Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs sorununda taraflara eşit mesafede durma politikasına yöneltilen eleştiriler, uzun süredir adanın siyasi ortamında gerginliğe yol açan bir konu.
Onlarca yıldır Rum taraf, BM Genel Sekreteri'nin raporlarının, açıklamalarının ve diplomatik tutumlarının çoğu zaman Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sorumluluklarını Türkiye'nin sorumluluklarıyla aynı düzeyde gösterecek şekilde kurgulandığını savunuyor.
Bu yaklaşım, uluslararası hukukun yeniden tesisine katkı sunmak yerine çıkmazı sürdürme ve Kıbrıs sorununun gerçek niteliğini gizleme riski taşıyor.
Genel Sekreter'in BM Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín'in görevde olması, farklı bir diplomatik yaklaşım beklentisini artırmak yerine Lefkoşa'da giderek artan soruları ve ciddi bir hayal kırıklığını beraberinde getirdi.
Holguín'in tekrarlanan kamuoyu açıklamaları, Kıbrıs liderliğine verdiği tavsiyeler ve Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'e yönelik tutumu, kabul edilmiş çözüm çerçevesini savunan tarafa, kabul edilemez talepler öne süren tarafa kıyasla daha fazla baskı uygulandığı izlenimi yaratıyor.
Ancak Kıbrıs sorunu, iki eşit taraf arasındaki sıradan bir uyuşmazlık değil. Türkiye'nin askeri işgali, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğinin ihlali ve yeni tamamlanmış olgular yaratma çabasının sürdüğü uluslararası bir sorun.
Türkiye adaya asker çıkardı, topraklarında askeri birlik bulunduruyor ve kabul edilmiş BM çerçevesiyle açıkça çelişen iki devletli çözüm talebini sürdürüyor.
Buna rağmen Holguín, bir çözümün iki liderin tutumuna bağlı olduğunu tekrar tekrar vurguluyor.
Bu ifade diplomatik açıdan tarafsız görünebilir. Ancak gerçekte kritik bir unsuru gözden kaçırıyor: Ankara'nın siyasi iradesi olmadan anlamlı müzakerelerin ilerlemesi mümkün değil.
Türkiye görünmez bir oyuncu değil. İşgal altındaki bölgelerdeki gelişmeleri büyük ölçüde belirleyen ve Türk Kıbrıslı liderliğin siyasi yönünü belirleyici biçimde etkileyen güç o.
Soru bu nedenle açık: Cumhurbaşkanı Hristodulidis'e yönelik kamuoyu baskısı neden bu kadar yoğun görünürken, Türkiye'ye yönelik eşdeğer baskı aynı netlik ve kararlılıkta değil? Lefkoşa'nın Türk taleplerini kabul etmeyi reddetmesi neden ilerlemenin önünde bir engel olarak gösteriliyor, oysa bu tutum uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararlarının temel bir savunusu?
Bayan Holguín, nesnelliğin tüm tarafları kendi sorumlulukları ne olursa olsun eşit mesafede tutmak anlamına gelmediğini anlamalı. Nesnellik; ilkeleri savunmak, uluslararası hukuka saygı göstermek ve uluslararası hukuku açıkça ihlal edenleri tanımlamak demek. Aksi halde diplomatik tarafsızlık, yalnızca işgali sürdürmeye hizmet eden bir siyasi dengeleme biçimine dönüşür.
Kişisel Temsilcinin sivil toplumla temaslarına yaptığı atıflar da aynı ölçüde endişe verici. Holguín bu görüşmeleri, Kıbrıs'ın geleceğine ilişkin kamuoyu algılarını ve beklentilerini anlamaya yönelik çabasının önemli bir parçası olarak sunuyor.
Görüşmelerde kriterler
Ancak meşru sorular ortaya çıkıyor. Bu görüşmeler için kimler seçiliyor? Temsili hangi kriterler belirliyor? Mültecilerin, yerinden edilmiş kişilerin, işgal altındaki bölgelerin sakinlerinin ve Türk işgalinin sonuçlarını yaşamaya devam edenlerin sesi ne ölçüde duyuluyor?
Sivil toplum, belirli bir siyasi anlatıyı oluşturmaya hizmet eden seçici bir muhatap grubuna indirgenemez. Kıbrıs sorunundan doğrudan etkilenen kurumsal temsilcileri ve örgütlü yapıları devre dışı bırakmak için bir bahane olarak da kullanılamaz.
