Kıbrıs, Avrupa'nın en tükenmiş işgücüne sahip ülkelerinden biri konumunda. En azından veriler bunu söylüyor.
Son Avrupa Çalışma Koşulları Anketi'ne göre Kıbrıs'taki çalışanların yaklaşık yüzde 44'ü iş günü sonunda kendini fiziksel olarak tükenmiş hissettiğini belirtiyor. Bu oran, ankete katılan 35 ülke arasındaki en yüksek değer.
Gallup'un son ülke verileri de benzer bir tablo çiziyor: Kıbrıs'taki çalışanların yüzde 56'sı önceki gün yoğun stres yaşadığını söylüyor. Bu oran Avrupa ortalamasında yüzde 39 düzeyinde kalıyor.
Yani durum ortada. Yorgunuz.
Ancak herkes bu görüşe katılmıyor.
Haberin altındaki yorumlar farklı bir hikâye anlatıyor. Birisi "Tembeller" derken, bir diğeri "Korkaklar" diye yazmış. Diğerleri ise kamu çalışanlarına, kahve molalarına, sigara odalarına, 13. ve 14. maaşlara, hatta ofisteki çaydanlığa yürümenin yorucu olduğu iddiasına dikkat çekiyor.
Gerçek hikâye belki de tam burada saklı.
Mesele Kıbrıs'ın tükenmiş olması değil. Asıl mesele, adamızın artık tükenmişliğin nasıl göründüğü konusunda uzlaşamaması.
Bazıları için yorgunluk hâlâ görünür bir şey. Ağustos ayında haftada 70 saat çalışan garson. Sıcak altında çalışan inşaat işçisi. 12 saat ayakta duran hemşire. İki işten dönüp konuşacak enerjisi kalmayan ebeveyn.
Bu tür yorgunluğu tanımak kolay. Üzerinde ter var. Toz var. Bel ağrısı var. Üniforma var.
Ama bugünün yorgunluğu çoğu zaman farklı görünüyor.
Bir dizüstü bilgisayarın arkasına saklanıyor. Akşam yemeğinden sonra mesajlara cevap veriyor. Kahveden önce e-postaları kontrol ediyor. Sürekli ulaşılabilir, sürekli tetikte, bir yerlerde cevap bekleyen bir şey olduğunun sürekli farkında olmanın getirdiği o düşük seviyeli baskıyı taşıyor.
İşte kuşaklar belki de bu noktada birbirini ıskalıyor.
Eski Kıbrıs da tükenmişliği biliyordu. Elbette biliyordu. Uzun saatleri, fiziksel emeği, ekonomik belirsizliği, göçü, sorumluluğu ve hayatta kalma mücadelesini biliyordu. Kimse bunun aksini iddia edemez.
Ancak o baskıların çoğunun sınırları vardı. İş başlardı, iş biterdi. Beden yorulurdu ama günün bir şekli vardı.
Modern iş hayatı ise çoğu zaman şekilsiz.
Eurofound, dijital ve mobil çalışmanın iş ile özel hayat arasındaki sınırı bulanıklaştırabileceği, stresi artırıp iş-yaşam dengesine zarar verebileceği konusunda yıllardır uyarıyor.
Microsoft ise bu duruma 'sonsuz iş günü' adını veriyor: Çalışanların toplantılar, e-postalar ve bildirimlerle sürekli kesintiye uğradığı; işin giderek sabahlara, akşamlara ve hafta sonlarına taştığı bir dünya.
Başka bir deyişle, yeni tükenmişlik her zaman işte kaç saat geçirdiğinizle ilgili değil. Asıl mesele, işin sizi ne kadar nadir bıraktığı.
İşte 'tükenmişlik' kelimesi de tam burada önem kazanıyor. Dünya Sağlık Örgütü tükenmişliği şöyle tanımlıyor: Başarıyla yönetilemeyen kronik iş yeri stresinin sonucu olarak ortaya çıkan; bitkinlik, işten zihinsel uzaklaşma, sinizm ve azalan verimlilikle kendini gösteren bir durum.
Tembellik değil. Zayıflık değil. Başa çıkmayı unutmuş bir kuşak değil. Aksine, insanlardan iş günü çoktan bittikten sonra bile bağlı kalmalarını isteyen bir sistem.
Kıbrıs ise her zamanki gibi işleri güzel bir şekilde karmaşıklaştırıyor. Çünkü burada iş ve hayat hiçbir zaman tamamen ayrı olmadı.
Patron akşam 8'de arayabilir. Ama kuzeniniz de arayabilir. Ofis kaotik olabilir. Ama biri yine de koulouri getirir. Gün stresli geçebilir. Ama bir kahve, bir dedikodu, bir komşu, bir anne, okul servisi, isim günü, vaftiz töreni ya da birinin teyzesini içeren küçük bir kriz tarafından mutlaka bölünür.
Belki de bu yüzden Kıbrıs'ta tükenmişliği okumak bu kadar zor. Stresli olabiliriz, evet. Aşırı çalışıyoruz, kesinlikle. Düşük maaş alıyoruz, çoğu zaman. Avrupa'daki neredeyse herkesten daha tükenmişiz, görünüşe göre.
Ama biz her zaman aynı şekilde boş değiliz.
Çünkü Kıbrıs'ta hayat hâlâ iş gününün içine sızıyor. Biri kapıyı çalar. Biri yemek yiyip yemediğinizi sorar. Biri çok yakın oturup yüksek sesle konuşur. Biri meyve getirir. Siz bir e-postaya cevap vermeye çalışırken biri size tüm sorununu anlatır.
Ve bu, çıldırtıcı bir şekilde, işe yarıyor.
Yeterli değil belki. Her zaman değil. Herkes için değil. Kıbrıs'ta çok az parayla, çok az saygıyla ve çok az seçenekle acımasızca çalışan insanlar var. Bu gerçek yumuşatılmamalı ya da romantize edilmemeli.
Yine de burada dikkat çekici bir nokta var: Modern dünyanın büyük bölümünde tükenmişlik, yalnızlıkla daha da keskinleşiyor. İnsanlar yorgun ve yorgunluklarıyla yalnız kalıyor. Sessizce çalışıyor, sessizce iyileşiyor, sessizce telefonlarını kaydırıyor ve buna denge diyorlar.
Kıbrıs ise tüm kusurlarına rağmen hâlâ sessizliği bölüyor.
Bu, bizi tükenmişliğe karşı bağışık kılmıyor. Veriler bunun aksini çok net söylüyor. Ama belki de bu kadar çok insanın 'tükenmişlik' kelimesiyle neden tartıştığını açıklıyor.
Çünkü bir kuşak 'tükenmişlik' duyduğunda fiziksel çöküşü düşünüyor. Bir başkası ise zihinsel tükenmeyi anlıyor.
Belki de insanların yorgun olup olmadığını tartışmıyoruz. Hangi tür yorgunluğun sayıldığını tartışıyoruz.
Çünkü yorgunluk şekil değiştiriyor. Bazen devam ediyor. Cevap vermeye devam ediyor. Gülümsemeye devam ediyor. Yatmadan önce son bir mesajı kontrol ederken "İyiyim" demeye devam ediyor.
Kıbrıs gerçekten de Avrupa'nın en tükenmiş yerlerinden biriyse, asıl mesele insanların abartıp abartmadığı değil belki de. Belki de yanlış işaretlere bakıyoruz.