Devam eden şap hastalığı salgını, Kıbrıs'ın tarım modelini yeniden şekillendiriyor. İşverenler ve Sanayiciler Federasyonu (OEV) Başkanı Giorgos Pantelides, Salı günü yaptığı açıklamada gıda güvenliği ve hayvancılık dayanıklılığının ulusal öncelik haline gelmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Pantelides, federasyonun genel kurul toplantısında yaptığı konuşmada "tarımsal üretimin yalnızca maliyet açısından ele alınmaması gerektiğini" vurguladı. Bugünün öngörülemeyen küresel ortamında gıdada kendi kendine yeterliliğin temelde bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu belirtti.
Pantelides, "Bu, zamanında koruma altına almamız gereken bir güvenliktir" dedi ve Kıbrıs'ın tıpkı yerli ilaç sanayi aracılığıyla ilaç konusunda başardığı gibi, özerk üretim kapasitesini güvence altına alması gerektiğine dikkat çekti.
Bu uyarı, şap hastalığı salgınının derinleşmeye devam ettiği ve hayvancılık çiftçileri üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı oluşturduğu dönemde geldi.
Pantelides, adanın uzun süredir devam eden su sorununu çözme, yeni tarım teknolojilerini benimseme ve genç insanları çiftçiliğe çekmek için güçlü teşvikler sağlama aciliyetini vurguladı.
"Profesyonel çiftçi nüfusunun yaşlanması bunu acil bir öncelik haline getiriyor" dedi.
Pantelides su sorununu "varoluşsal bir meydan okuma" olarak nitelendirdi ve Kıbrıs'ın hava koşullarına bağımlılığını kararlı bir şekilde azaltması gerektiğini savundu.
"Bu yıl faydalı yağışlarla şanslıydık, ancak ülkemizin tekrar tekrar kuraklıklar ve uzun süreli sıcak hava dalgalarından etkilendiğini biliyoruz" dedi. Su temini için tamamen arıtma tesislerine dayanılmasını, barajların ise öncelikli olarak tarımsal kullanıma ayrılmasını istedi.
Hayvancılık konusuna değinen Pantelides, "Şap hastalığı krizi, sektörün yeniden yapılanması için bir fırsata dönüştürülmelidir" diyerek etkilenen çiftlik işletmelerini yeniden başlatmak ve yapılandırmak için kapsamlı bir plan çağrısında bulundu.
Bu arada Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, genel kurula gelişinde protesto yapan çiftçilerle doğrudan diyaloğa girmeye hazır olduğunu söyledi.
Şubat ayında Cumhuriyet'te ilk kez teyit edilen salgın, istikrarlı bir şekilde tırmandı. Nisan ayı başında enfeksiyonlar, başta Larnaka bölgesi olmak üzere 50 hayvancılık tesisine yayıldı. Yetkililer itlaf ve aşılama protokollerini uygulamaya koydu.
Ancak son veriler, ülke genelinde 100'den fazla hayvancılık tesisinin etkilendiğini ve on binlerce hayvanın itlaf edildiğini gösteriyor.
Yetkililer, yayılmanın belirlenmiş bölgeler içinde coğrafi olarak sınırlı kaldığını savunuyor, ancak virüsün "kalıcı bir varlık" gösterdiğini kabul ediyor.
Salgın aynı zamanda Kıbrıs'ın nadir yerli ırklarının hayatta kalması konusunda da alarm yarattı. Bu ırklar, toplu itlaf önlemlerine karşı özellikle savunmasız durumda. Uzmanlar, Kıbrıs yağlı kuyruklu koyunu ve Kızıl sığır gibi sınırlı popülasyona ve önemli genetik değere sahip geleneksel türlerin karşı karşıya olduğu risklere dikkat çekti.
Yetiştiriciler ve doğa korumacılar, bu hayvanlardan az sayıda birinin bile kaybının kalıcı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Uzmanlar, doğrudan ekonomik kayıpların ötesinde, bu ırkların yok olmasının Kıbrıs'ın tarımsal mirası ve uzun vadeli biyoçeşitliliği için geri dönüşü olmayan bir darbe olacağını vurguladı.
Yetkililer acil durum önlemlerinin uygulanmasını sıkılaştırdı. Hastalığın yayılmasıyla bağlantılı yasadışı hayvan hareketleri için 45.000 Euro tutarında ceza kesilirken, ek vakalar polise sevk edildi.
Uzmanlar, bulaşmanın temel nedenlerinin yalnızca hayvan hareketleri değil, yetersiz biyogüvenlik uygulamaları ve çiftlikler arasındaki insan hareketleri olduğuna giderek daha fazla dikkat çekiyor.
Salgının hayvancılık sektörü üzerindeki etkisi ağır ve potansiyel olarak uzun süreli.
30.000'den fazla hayvan halihazırda itlaf edildi. Sektör temsilcileri, krizden sonra hayvancılık çiftçilerinin yarısının faaliyetlerine yeniden başlayamayacağı uyarısında bulunuyor.
Tazminat programları devam ediyor, ancak AB onayı gerekliliği de dahil olmak üzere gecikmeler ve belirsizlikler çiftçilerin endişelerini artırıyor.
Aynı zamanda üreticiler arasındaki protestolar ve artan hayal kırıklığı, kırsal topluluklar üzerindeki baskıyı gözler önüne seriyor.