Komşu bölgemizde savaş kızışırken, itidal ve barış çağrısı yapmak yerine, hem ABD'nin hem de İsrail'in uluslararası hukuku açıkça ihlal etmesini eleştirmek bir yana, savaş yürüten güçlerle uyum içinde artan bir militarizme doğru ilerliyoruz.
ABD, Lübnan ve İran'daki bombalama kampanyalarını aktif olarak destekledi. Bu saldırılar bölgesel istikrarsızlığın büyümesine ve binlerce sivilin katledilmesine yol açıyor.
Tüm bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides askeri tedariki hızlandırıyor, savunma iş birliğini genişletiyor ve emperyalist, yayılmacı biçimde davranan ülkelere desteğimizi artırmak için büyük yatırımlar yapıyor. Askeri işgal altındaki, bölünmüş ve eski bir sömürge olan bir ülke olarak bu tür savaş politikalarına yardım ve yataklık etmek yerine bunları eleştirmemiz gerekmez mi?
Tersine, adadaki İngiliz üsleri tam kapasiteyle çalışmaya ve bölgesel askeri operasyonlara katılmaya devam ediyor. Bu durum sömürge geçmişimizle olan bağlarımızı daha da derinleştiriyor.
Adadaki askeri varlığın artmasıyla jeopolitik açıdan sağlıklı bir bölge için çözüm üretmekten giderek uzaklaşıyoruz. Christodoulides adadaki artan askeri varlığın daha fazla güvenlik getireceğini iddia ederken, gerçekte olan şey Kıbrıs'ın geleneksel emperyalist güçlerin (İngiltere ve ABD) ve yeni emperyalist güçlerin (İsrail) bölgeye hükmetmesi için bir araç olarak kullanılması.
İsrail insanlık dışı yüzünü zaten gösterdi. Kıbrıs hükümeti ise bu demir yumruğun hükmetmesine olanak sağlamaya devam ediyor.
Bu satırları yazarken Gazze yerle bir edilmiş, Batı Şeria ilhak edilmekte ve Filistinliler için ölüm cezası İsrail'de artık hukukun kuralı haline gelmiş durumda. Haaretz gazetecisi Linda Dayan'a göre İsrailli gazeteciler bile "belirli konuları işleyen materyallerini yayınlanmadan önce sansürcüye göndermek zorunda".
Beyrut semalarında her gün insansız hava araçlarının uğultusu yankılanıyor. İsrail'in amacı yerinden etmek ve ilhak etmek. Bomba atılmadığı zamanlarda bile İHA'lar 2,5 milyon nüfuslu kentin üzerinde alçaktan ve yüksek sesle uçmaya devam ediyor. Bu kent kendi kıyılarımızın tam karşısında yer alıyor. Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin 1948 savaşından bu yana tercih ettiği yıldırma yöntemi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in Lübnan'daki saldırıları Mart ayı başından bu yana 1.530'dan fazla kişinin ölümüne yol açtı. İran'da ABD ve İsrail saldırılarında 2.000'den fazla kişi hayatını kaybetti. Gazze'de 500 günü aşan savaşta ölü sayısı yüz binlere ulaşıyor. Aynı dönemde Batı Şeria'da 1.000'den fazla kişi öldürüldü.
Kıbrıs hükümetinin sorgulamayı ve eleştirmeyi başaramadığı İsrail Devleti işte bu. Seçilmiş hükümetimizin sürekli destek verdiği İsrail Devleti de yine bu.