Kıbrıs toplumu yalnızca Kişisel Temsilcinin benimsediği diplomatik yaklaşımlara katılanlardan oluşmuyor. Mülklerini kaybetmiş insanları, dönüşlerini hâlâ bekleyen mültecileri ve işgal altındaki kasabaları ve toplulukları temsil etmeye devam eden belediyeleri de kapsıyor.
Bir diğer ciddi konu, Holguín'in Gazimağusa Belediye Başkanı'na yönelik bildirilen tutumu. Mülteci Belediyesi'ne göre belediye yaklaşık bir yıldır kendisiyle görüşme sağlamaya çalışıyor, ancak anlamlı bir yanıt alamıyor. Bu şikâyet doğrulanırsa, Kişisel Temsilcinin tutumunun acil ve ikna edici açıklamalar gerektirdiği ortada.
Gazimağusa, sıradan bir işgal altındaki kasaba değil. Türk işgalinin, yerinden edilmenin, insan hakları ihlallerinin ve süregelen haksızlığın simgesi.
Gazimağusa Belediye Başkanı, tarihi bir belediyeyi, yerinden edilmiş sakinlerini ve kentlerinin yasal sakinlerine dönmesi yönündeki meşru talebini temsil ediyor. Marjinal bir muhatap değil; işgal altında kalmaya devam eden bir kentin kurumsal temsilcisi.
Benzer şikâyetlere göre aynı sorun diğer işgal altındaki belediyeler için de geçerli.
BM Kişisel Temsilcisi sivil toplumla temaslarını kamuoyuna duyuruyorsa, işgal altındaki kasaba ve toplulukların kurumsal temsilcileriyle neden anlamlı bir iletişim kuramadığını nasıl açıklayabilir? Yerinden edilmeyi ve işgali temsil eden belediyeler kenara itildiklerini hissederken, Kıbrıs sorununun toplumsal boyutuyla ilgilendiğini iddia etmek mümkün mü?
Gazimağusa diplomatik gündemin dışında tutulamaz. İşgal altındaki belediyeler istenmeyen muhataplar gibi görülemez.
Şikâyetler gerçekten doğruysa Holguín, bu kurumsal taleplere neden yanıt vermediğini açıklamalı.
Genel Sekreter'in Kişisel Temsilcisi Kıbrıs'ın valisi değil. Demokratik yoldan seçilmiş Cumhurbaşkanına hangi ulusal pozisyonlardan vazgeçmesi gerektiğini dayatma ya da talimat verme yetkisi yok. Görevi, BM Güvenlik Konseyi kararlarına, uluslararası hukuka ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğine tam saygı göstererek çözüm çabalarını kolaylaştırmak.
Cumhurbaşkanı Hristodulidis Türk taleplerini kabul etmeyi reddettiğinde ona yönelik tekrarlanan eleştiriler, Kişisel Temsilcinin Lefkoşa'nın temel ilkelerden geri adım atmama tutumunu bir sorun olarak gördüğü izlenimini makul biçimde yaratıyor. Bu durum arabuluculuk için kabul edilebilir bir zemin oluşturamaz. BM kararlarını savunmak inatçılık değil, bir yükümlülük.
Holguín, seçici temaslarıyla ilgili şikâyetlere yanıt vermeli, işgal altındaki belediyelere yönelik tutumunu açıklamalı ve Lefkoşa'ya uygulanan baskının neden Ankara'ya uygulanan baskıdan belirgin biçimde daha güçlü göründüğünü netleştirmeli.
Kıbrıs, çıkmazın bir başka diplomatik yöneticisine ihtiyaç duymuyor. Adaya, işgalin gerçek doğasını tanıyan, kabul edilmiş çözüm çerçevesini aktif biçimde savunan ve Türk taleplerinin normalleşmesine yer vermeyen bir temsilci lazım.
Holguín'in güvenilirliği, kamuoyu açıklamalarıyla ya da seçtiği görüşmelerle değil; gerçek nesnellik, kurumsal saygı ve Kıbrıs'ın tüm seslerine eşit duyarlılık gösterip göstermediğiyle değerlendirilecek.
O zamana kadar yaklaşımının yarattığı güvensizlik ciddi bir siyasi kaygı olmaya devam edecek.
Kıbrıs, her BM temsilcisinden yalnızca diplomatik söylem değil; tutarlılık, adalet ve adanın tarihsel gerçekliğine saygı talep etme hakkına sahip.
Chris Michael siyasi yorumcu ve iş danışmanı.