Geçen hafta İngiltere, İskoçya ve Galler'de belediye ve bölge seçimleri yapıldı. Bu seçimlerde İşçi Partisi hükümeti ve Başbakan Keir Starmer, Reform UK ve Nigel Farage karşısında ağır bir yenilgi aldı.
Starmer şu anda istifa etmesi yönünde baskı altında. Ancak İngiltere başbakanları ne zamandan beri yerel seçim sonuçları yüzünden istifa eder hale geldi? Çince bir atasözünün dediği gibi her kriz aynı zamanda bir fırsattır. Starmer bu fırsatı kullanarak kabinesine, sadakatsizlik gösterirlerse onları görevden alacağı uyarısını yapmalı.
Starmer 2024'te ezici bir zafer kazandı ve 2029'a kadar yeniden halk desteği aramasına gerek yok. O tarihe yaklaştığında, kendi liderliği altında İşçi Partisi'nin ikinci dönemi kazanamayacağına inanırsa görevi bırakmaya karar verebilir.
Ara dönem seçimleri genellikle ulusal veya uluslararası açıdan önemsizdir. Ancak bu sonuç, İngiltere'ye yüzyıllardır istikrarlı hükümetler sağlayan iki partili siyasi sistemin temellerini sarstı.
İngiltere, siyasi yönünü değiştiren en az iki seçim yaşadı. 1945'te İkinci Dünya Savaşı sonrasında kamuoyu görüşünde köklü bir değişim oldu. İngilizler, büyük savaş lideri Winston Churchill'i reddederek tekdüze konuşan Clement Attlee'yi ve refah devletini tercih etti. İkinci kez ise 1979'da Margaret Thatcher'ı ve serbest piyasa ekonomisini benimsediler.
Tony Blair 1997'de büyük bir zafer kazandı. Ancak bunun nedeni siyasi tutumlardaki köklü bir değişimden çok, Muhafazakar Parti'nin uzun süredir iktidarda olmasından dolayı insanların değişiklik istemesiydi.
"Köklü değişim" (sea-change), insanların derinlere kök salmış siyasi inançlarının temelden değiştiği zaman yaşanır ve bu, yeni ruh halini temsil eden bir hükümeti seçtiklerinde ortaya çıkar — William Shakespeare'in Tempest oyununun 1. Perde, 2. Sahne, 397. dizesindeki ifadeyle "zengin ve garip bir şeye dönüşen köklü değişim".
Reform UK'in geçen haftaki başarısı farklı bir şey. Bu daha çok bir tsunami uyarısına benziyor; köklü değişimin kendisine değil, denizin altındaki tektonik kaymanın habercisine. Hükümet insanların hayatını önemli ölçüde iyileştirmek için ciddi adımlar atmadığı sürece bu durum, 2029 genel seçimlerinde siyasi sistem için yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
Reform UK, popülist sağın yeni partisidir. İngiltere genelinde adeta bir dalga gibi yayıldı ve İşçi Partisi ile Muhafazakarları o kadar geride bıraktı ki her iki parti için kurumsal bir tehdit oluşturuyor. Partinin kuruluşu ortak bir girişimdi, ancak baş mimarı Brexit ile ün kazanan Nigel Farage oldu. Farage, Avrupa Parlamentosu'nun AB karşıtı üyesi olarak öne çıktığı günden bu yana İngiliz siyasetinin ayağına batan bir diken olmuştur.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve eşi Victoria Starmer, Londra'daki yerel seçimlerde oy kullanmak için bir sandık merkezine geliyorBirleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) lideri olarak Farage, 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerini kazandı. Bu, Muhafazakarlar ve İşçi Partisi dışındaki bir partinin İngiltere genelinde bir seçim kazandığı ilk seferdi — söz konusu olan Avrupa Parlamentosu seçimi olsa da.
Sonuç önemliydi çünkü Muhafazakar Başbakan David Cameron'ı bir Brexit referandumu sözü vermeye zorladı. Cameron, sonucu yönetebileceğine ve basit çoğunlukla İngiltere'yi AB içinde tutabileceğine inanıyordu.
Bu kibirli bir muhakeme hatasıydı. Çünkü Cameron, sonuçta anayasal istikrarsızlık doğuracak böylesine önemli bir karar için en az yüzde 55 çoğunluk şartı koymak gibi olağan anayasal önlemi almadı. İnsanlar ayrılma yönünde oy kullanırsa tam da 2016-20 arasında yaşananlar gerçekleşecekti — ki öyle de oldu.
İngiltere 2016'da yüzde 52 çoğunlukla AB'den ayrılma yönünde oy kullandı ve Nigel Farage İngiltere'nin "Bağımsızlık Günü"nü kutladı — görev tamamlandı! Boris Johnson dahil pek çok Muhafazakar siyasetçi Brexit trenine atladı. Ancak Brexit'in Farage'ın bebeği olduğu su götürmez bir gerçektir ve milliyetçi ivmesinin büyük kısmı Brexit sonrası onun peşinden gitti.
Farage 2018'de UKIP'ten ayrıldı. Sebebi partinin Tommy Robinson ile bağlantısıydı; Robinson'un görüşlerini fazla aşırı buluyordu. Ardından Brexit'i tamamlamak için Brexit Partisi'ni kurdu. İngiltere Ocak 2020 sonunda resmi olarak AB'den ayrıldıktan sonra Brexit Partisi, Reform UK olarak yeniden adlandırıldı ve popülist sağın yeni gücü olarak yeniden piyasaya sürüldü.
Farage, Reform UK ve GBNews'teki dostları hakkında şaşırtıcı olan şu: Siyasi inançları, İngiltere'nin göçmen ve mülteci ulusuna dönüştürülme tehlikesi altında olduğu korkusunu körüklemekle başlayıp bitiyor. Reform UK'in, ABD'deki ICE tarzı toplu göçmen sınırdışı politikası dışında bahsedilmeye değer ciddi bir politikası yok. Yorkshire'lı bir kadın seçmenin özlü ifadesiyle: "Reform iktidara gelse ne yapacağını bilmez."
Kendi türündeki pek çok kişi gibi Farage da gençliğinde göçmen karşıtıydı. AB karşıtı bir politikacıya dönüştü ve Brexit sonrasında eski haline döndü. Gençken Yahudi okul arkadaşlarına Nazi hakaretleri savurma eğilimi de vardı. İngiliz medyası artık onun Yahudilere karşı antisemitik hakaretler kusmadığını kabul ediyor — sadece göçmen karşıtı söylem kullanıyor. Üzücü olansa, Farage ve Reform'un bu kadar popüler olmasının gerçek sebebinin tam da bu olması.
Birincil hedefleri her zaman göçmenler, mülteciler ve göçmen işçiler olmuştur, çünkü onları şeytanlaştırmak kolaydır. Farage'ın Brexit projesi bile kişilerin serbest dolaşımı ile göçmen ve mültecilerin insan haklarını güvence altına aldığı için gündeme geldi. Şaşırtıcı olmayan şekilde hem Farage hem de Muhafazakar lider Kemi Badenoch artık Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çıkmak istiyor — bu da göçmenlerin toplu sınırdışı edilmesini kolaylaştıracak.
Yeter politika; çünkü seçimlerin ertesi günü yani 8 Mayıs Cuma, Sir David Attenborough'un 100. doğum gününe denk geldi — Life on Earth, Planet Earth, Blue Planet ve Frozen Planet'in efsane sunucusu.
Dünya, Londra'daki tıklım tıklım dolu Royal Albert Hall'da onun doğum gününü kutlarken insan şunu düşünmeden edemiyor: Attenborough gibi bir adamı dünyaya armağan eden bir milletin başbakanlığa Trump kopyası birini seçmesi gerçekten mümkün mü?
Konser, tüm salonun "Doğum günün kutlu olsun" şarkısını söylemesiyle son buldu. Ardından Attenborough'un kendisinin "What a Wonderful World" şarkısının müziği eşliğinde sözleri okuduğu bir kayıt çalındı. Bu, İngiltere'de daima Attenborough gibi insanların önde gideceğine dair çok rahatlatıcı bir mesajdı.