Theodosis Pipis
İsrail Başbakanı Aralık ayında düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: "İmparatorluklarını ve topraklarımız üzerindeki hakimiyetlerini yeniden kurmayı hayal edenlere sesleniyorum: Unutun. Bu gerçekleşmeyecek. Aklınızdan bile geçirmeyin."
Bu sözler açıkça Türkiye'ye yönelikti. Ancak bölgede şu anda yaşanan gelişmeler, imparatorluk çağrışımı yapan bir Büyük İsrail projesine işaret ediyor. İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve İran'a yönelik saldırıları, Mısır, Körfez ülkeleri, BAE ve Ürdün'ün susturulmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, İsrail'in modern tarihin en çekişmeli bölgelerinden birinde bir imparatorluk inşa ettiği görülüyor.
İsrail-Yunanistan-Kıbrıs ittifakı 2010'ların başına dayanıyor ve güvenlik ile savunma alanında ortak askeri tatbikatlar ve istihbarat paylaşımı gibi işbirliklerini kapsıyor. Bu durum, Kıbrıs ve Yunanistan'ı İsrail'in açık yayılmacı politikasının doğrudan etki alanına çekiyor.
Nisan ortası itibarıyla Avrupa'da hiçbir ülke İsrail ile bu düzeyde askeri işbirliği ve ortaklık adımı atmıyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın son dönemdeki geri çekilişi, İsrail'i AB içindeki en güvenilir müttefiklerinden birinden mahrum bıraktı. Orban yıllardır Netanyahu hükümetini baskıdan korumak için vetosunu kullanıyordu. İspanya hükümeti İsrail politikalarını sert bir şekilde eleştiriyor ve diğer birçok Avrupa ülkesi de yavaş yavaş aynı çizgiye geliyor.
Üç aydan kısa bir sürede, Avrupa Sol İttifakı'nın başlattığı "Filistin İçin Adalet" adlı Avrupa Vatandaş Girişimi, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınmasını talep eden bir milyon imza eşiğini aştı. Peki tüm blok müttefikten eleştirmene dönüşürken, Kıbrıs ve Yunanistan neden kendilerini İsrail'in yayılmacı politikalarına dahil ediyor?
Daha spesifik olarak, bu yaklaşımın Ankara ile ilişkileri belirgin şekilde gerdiği göz önüne alındığında, Lefkoşa'nın bu durumdan rahatsızlık duyması gerekmez mi?
Bu ilişkinin destekçileri, adanın bölgesel ve stratejik müttefiklere ihtiyacı olduğunu öne sürüyor. Christodoulides kabinesi bu konuda oldukça aktif davranıyor. Ancak Avrupa Birliği üyesi olarak İsrail ile yakın bağlarımız, bölgedeki İsrail vahşetine yönelik sürekli değişen siyasi bakış açısı nedeniyle sert eleştirilerle karşılaşabilir.
Gazze, Batı Şeria ve Lübnan'da uluslararası hukuku ihlal etmekle yaygın şekilde suçlanan bir ülkeye coşkulu destek vermek son derece sorunlu görülmelidir. Özellikle hem Kıbrıs hem de Yunanistan, Türkiye'nin her iki ülkedeki eylemlerini uluslararası hukuk ihlali olarak nitelendirdiği düşünüldüğünde bu durum daha da çarpıcı bir hal alıyor.
Kıbrıs veya Yunanistan, Kıbrıs'ın işgali ya da Yunanistan-Türkiye arasındaki herhangi bir toprak anlaşmazlığı nedeniyle Uluslararası Adalet Divanı'nda Türkiye ile karşı karşıya gelirse, bu tutarsızlık ahlaki otoritelerini zayıflatabilir. Bu çelişki hukuki davalarını güçsüzleştirebilir ve Kıbrıs ile Yunanistan'ın uluslararası normları yalnızca dış politika çıkarlarına uygun düştüğünde uyguladığını savunan eleştirmenleri cesaret lendirebilir.
Ayrıca Avrupa Konseyi AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nı askıya almaya karar verirse, her iki ülke de ağır bir diplomatik bedel ödeyebilir.
Böyle dönemlerde Lefkoşa, Atina'dan çok daha fazla, bedeli ne olursa olsun İsrail'in yanında durmak yerine, komşu bölgede barış ve refahı teşvik eden müzakerelere odaklanmalıdır. Çünkü İsrail'e yönelik Avrupa bakış açısının değiştiği bu dönemde bu bedel çok ağır olabilir.