Chris Michael
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün yeni liderliği, Batı ittifakı içinde bir uyum köprüsü olmaktan ziyade yeni gerilimlerin katalizörü haline geliyor.
NATO'nun yeni Genel Sekreteri Mark Rutte, birçok Avrupa başkentinde sert tepkilere yol açtı. Diplomatik çevreler, Rutte'nin Avrupalı liderlere karşı tutumunu neredeyse 'istenmeyen adam' seviyesinde tanımlıyor.
Rutte'nin duruşu, Donald Trump'ın dayatmak istediği yeni Amerikan stratejisiyle tam bir uyum içinde. NATO Genel Sekreteri, dengeli bir transatlantik ilişkiyi savunmak yerine, giderek ABD'nin Avrupa üzerindeki baskısının siyasi sözcüsü gibi hareket ediyor ve Avrupalı üye devletlerden daha fazla mali ve askeri uyum talep ediyor.
Brüksel, Paris, Berlin ve diğer Avrupa başkentlerindeki hoşnutsuzluk, özellikle Rutte'nin Orta Doğu kriziyle ilgili kamuoyu önünde yaptığı açıklamaların ardından arttı. Rutte, esasen Washington'un 'yetersiz Avrupalı desteği' mesajını iletti ve birçok Avrupalı yetkili tarafından hem saldırgan hem de zorlayıcı olarak görülen iddialı bir söylem benimsedi.
Rutte'nin müdahalesi, NATO aracılığıyla Amerikan gündemini dayatma girişimi olarak algılandı; bu da ittifakı kolektif savunma örgütünden çıkarıp Avrupalı müttefikler için siyasi bir disiplin mekanizmasına dönüştürüyor.
Genel Sekreter'in, ABD'nin Almanya'dan asker çekme kararına tamamen destek vermesiyle durum daha da gerginleşti. Birçok Avrupalı analist bu hamleyi Berlin'e yönelik stratejik bir baskı biçimi olarak yorumladı. Aynı zamanda, üye devletlere Avrupa toprakları dışındaki operasyonlar için askeri üslerini kullanıma açma baskısı ciddi siyasi ve diplomatik sürtüşmelere yol açtı.
Rutte daha da ileri giderek Avrupa Birliği'ni NATO ile rekabet edebilecek özerk askeri yapılar ve savunma standartları geliştirmemesi konusunda açıkça uyardı. Bu tutum, birçok Avrupa hükümeti tarafından AB'nin stratejik tercihlerine doğrudan müdahale olarak değerlendirildi.
Rutte'nin 'Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri olmadan kendini savunamaz' sözü özellikle rahatsızlık yarattı; bu ifade, Avrupa'nın yeteneklerini küçümseme ve kıtanın Amerikan liderliğine bağımlılığını sürdürme girişimi olarak algılandı.
Daha da büyük endişe, Genel Sekreter'in üye devletlere daha geniş çaplı bir çatışma olasılığına hazırlanma çağrısıyla tetiklendi. Zaten yüksek olan jeopolitik gerilimlerin ortasında gelen bu savaşçı söylem, birçok çevrede diplomasiyi uzaklaştıran ve militarizasyon mantığını güçlendiren tehlikeli bir tırmanış olarak yorumlandı.
Bu nedenle, birçok Avrupalı medya kuruluşu ve siyasi analistin Genel Sekreter'in tutumunu Amerikan hedeflerine siyasi teslimiyet olarak tanımlaması şaşırtıcı değil. Bazı durumlarda, Avrupalı hükümetler Rutte'nin Avrupa'nın güvenlik kurumları içinde Donald Trump'ın 'Truva Atı' gibi hareket ettiğini ve Avrupa'nın stratejik özerklik çabalarını baltaladığını ima etti.
NATO'nun iddiaları reddedildi
Bu arka plana karşı, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in kamuoyu önünde yaptığı açıklama özel bir önem taşıyor. Hristodulidis, NATO Genel Sekreteri'nin Avrupa Birliği'nin özerk bir savunma ve stratejik politika inşa edemeyeceği yönündeki iddialarını açıkça reddetti.
Kıbrıslı Cumhurbaşkanı'nın müdahalesi önemli bir siyasi ağırlık taşıyor çünkü Avrupa'nın stratejik özerkliğini bir lüks değil, tarihsel bir zorunluluk olarak gören daha geniş bir Avrupalı düşünce ekolünü yansıtıyor. AB artık Washington'un jeopolitik gölgesi altında faaliyet göstermeye devam mı edeceğine, yoksa bağımsız bir savunma, güvenlik ve dış politika kapasitesi mi geliştireceğine karar vermek zorunda.
Aynı zamanda Türkiye, yeni jeopolitik gerçeklikten yararlanmaya çalışıyor. Türk Dışişleri Bakanı, Ankara'nın yeni Avrupa savunma ve güvenlik girişimlerine dahil edilmesi için açıkça çağrıda bulundu ve Türkiye'yi Avrupa için vazgeçilmez bir stratejik ortak olarak konumlandırmaya çalışıyor. Aynı zamanda, Avrupalı yetkililer hem coğrafi konumu hem de askeri kapasitesi nedeniyle Türkiye'nin jeopolitik önemini giderek daha fazla kabul ediyor.
Soru artık sadece NATO'nun geleceğiyle ilgili değil. Avrupa'nın kendi bağımsız stratejik kimliğini şekillendirip şekillendiremeyeceğiyle ilgili. Ve bu nüfuz mücadelesinde, İttifak'ın yeni Genel Sekreteri tarafını çoktan seçmiş görünüyor.
Chris Michael siyasi yorumcu ve iş danışmanıdır