Larnaka'nın merkezinde beş dakikalık bir yürüyüşle 1000 yıllık Kıbrıs tarihini tek bir güzergahta yaşamak mümkün. Ayios Lazarus Kilisesi, Cami Kebir ve Larnaka Ortaçağ Kalesi; Bizans, Osmanlı ve Ortaçağ dönemlerinin izlerini şehrin kalbinde bir araya getiriyor.
Birbirinden yalnızca birkaç metre uzaklıkta yer alan bu anıtlar, Kıbrıs tarihinin birbirini izleyen dönemlerini yansıtıyor. Farklı din ve kültürlerden toplulukların yüzyıllar boyunca bir arada yaşayarak şehri nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Üç nokta arasındaki mesafe küçük olsa da bu yolculuk, Kıbrıs'ın katmanlı geçmişini ve tarihin şehir dokusuna nasıl işlediğini çok daha geniş bir hikayeyle anlatıyor.
Bu kısa güzergah, sanatçı Ioanna Georgiou'ya ilham vererek izleyicileri şehirde sıradan bir yürüyüşün ne anlama gelebileceği üzerine yeniden düşünmeye davet etti. Sanatçının A Five Minute Walk (Beş Dakikalık Yürüyüş) adlı eseri, şu anda Londra'daki Kıbrıs Yüksek Komiserliği'nde devam eden The Island III adlı serginin parçası olarak sergileniyor.
Eserin fikri basit bir bakış anında doğdu. Finikoudes Sahili'nde durup şehir merkezine bakan Georgiou, Larnaka'nın en önemli anıtlarından birçoğunun aynı görüş alanına sığdığını fark etti.
Sanatçı, "İlk olarak orada dururken aklıma geldi" diyor. "Aynı karede Ayios Lazarus Kilisesi, Ortaçağ Kalesi ve Cami Kebir görünüyordu. Birbirlerine şaşırtıcı derecede yakındılar."
Kilise, cami ve kale adeta birbiriyle konuşur gibiydi. Önce tesadüf gibi görünen şey, sanatçı için adanın sıkıştırılmış bir tarihine dönüştü.
Georgiou, "Kısacası Ayios Lazarus Kilisesi'nden Cami Kebir'e, oradan Larnaka Ortaçağ Kalesi'ne yürümek beş dakika sürüyor" diye açıklıyor. "Güzergah beş dakikada yürünüyor ama oluşması 1000 yıl aldı."
Bu gözlem, eserin temelini oluşturdu.
Fiziksel formuyla A Five-Minute Walk, bulunmuş ahşap üzerine yapıldı ve güzergahın haritasıyla orantılı bir biçim aldı. Akrilik boya, yaşayan labirentleri andıran kesişen yollar oluşturuyor.
Georgiou, "Karton üzerine akrilik, birbirini kesen renkli labirentleri gösteriyor" diyor. "Renklerin canlılığı bu hareketli şehri, yolların kesişme ya da bazen birbirini kesintiye uğratma biçimini temsil ediyor."
Yine bulunmuş ahşaptan yapılan çerçeve, çevresine tepki veriyor. Sıcaklık ve hava koşullarına göre hafifçe değişiyor. Sanatçı, "Tıpkı diğer her şey gibi" diye ekliyor.
Çalışmanın kökleri Larnaka'da olsa da Georgiou'nun bakış açısı, Kıbrıs dışında geçirdiği zamanla şekilleniyor. Sık sık adayı ziyaret edip aile bağlarını koruyor; ancak şehri uzaktan da gözlemlemesi, onu görüş biçimini değiştirdi.
Sanatçı, "Larnaka'yı, sürekli orada yaşıyor olsaydım hissedeceğimden daha büyük bir minnettarlık ve sevgiyle deneyimliyorum" diyor. "Temiz denizi ve en kumlu plajların yanı başındaki şehir merkezi büyük bir armağan."
Georgiou, Antik Kition, Hala Sultan Tekkesi ve Larnaka Tuz Gölü gibi mekanlardan sıcak bir dille söz ediyor ve bunları "kendi başlarına değerli destinasyonlar" olarak tanımlıyor.

Yurtdışında yaşamanın, eve olan bağlılığı derinleştirebileceğini ve çoğu zaman gözden kaçanlara karşı farkındalığı artırabileceğini söylüyor. Sanatçının Kıbrıs'ta geçirdiği zaman, daha önce adada yaşaması mümkün olmayan karşılaşmalarla da şekilleniyor.
Georgiou, "İlk Türkçe konuşan Kıbrıslı ile yirmili yaşlarımın ortalarında, yüksek lisans için İngiltere'deyken tanıştım" diyor. "Birkaç kilometre arayla doğmuştuk, ama ikimizin de yurt dediği adada hiç karşılaşamamıştık."
Georgiou'nun düşüncelerinde öne çıkan temalardan biri, Kıbrıs'ın dışarıdan nasıl algılandığı.
Sanatçı, "'Nerelisin?' diye sorulması bile zor" diyor. "'Kıbrıs' dediğinizde bir sonraki soru hep 'Rum tarafı mı, Türk tarafı mı?' oluyor."
Ona göre bu yaklaşım, Kıbrıs'ı bağımsız ve karma kültürel-dilsel geçmişe sahip bir ülke olarak görmeyi engelliyor. Yaşanan deneyimi, gerçek hayatın karmaşıklığını yansıtmayan basit kategorilere indirgiyor.
"Zaman zaman, farklı bir cevap vermek bölünmüşlüğü normalleştirme riski taşıyor gibi hissettiriyor" diyor sanatçı, "birçok Kıbrıslının derinden acılı bir deneyim olarak yaşadığı bir durum."
Farklı toplulukların bir arada nasıl yaşadığı da eserinde işlenen temalardan biri. Georgiou için bu, gündelik rutinler, paylaşılan mekanlar ve sıradan özgürlüklerle şekillenen hissedilen bir deneyim.
Sanatçı Londra'da geçirdiği yılların bu görüşünü nasıl biçimlendirdiğini anımsayarak, "Birlikte yaşamak, inancınız ya da diliniz ne olursa olsun yaşamdan keyif alma, üretken ve yaratıcı olma alanına sahip olmak demektir" diyor. "Bunu iş yerinizde, meslektaşlarınızla, komşularınızla ya da tiyatroda yanınızda oturan biriyle yaşarsınız."
Aynı pratik geleceği Kıbrıs için de hayal ediyor. "Birlikte yaşamak aynı süpermarkette sıraya girmek demektir" diyor. "Sınır olmadan sınırları bilmek demektir."
Coğrafi olarak küçük olsa da A Five-Minute Walk güzergahı kişisel hafızayı, tarihi ve bugünkü deneyimi tek bir jestte birleştiriyor. Georgiou şu sözlerle bitiriyor: "Birlikte yaşamak, gerçekten başarmak istersek sandığımızdan çok daha basit."
A Five Minute Walk, Londra'daki Kıbrıs Yüksek Komiserliği'nde devam eden The Island III sergisinin parçası. Sergi, Kıbrıs'ı Doğu ile Batı arasındaki bir bağ olarak ele alıyor. 19 Kıbrıslı sanatçının eserleri Haziran ayı sonuna kadar görülebilir.