Çok da uzun zaman önce değil, Kıbrıslılar rengârenk bir çevrede yaşıyordu. Bitkilerle dolu balkonlar, canlı renklere boyanmış panjurlar, desenli avlular ve kişisel dokunuşlarla süslenmiş evler adaya özgü bir görünüm kazandırıyordu.
Ancak bugün, yeni inşa edilmiş çoğu binada yürüyüş yapmak çok farklı bir tablo ortaya koyuyor. Nötr renk paletleri, minimalist çizgiler ve sade apartman binaları giderek yaygınlaşıyor; bu da gözle görülür biçimde daha ölçülü hale gelen bir mimari tarzı yansıtıyor.
Bu değişimi yaşayan tek yer Kıbrıs değil. Birleşik Krallık'taki Bilim Müzesi Grubu'ndan araştırmacılar, binlerce gündelik eşyayı inceleyerek modern hayatın 'grileşmesi' olarak adlandırılan bir eğilim tespit etti: gri, siyah ve beyaz gibi nötr renklerin giderek daha baskın hale gelmesi. Araştırmacılara göre, akromatik renk şemalarına yönelik eğilim zaman içinde istikrarlı bir şekilde arttı.
Mimar Christiana Karagiorgi'ye göre, Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeler diğer sosyal ve ekonomik değişimlerle bağlantılı. Karagiorgi, 'Kıbrıs son yıllarda oldukça hızlı bir kalkınma sürecinden geçti' diyor.
Bu süreçte adanın ağırlıklı olarak kırsal bir toplumdan daha kentleşmiş bir yapıya dönüştüğünü ve mimari tarzların uluslararası düzeydeki trendlerden ve kalkınma modellerinden etkilendiğini anlatıyor.
Karagiorgi, 'Mimari dil giderek daha uluslararası hale geldi ve yerel özelliklerden çok küresel kalkınma modellerini yansıtıyor. Sonuç olarak mimari ifade, yerel referanslardan koptu' diye konuşuyor.
Bu değişimin bir kısmı minimalist tasarımın giderek ticarileşmesiyle bağlantılı. Karagiorji, 'Minimalizm, Kıbrıs'ta olduğu kadar küresel ölçekte de büyük ölçüde ticarileşti' ifadelerini kullanıyor.
Mimarlığın giderek piyasa mekanizmaları tarafından yönlendirildiğini ve belirli tarzların pazarlanmasının daha kolay olduğunu belirten Karagiorgi, nötr paletler ve düz çizgilerin kullanımının 'ticarileştirilmiş minimalizm' olarak adlandırdığı bir anlayış yarattığını ve bunun tüketiciler tarafından kolayca kabul edildiğini söylüyor.
'Norm, yaygın olarak kabul gören, kitleler için mimaride güvenli bir yatırıma karşılık geliyor. Estetik ve mimari dil açısından daha deneysel veya yenilikçi olan her şey finansal risk olarak görülüyor' diyor.
Draftworks Architects'ten mimarlar Christiana Ioannou ve Christos Papastergiou da benzer bir görüşü dile getiriyor. Onlara göre çağdaş tasarım, modern konutların görünümüne ilişkin hakim trendlerden ve inançlardan büyük ölçüde etkileniyor.
Ioannou ve Papastergiou, 'Bugün, aksine, 'stiller' olarak adlandırdığımız şeyler tarafından daha fazla 'disipline edilmiş' olabiliriz; bunları sosyal onay kazanmanın veya belirli bir sosyal gruba ait olma arayışının bir yolu olarak takip ediyoruz' diyor.
Bu durum, aksi takdirde evlerde ve topluluklarda ifade edilebilecek uygulamaların modası geçmiş olarak görülmesine yol açıyor.
Mimarlar, 'Bu tür bir ifadeciliğin daha çok eski binalarda ve yerleşimlerde bulunması, geçmişte insanların renkler, bitkiler ve diğer kişisel ifade araçlarını kullanarak mekanı kişiselleştirme ve kendini ifade etme konusunda daha istekli olduğunu gösteriyor' diyor.
Değişim özellikle balkonlarda belirgin hale geldi. Nesiller boyunca dış mekanlar Kıbrıs'ta yaşamın önemli bir parçasıydı. Balkon, bahçe ve gölgeli teras, konutun bir uzantısı olarak insanların buluştuğu, bahçeyle ilgilendiği ve güneşten korunduğu yerlerdi.
Karagiorgi, 'Kıbrıs'ta geleneksel olarak açık hava yaşamı, yaşam alanının önemli bir uzantısı olarak deneyimlenirdi' diyor.
O günlerde tipik bir ev yaşamının, ister avlular, ister asma pergolalar veya ailenin gün içinde birlikte vakit geçireceği gölgeli yerler olsun, büyük ölçüde dış mekanla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.
Karagiorgi, 'Avlunun samimi çevresi, avlu, asma kaplı pergolalar ve sabah kahvesi için merkezi bir ağaç, iç ve dış arasındaki gölgeli eşik, modern yaşam tarzları çarpıcı biçimde değiştikçe merkezi rollerini yavaş yavaş kaybetti' diye ekliyor.
Bununla birlikte, çağdaş minimalist estetiğe duyulan takdire rağmen, üç mimar da mimarinin bağlamından giderek kopmasıyla nelerin kaybolabileceğini sorguluyor.
Karagiorgi'ye göre geleneksel Kıbrıs mimarisi sadece bir estetiği yansıtmıyor, aynı zamanda adanın iklimsel, çevresel ve kültürel koşullarıyla da yakından bağlantılı.
'Kıbrıs'ta çağdaş bir müstakil eve baktığımızda, aynı evin Los Angeles'ta durduğunu rahatlıkla hayal edebiliriz' diyor.
Karagiorgi, Kıbrıs'ta mimarinin giderek uluslararasılaştığını ve bunun da binalarla çevreleri arasındaki bağı zayıflattığını savunuyor.
'Bu nedenle hayati bir şeyin kaybolduğuna inanıyorum: kimliğimiz; katı bir ulusal kimlik olarak değil, 'topos'la (yer), iklimimizle, havamızla, manzarayla, tarihimizle ve kültürümüzle olan ilişkimiz' diye konuşuyor.
Ioannou ve Papastergiou da bu endişeyi yineleyerek, küreselleşmenin etkisinin kaçınılmaz olsa da yerel ihtiyaçları ve gelenekleri dikkate alması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Mimarlar, 'Bugün küresel ile yerel arasında bir denge bulma ihtiyacı giderek artıyor' diyor.
Her iki mimarlık ofisine göre de çözüm geçmişi kopyalamak değil, bu mekanları anlamlı kılan şeyin ne olduğunu yeniden düşünmek. Çağdaş mimari, formlarını kopyalamak yerine, onların temsil ettiği değerlerden yararlanabilir: doğayla bağlantı, açık hava yaşam kültürü ve güçlü bir yer duygusu.