Icerige atla
Politika ⭐ 85/100

Yağmadan Zengin Oldular, Gerisini de İstiyorlar!

Yağmadan Zengin Oldular, Gerisini de İstiyorlar!
Malta'da Hem Öğren Hem Çalış

İşgal altındaki topraklarda Rum mallarını gasp eden Litvanyalı bir kişi, geçtiğimiz Mayıs ayında Fransa'da tutuklandı. Aix-en-Provence Temyiz Mahkemesi, 1 Temmuz'da, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Tutuklama Emri kapsamında yaptığı iade talebini kabul etme kararı aldı.

Bu gelişme, işgal altındaki topraklarda hem sözde ilerici kesimden hem de Ankara'nın sesi olarak hareket edenlerden tepki çekti.

Ankara'nın adamı Tufan Erhürman ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Sıla Usar Incırlı da bu tutuklamaya öfkelendi. Peki işgal altındaki topraklar hakkında ne sonuca vardılar? Gaspçıların Rum mallarını kullanabileceği, satabileceği ve kâr edebileceği. Sanki toprak onlara aitmiş gibi. Sözde Taşınmaz Mal Komisyonu'na ve 'kapsamlı çözüme' danışıyorlar. Bireysel hak yok diyorlar. Neden? Çünkü mantıkları, Türk tarafının uzun süredir savunduğu bir pozisyonla aynı çizgide yürüyor: Rum mallarının Türkleştirilmesi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Başkanı, 'Rum liderliğinin Avrupa Tutuklama Emri'ni kötüye kullanma ve Mülkiyet Davası'nı ceza mahkemelerine taşıma konusundaki ısrarı adaleti sağlamayı amaçlamıyor, aksine hukuku siyasi hedeflere ulaşmak için bir silah ve araca dönüştürüyor' iddiasında bulundu. Bu, sözde ayrılıkçı oluşumun Başbakanı Ünal Üstel'in söylediklerinden ne farklı? Üstel, bu gelişmenin 'AB hukukunu ve uluslararası adli işbirliği mekanizmalarını siyasallaştırdığını' belirterek tepki uyarısında bulundu. Bunun, Rum tarafının 'KKTC'nin egemenliğine, hukuk düzenine ve ekonomik hayatına müdahale etme' girişimi olduğunu söyledi!

Erhürman da yazılı bir açıklamada, 'Kıbrıs yönetimi'nin mülkiyet konularında 'hukuku bir politika aracına dönüştürme' çabalarını sürdürdüğünü belirtti. Hukukun 'bir politika aracına dönüştürülmemesi' gerektiğini söyledi, yani hukukla hiçbir ilgisi olmasın mı? Politika hukuka aykırı çalışabilir mi? Sadece işgal rejimlerinde.

Gaspçılarla mücadele, Türk tarafında ulusal hukukun kötüye kullanılması olarak görülüyor. Bu, sadece Türklerin duyduğu yeni bir Uluslararası Hukuk anlayışı gibi görünüyor.

Yağmalamaya, talana, ganimetlerin alınıp satılmasına kayıtsız kalamayız. İşgalciler, zaman kaybederek ve Kıbrıs Sorunu'nu çözme çabalarını yavaşlatarak işgal gerçeğini pekiştiriyor. Rum mallarının gaspı, müzakerede 'dikkate alınması' gereken sahte bir 'gerçeklik' yaratıyor. Potansiyel arabulucular ve kolaylaştırıcılar da bunu tekrarlıyor, işgal altındaki bölgedeki 'inşaat gelişimini görmezden gelemiyorlar'. Peki ya yasa dışılık? İnsan hakları?

Yasa dışılık devam ettiği sürece gaspçıların yargılanması sürecek. Bu, işgalciler üzerinde bir baskı oluşturuyor. Bu politikanın 70'lerde benimsenmesi gerekirdi. Mevcut hükümet tarafından başlatıldı. Baştan uygulanmış olsaydı, bugün mülklerin kullanımı konusunda durum tanınmayacak halde olurdu.

Ayrılıkçı oluşum bir korsan 'devleti'dir. İşte böyle işler. Yöneticileri böyle davranır. Tüm sistem, Rum mallarının gaspı üzerine kurulu. Ve yağmayla zenginleşiyorlar.

Özgür bölgelerde gaspçıların yargılanmasıyla ilgili çok şey duyulduğundan, işgal gücünün rahatsız edilmemesi gerektiğine inananlara şunu belirtmeliyiz: Herhangi bir mülkiyet anlaşması bu temel insan hakkına saygı duyar, yasa dışılığın ve gaspın yasallaştırılmasına değil. Bu gibi durumlarda, mal sahibinin hakları, yasa dışı kullanıcının 'haklarıyla' eşit değildir.

Malta'da Eğlen, İngilizce Öğren
Paylaş: