Avrupa, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en tehlikeli dönemini yaşıyor. Doğudan gelen Rusya tehdidi giderek büyürken, ABD artık Avrupalıları koşulsuz koruma altına almak istemiyor. Buna ek olarak İran'daki çatışma enerji fiyatlarını yukarı itiyor; Katar'ın sıvılaştırılmış doğalgaz üretim tesisleri İran füzeleriyle vuruldu. Bu durum Avrupa'yı, yakın ve orta vadede alternatif kaynağı olmadan Rusya'dan ithal ettiği doğalgaza daha fazla ödeme yapmak zorunda bırakıyor. Kısacası Avrupa şu anda son derece kırılgan bir konumda bulunuyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın gelişimi iki temel faktöre dayanıyordu: Marshall Planı ve NATO. Washington'ın Batı Avrupa'ya yaklaşık 13 milyar dolar borç verdiği Marshall Planı çok ihtiyaç duyulan nakit kaynağını sağlarken, NATO komünist tehdide karşı güvenlik şemsiyesi sundu. Bu sayede Avrupa, paramparça olmuş ekonomisini yeniden inşa etme ve savaşın yıkımından kurtulma fırsatı buldu. Ardından gelen Soğuk Savaş dönemi Avrupalılar için olumlu işledi; ABD, NATO aracılığıyla etkili bir güvenlik garantisi verdi.
Ancak Sovyet sonrası dönemde birleştirici ortak bir tehdidin ortadan kalkması ve Batı'da milliyetçiliğin küreselciliğe karşı seçim başarıları kazanması, o güne kadar batı yarımküresinde uluslararası güvenliği düzenleyen stratejik dengeyi alt üst etti. Washington, NATO üyelerini GSYİH'lerinin yüzde 5'ine kadar üyelik payı ödemeye zorluyor ve bu durum üyelerin kaynaklarını tüketecek. ABD dış politikası artık "önce Amerika" temelinde yürüyor ve Avrupa'nın Rusya'nın Ukrayna işgaline karşı yürüttüğü kampanyaya katılma baskısına boyun eğmiyor. İran'daki çatışma da transatlantik çatlağı gözler önüne serdi; büyük Avrupa güçleri, ABD'nin petrol ve gaz geçişi için Hürmüz Boğazı'nı açık tutma çağrısına rağmen uzun süre çatışmadan uzak durdu.
NATO müttefikleri arasındaki bağların gevşemesiyle, onlarca yıldır Avrupa'da istikrarı garanti altına alan güvenlik artık kesin değil. Aynı zamanda doğudaki ağır Rus varlığı — ki Rusya aynı zamanda Avrupa'nın en büyük enerji tedarikçisi — Avrupalıları çok ihtiyaç duydukları kaynakları silahlı kuvvetlerine ve Ukrayna'nın savunmasına ayırmaya zorluyor. Daha zayıf bir ekonomi ve Rusya'nın niyetlerine ilişkin kaygılar, Avrupa'nın kendi içinde ciddi çatlakları yeniden açabilir. 1990'ların başındaki eski Yugoslavya savaşı ve 2003 Irak işgali, büyük Avrupa güçleri arasında temel dış politika konularında derin bölünmeler olduğunu göstermişti. Avrupa birliği ve küresel etkisi, Washington ile kopuşu yaşarken aynı anda Rusya tehdidiyle yüzleşerek ayakta kalabilir mi? Bu soru hâlâ yanıt bekliyor.
Farid Mirbagheri, Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Strategy International Kıdemli Araştırmacısıdır.