı. Eğer elimizdeki tek kanıt bu olsaydı, bunu bir tesadüf sayabilir ya da başka bir nedene bağlayabilirdik. Fakat telefonlar her yere aynı anda ulaşmadı.
Telefonlar Fransa ve Polonya'ya iki yıl sonra, Meksika ve Endonezya gibi orta gelirli ülkelere ise üç yıl sonra (2012'de) ulaştı. Afrika'da ise ancak 2013-15 arasında yaygınlaştı. Her ülkede tam olarak bu noktada bölgesel doğum oranında dik ve kalıcı bir düşüş yaşandı.
Bu artık bir gerçek ve anlaşılması da kolay. Neden yaşandığı yoruma açık; ancak Aile Çalışmaları Enstitüsü'nden demograf Lyman Stone şöyle bir noktaya dikkat çekiyor: "Evleneceğiniz kişiyi bulmak çok sayıda insanı elemekten geçer. Çok daha az sosyalleşirseniz, eşinizi bulmanız çok daha uzun sürer; hatta belki de hiç bulamazsınız."
Cincinnati Üniversitesi'nden Nathan Hudson ve Hernan Moscoso-Boedo'ya göre kilit faktör de bu. Bugünün gençleri, kendilerinden önceki herhangi bir kuşağa kıyasla akranlarıyla yüz yüze çok daha az zaman geçiriyor. Dünyanın en düşük doğum oranına sahip Güney Kore'de genç yetişkinlerin yüz yüze sosyalleşmesi 20 yılda yarıya indi. Sebebi yine telefonlar.
Tüm bunların ortasında, genç erkek ve kadınların büyük çoğunluğu hâlâ iki çocuk istediklerini belirtiyor. Üstelik en azından yüksek gelirli ülkelerde çocuk sahibi olan kadınlar, eskisi kadar çok çocuk doğuruyor. Ancak hiç çocuk sahibi olmayan kadınların sayısı hızla artıyor.
Elbette başka pek çok faktör de devrede: Konutun erişilemez veya karşılanamaz hale gelmesi yüzünden 20'li yaşlardaki birçok kişinin ailesiyle yaşamak zorunda kalması, çevrim içi etkileyicilerin yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler, hatta giriş seviyesi işlerin giderek azalması. Ancak en ikna edici ve en geri döndürülemez neden telefon, telefon ve yine telefon.
Peki geleceğimiz buysa, en azından önümüzdeki birkaç kuşak için bununla nasıl başa çıkacağız? Bu çocuk kıtlığının insanlığın toplam mutluluğunu nasıl etkileyeceğini tahmin etmeye çalışmayacağım. Ancak bu değişimin pratik etkileri açıkça atlatılabilir nitelikte.
Bariz büyük ekonomik etkileri olacak: Bu, kapitalizmin yükselişinden bu yana yaşanacak en büyük talep çöküşü olacak ve onlarca yıl boyunca devam edip yoğunlaşması muhtemel. 'Aile' kavramını henüz görülmeye başlayan biçimlerde yeniden şekillendirebilir. Ve emlak piyasasını kesinlikle öldürecektir.
Üstelik iklim krizine de pek yardımcı olmayacak; çünkü iklim krizi şu anda doğrusal olmayan bir hızda ilerliyor. Nüfus düşüşü ise tahmin edilebilir, doğrusal ve büyük ihtimalle çok daha yavaş bir tempoda devam edecek. Nüfus düşerken epey rahatsızlık ve bazı sıkıntılar yaşanacak; ancak bu, yaklaşan bir kıyamet gibi hissettirmiyor.
Dünya nüfusu, 200 yıldan biraz fazla bir süre önce, Amerikan ve Fransız Devrimleri döneminde yalnızca 1 milyardı. 1927'ye gelindiğinde 2 milyara çıkmış, 1974'te 4 milyara, üç yıl önce de 8 milyara ulaşmıştı. İşin ilginç tarafı şu: Bu uzun tırmanış boyunca hiç kimse etrafına bakıp "Neden bu kadar azız?" demedi.
O dönemlerde yaşayan insanların büyük çoğunluğuna, birbirinden son derece farklı bu nüfus yoğunlukları tamamen doğal ve normal geliyordu. Doğal dünya bu sayıların ağır etkisini elbette hissetti; ancak insanlar pek hissetmedi. İyi bir yönetimle, iniş yolunda da bundan daha sarsıcı hissettirmesi gerekmiyor.
Gwynne Dyer'ın son kitabının adı: Intervention Earth: Life-Saving Ideas from the World's Climate Engineers.