Icerige atla
Kültür 📰 48/100

Görgü Tanıkları ve Otantik Anlatıcılar: Kıbrıs Gazeteciliğinin İlk Kuşağı

Görgü Tanıkları ve Otantik Anlatıcılar: Kıbrıs Gazeteciliğinin İlk Kuşağı

Dünkü yazıda David Halberstam'ın ünlü sözü hatırlatılmıştı: Gazetecilik ona harika bir hayat vermişti, istediği her şeyi sunmuştu ve muhabir olduğu için mutluydu. Bu söz, Kıbrıs'ın ilk kadın gazetecisi Maroula Violari-Iakovidou'yu akıllara getiriyor. Violari-Iakovidou, Halberstam ile aynı kuşaktan; 1937 doğumlu. Kıbrıs Gazeteciler Birliği'nin meslekte 70. yılı şerefine düzenlediği anma etkinliği öncesinde kendisiyle yapılan röportajda şunları söyledi: "Gazetecilik bana güzel bir yolculuk, heyecan dolu bir yolculuk verdi. Yeniden doğsam her şeyi aynı şekilde yapardım."

Violari-Iakovidou, gazetecilik mesleğine 1955 yazında, henüz 18 yaşını doldurmadan başladı. Rumların Pancyprian Gymnasium'undan üstün başarıyla mezun olmasının ertesi günü işe koyuldu.

1930'larda doğan ve profesyonel kariyerlerine 1955-59 EOKA mücadelesini haberleştirerek başlayan bu çelik iradeli gazeteci kuşağı, 2011 yılında Kıbrıs Parlamentosu tarafından onurlandırıldı. Onurlandırılanlar arasında Fanos Konstantinidis, Andreas Hatzipapas, Giorgos Leonidas ve Alex Efthyvoulou (1927 doğumlu) bulunuyordu. Dönemin Parlamento Başkanı Marios Garoyian şunları söyledi: "Siz, yeni doğmuş Cumhuriyetimizin acılarını ve özlemlerini ilk yaşayanlardınız. 1960'ların kritik on yılında oradaydınız, Türk işgali geldiğinde oradaydınız, Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan her girişimde oradaydınız ve Avrupa Birliği'ne katıldığımızda da oradaydınız."

Gazeteciler Birliği'nin dönemin başkanı Antonis Makrides ise şunları belirtti: "Bugün Parlamento tarafından onurlandırılan insanlar, yirminci yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs tarihine damga vuran olay ve gelişmelerin en otantik anlatıcıları olarak haklı biçimde adlandırılabilir." Makrides sözlerine şöyle devam etti: "Ellerinde kalemle bu ülkenin belirleyici anlarını yaşadılar ve bu olayların kayıtlı tanıkları oldular. Ne kadar üniversiteye giderseniz gidin, ne kadar kitap okursanız okuyun, edindiğiniz bilgi ateşle pişmiş bir gazetecinin deneyiminin ağırlığına ve değerine asla ulaşamaz. Deneyim, dünyadaki tüm profesörlerin toplamından daha değerlidir."

Bu deneyimin elbette bir bedeli vardı. Antonis Makrides'in anlattıkları, sayısız gün ve uykusuz geceler boyunca yaşanan korku, kaygı ve psikosomatik tükenmişliği kapsıyordu. Üstelik bu, yalnızca partizan tutku, hizipleşme fanatizmi, toplumlar arası nefret, ölüm korkusu ve toplulukların kökünden sökülmesiyle felç olmuş bir toplumun gözlemcileri olarak yaşadıklarıydı. Çünkü o eski meslektaşlarımız sadece "görgü tanıkları" ve "otantik anlatıcılar" değildi. Onlar, çalkantılı bir çağın tüm zehirini bünyesine çeken insanlardı.

Paylaş: