Türkiye Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanlığı'nın son açıklamaları, Kıbrıs-İsrail işbirliğinin dışarıdan yönlendirildiğini öne sürüyor. Ancak bu iddialar, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin stratejik yönelimini temelden yanlış okuyor. Bu tür değerlendirmeler Kıbrıs'ın kendi iradesini küçümsemekte ve son yirmi yılda dış politika ile güvenlik alanında bilinçli biçimde hayata geçirdiği dönüşümü görmezden gelmektedir. Kıbrıs'ın stratejik tercihleri ne tepkisel ne de dışarıdan dayatılmıştır. Bu tercihler, süregelen güvensizlik koşullarında devletin bekasını güvence altına almaya yönelik uzun vadeli bir çabanın ürünüdür.
Kıbrıs Cumhuriyeti, 1974 Türk askeri müdahalesinden ve topraklarının üçte birinin işgal altında kalmasından bu yana kalıcı bir stratejik sorunla karşı karşıyadır. Yaklaşık 200.000 kişinin yerinden edilmesi, önemli ekonomik varlıkların kaybedilmesi ve egemenlik üzerindeki süregelen baskı, savunmasızlığın keskin biçimde farkında olan bir siyasi kültür oluşturdu. Lefkoşa onlarca yıl boyunca çözümü diplomasi yoluyla aradı ve güvenlik ile istikrar yolu olarak Avrupa entegrasyonuna özellikle ağırlık verdi. Avrupa Birliği'ne katılım, sürdürülebilir bir çözümü kurallara dayalı bir çerçeveye oturtabilecek bir mekanizma olarak değerlendirildi. Ancak AB üyeliği Kıbrıs'ı kurumsal ve siyasi açıdan güçlendirmesine rağmen temel güvenlik sorunlarını çözemedi.
2000'li yılların başında Kıbrıs, stratejik bakış açısını yeniden şekillendirmeye başladı. Doğu Akdeniz'in açık deniz doğalgaz kaynakları nedeniyle artan jeopolitik önemi, daha dışa dönük ve bölgesel temelli bir yaklaşımı tetikledi. Kıbrıs, Mısır, Lübnan ve Suriye dahil olmak üzere komşu devletlerle ilişkilerini sistematik biçimde geliştirdi ve daha geniş bir işbirliği ağının temellerini attı. İsrail ile ilişkilerin gelişimi de bu bilinçli stratejinin bir parçası olarak anlaşılmalıdır. Türkiye-İsrail ilişkilerinin 2010 civarında bozulması bir fırsat penceresi açtı. Kıbrıs'ın İsrail ile angajmanı ne fırsatçı ne de dışarıdan yönlendirilmiş bir hamledir. Ulusal çıkarlarla uyumlu, hesaplanmış bir karardır.
İsrail ile ortaklık somut sonuçlar doğurdu. Kıbrıs, gelişmiş sistemlere erişim sayesinde güvenlik ve savunma kapasitesini artırdı, istihbarat işbirliğini derinleştirdi ve caydırıcılık duruşunu güçlendirdi. Bu ortaklık aynı zamanda Lefkoşa'nın Washington'daki stratejik önemini yükseltti ve ABD silah ambargosunun kısmen kaldırılması dahil olmak üzere Amerikan politikasında kademeli bir değişime katkıda bulundu.
Kıbrıs, ikili ilişkilerin ötesine geçen çok boyutlu bir bölgesel politika da izledi. Angajman alanı artık Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesini kapsıyor. Mısır ile sürdürülen işbirliğinin yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Katar ile ilişkiler derinleşiyor.
Kıbrıs'ı bu alanda öne çıkaran yalnızca ortaklıklarının genişliği değil, aynı zamanda diplomasisinin kalitesidir. Kıbrıs, bölgesel siyasi ve güvenlik ayrımları boyunca farklı aktörlerle etkileşim kurabilen güvenilir bir muhatap olarak öne çıktı. Hassas bölgesel meseleleri tutarlılık ve sağduyuyla ele alabilen yetkin bir küçük devlet konumuna ulaştı. Kıbrıs, çıkarlarını ortaklarının çıkarlarıyla uyumlu hale getirerek ve istikrar, enerji güvenliği, öngörülebilirlik gibi ortak öncelikleri vurgulayarak stratejik ortak olarak değerini artırıyor. Bölgesel dinamiklere yalnızca katılmıyor; giderek artan biçimde onları şekillendiriyor.
Bu güvenilirlik devletlerarası ilişkilerin ötesine de uzanıyor. Kıbrıs, adayı ikinci yurtları olarak gören önemli sayıda İsrailli dahil yabancı yerleşik ve yatırımcılardan oluşan canlı ve büyüyen bir topluluğa ev sahipliği yapıyor. Aynı durum, Kıbrıs'ı yalnızca jeopolitik önemi için değil, aynı zamanda istikrarı, güvenliği ve yüksek yaşam kalitesi için tanıyan diğer uluslar için de geçerli. Aileleri, girişimcileri ve uzun vadeli yatırımları çekebilme kapasitesi, Kıbrıs'ın çalkantılı bir bölgede güvenli ve güvenilir bir merkez rolünü daha da pekiştiriyor.
Kıbrıs'ın gelişen konumu önemli Avrupalı aktörlerin de dikkatini çekti. Fransa, özellikle güvenlik ve savunma alanında Kıbrıs'ın stratejik önemini kabul etti. Kıbrıs'ın konumlanması, İtalya ve diğer Avrupa ortaklarıyla ilgili alanlarda işbirliği fırsatlarını da genişletiyor.
Ortaya çıkan tablo gelişigüzel ittifaklar dizisi değil, tutarlı bir büyük stratejidir. Kıbrıs; diplomasiyi, bölgesel angajmanı ve güvenlik işbirliğini kullanarak kendisini Avrupa, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'nun kesişim noktasında istikrarlı, öngörülebilir ve değerli bir ortak olarak konumlandırdı. Kalıcı ve asimetrik tehditlerle karşı karşıya olan küçük bir devlet için böyle bir strateji hayati önem taşıyor.
Kıbrıs'ı dış direktiflere uyan pasif bir aktör olarak tasvir etmek, hem stratejik iradesini hem de diplomatik olgunluğunu görmezden gelmek anlamına gelir. Kıbrıs-İsrail ilişkisi de tıpkı daha geniş bölgesel angajmanı gibi egemen karar alma süreçlerine ve açıkça tanımlanmış ulusal hedeflerin takibine dayanmaktadır. Kıbrıs başkalarının direktifleriyle değil; amaç, tutarlılık ve stratejik iradeyle hareket etmektedir.
*Giorgos Kentas, Lefkoşa Üniversitesi Siyaset ve Yönetişim alanında Doçent. [email protected]