Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), kamu yayıncısı ARD'nin çıkış anketinde yüzde 44,4, resmi oyların sayımında ise yüzde 43,8 oy oranıyla Almanya'nın en yoksul eyaleti Saksonya-Anhalt'ta birinci oldu. Yüzde 77 gibi yüksek bir katılımla gerçekleşen ve AfD'nin oy oranını son beş yıla göre iki kattan fazla artırdığı seçimlerde, parti tüm yaş demografilerinde en güçlü forza haline gelirken, sandığa gitmeyen seçmenleri de siyasete geri çekmeyi başardı. Bu sonuç, aşırı sağcı bir partiyi İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez eyalet düzeyinde iktidara taşınma noktasına getirdi.
Mevcut eyalet başkanı Sven Schulze liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ise resmi sonuçlara göre oy oranını 2021'deki yüzde 37,1'den yüzde 17,4'e düşürerek ağır bir darbe aldı. Özellikle nüfus kaybından ağır şekilde etkilenen küçük kasaba ve kırsal bölgelerde ekonomik yetkinliğini yitiren CDU'ya karşı seçmen, AfD'nin göçmenlik konusundaki sert tavrını ve Ukrayna'ya silah teslimatlarına karşı çıkmasını onayladı. Anketörlere göre seçmenlerin asıl derdi göçten ziyade yaşam maliyeti ve yüzde 3'lük enflasyonun körüklediği enerji fiyatlarıydı. Seçmenler, ekonomik durumun kötüleşmesi ve vergilerinin yanlış yerlerde harcandığı endişesiyle 'eski Almanya'yı geri getirmeyi' umut ettiklerini dile getirirken, Şansölye Friedrich Merz'in muhafazakarları için bu geri adım, eyaletteki seçmenlerin yüzde 87'sinin federal hükümetten memnun olmadığını ortaya koyan bir güvensizlik oyu olarak değerlendirildi.
Seçimden Sol Parti yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,7 ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 8,4 oy aldı. Yeni kurulan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) meclise girerken, Özgür Demokrat Parti (FDP) yüzde 2,2 ile meclis dışında kaldı. AfD lideri Ulrich Siegmund, istikrarlı bir hükümet kurmak için koalisyonlara açık olduğunu ancak temel politika pozisyonlarından taviz vermeyeceğini belirtti. BSW'nin kaygan çoğunluklarla atanacak partisansız bir eyalet başkanı fikrini 'karmaşa' olarak nitelendirip reddeden Siegmund, gerekirse erken seçime gidileceği mesajını verdi. Diğer tüm ana akım partilerin AfD ile koalisyonu reddetmesi durumunda CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti'yi kapsayan son derece karmaşık bir ittifak kurmak zorunda kalacak. Nitekim AfD, 2024'te Türingiya'da da birinci olmuş ancak aradaki fark daha az olduğu için diğer partiler çok ideolojili bir koalisyon kurabilmişti. Türingiya'da işe yarayan 'yangın duvarı' stratejisi, farkın çok açıldığı Saksonya-Anhalt'ta işlemeyecek gibi görünüyor.
Yenilgiyi kabul eden Schulze, AfD'nin açık ara zaferini teslim ederek ulusal liderlere seçmenlerin mesajını dikkate almaları çağrısında bulundu. Berlin'de Şansölyelik Ofisi Başkanı Nina Warken, sonucu CDU için bir 'kırılma noktası' ve 'çok zor bir sonuç' olarak değerlendirirken, federal hükümetin reform gündemiyle kararlılıkla ilerleyeceğini vurguladı. Ancak 2029'daki genel seçimlere henüz üç yıl olması, geleneksel partilerin kamuoyundaki desteği geri kazanması için bir zaman penceresi sunuyor. Gözlemciler, AfD'nin yükselişini durdurmanın anahtarının, CDU ve SPD'nin sarsılan Alman ekonomisini canlandırma kapasitesinde yattığına dikkat çekiyor.
83 sandalyeli eyalet meclisinde AfD'nin 39 sandalye kazanması bekleniyor; bu sayı tek başına iktidar için gereken mutlak çoğunluğun üç sandalye altında. Magdeburg'daki seçim gecesi kutlamalarında Alman bayrakları dalgalandırılırken, 35 yaşındaki Siegmund partisinin ulusal liderleriyle zaferi kutladı. Siegmund, 'Halk net bir mesaj verdi' diyerek bu zaferi, 2029'daki federal seçimlerde ulusal iktidara giden yolun ilk adımı olarak nitelendirdi. Londra merkezli Chatham House düşünce kuruluşu ise AfD'nin daha geniş etkisinin, Siegmund'un kampanya formülünün ne kadar kopyalanabileceğine ve partinin seçim desteğini kalıcı bir yönetme gücüne dönüştürüp dönüştüremeyeceğine bağlı olduğunu belirtti.
Seçim zaferi uluslararası yankı da uyandırdı. ABD Başkanı Donald Trump sonucu Truth Social hesabından paylaşırken, diğer Avrupa ülkelerindeki aşırı sağcı liderler bu sonucu değişim için bir mandat olarak selamladı. Ancak Avrupa'daki asıl korku, AfD'nin Fransa'nın Ulusal Birlik veya İtalya'nın Kardeşleri partilerinden çok daha uçta olması. Fransa'nın Ulusal Birlik partisi AfD ile herhangi bir ilişki kurmayı reddederken, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin liderliğindeki Kardeşleri partisi son 80 yılın en uzun süre görevde kalan hükümetini kurarak 'güvenli bir çift el' olduğunu kanıtladı. AfD ise Nazi geçmişiyle yüzleşme konusundaki tutumsuzluğu nedeniyle çok daha büyük bir endişe kaynağı yaratıyor.
AfD, göçmenlik politikalarını daha da somutlaştırarak reddedilen sığınmacıların sınır dış edilmesi için eyalet çapında bir kampanya başlatmayı planlıyor. Parti ayrıca, 'kültürel olarak yabancı' olarak nitelendirdiği ülkelerden nitelikli göç yerine işletmelerin yapay zeka ve otomasyona yönelmesini teşvik etmeyi öneriyor. Ulusal düzeyde de yüzde 28 oy oranıyla en popüler parti konumunda olan AfD, CDU'yu yüzde 20 ile geride bırakıyor. Partinin göçmenlik konusunda sert kısıtlamalar, Rusya ile bağların restorasyonu, Ukrayna'ya desteğin kesilmesi ve Euro'dan çıkış gibi bir ajandası bulunuyor. Yerel politikaları arasında ise mülteci çocuklarının ayrı sınıflarda okutulması, okullardaki gökkuşağı bayraklarının yasaklanması, her gün Alman bayrağının çekilmesi, vatandaş devriyeleri, rüzgar çiftlikleri inşaatlarının durdurulması, yenilenebilir enerji ve kamu yayıncılığına verilen sübvansiyonların tamamen kesilmesi ve okullarda daha fazla Rusça eğitimi yer alıyor. Düşmanca bir iklim yarattığına dair suçlamaları reddeden parti eş lideri Alice Weidel, 'Vergilerini ödeyen, yasalarına uyan ve topluma olumlu katkı sağlayan herkes sıcak bir şekilde karşılanır' savunmasını yaptı.
Seçim sonuçları eyaletteki göçmen kökenlilerde derin bir endişe yaratırken, Yeşiller'den Mamad Mohamad ve Sol Parti'den Mustafa Groener, eyalet meclisine giren ilk göçmen kökenli milletvekilleri olmaya hazırlanıyor. 1996'da Suriye'den 16 yaşında bir Yezidi Kürt olarak Almanya'ya gelen 46 yaşındaki Mohamad, bu tarihi anı 'zehirli bir zafer' olarak nitelendirerek, 'Kalbim ikiye bölünd' dedi. Mohamad'ın kızı, AfD'nin demokrasi projelerini hedef alması nedeniyle okula gitmek istemezken, göçmen topluluklarında belirsizlik ve huzursuzluk hakim. Göçmen Organizasyonları Eyalet Ağı'nın yöneticisi Undra Dressler, göçmenlerin zaten iş, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde yapısal ayrımcılıkla karşılaştığını belirterek, 'Çoğu insan valizlerini topladı ve yakında ayrılma konusunda somut planları var, hatta bazıları çoktan ayrıldı' dedi. Demokrasi savunucusu Miteinander'ın yöneticisi Pascal Begrich ise ekonomik gerçekler nedeniyle kitlesel bir göç beklemese de, birçok şirketin çalışanlarının güvenliğini sağlayıp sağlayamayacağını sorgulayarak eyaletteki yatırımlarını yeniden değerlendirdiğini kaydetti.
Tüm bu endişelere rağmen, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, kurulacak herhangi bir hükümetin Almanya'nın anayasal düzeni ve azınlık korumalarıyla bağlı kalacağını vurguluyor. Dressler, 'Diğer 15 eyaletin de bu durumu izleme ve gerekirse müdahale etme yükümlülüğü var' diyerek anayasal sınırların altını çizdi. Magdeburg'daki kutlamalara katılan girişimci Antony Lee, 'Almanya'da ve Batı Avrupa'da değişime ihtiyacımız olduğu açık. Buradan kesinlikle bir başlangıç sinyali gidiyor, isteseniz de istemeseniz de' ifadelerini kullandı. ING Think, bu sonucun Avrupa'daki 'yerleşik sağcı parti, siyasi merkezin çöküşü ve parçalı siyasi manzara' eğilimini doğruladığını belirtirken, eyalette nasıl bir hükümet kurulacağı belirsizliğini koruyor. Öte yandan Avrupa'da, AfD'nin 20 Eylül'de Mecklenburg-Vorpommern'de yapılacak seçimlerde de bu güçlü performansı tekrar etmesinden korkuluyor.