Icerige atla
Politika ⭐ 75/100

Erdoğan: Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB yolculuğunu engelledi

Erdoğan: Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB yolculuğunu engelledi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik yolculuğunu "engellediğini" söyledi. Erdoğan, Pazartesi günü gerçekleştirilen kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, "Son zamanlarda Avrupa'daki bazı aktörler tarafından yeniden tetiklenen, Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna ilişkin zarar verici tartışmalara tanık olduk" dedi. Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortaklık için ilk başvurusunu 1959'da yaptığını hatırlattı.

1963 yılında Türkiye'nin AET'ye üç aşamada katılmasına yönelik bir anlaşma imzalandığını belirten Erdoğan, ilk hazırlık aşamasının tamamlandığını ve geçiş döneminin 1970'lerin başında başladığını söyledi.

"Sonraki dönemde Kıbrıs sorunundan kaynaklanan anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'ne yolculuğumuzun engellenmesine neden oldu. O dönemde 1975'te Avrupa Birliği üyeliğine başvuran komşumuz Yunanistan ise çok kısa süre sonra, 1981'de kabul edildi" dedi.

Erdoğan, "Türkiye ise tamamen siyasi nedenlerle müzakere masasından dışlandı" diye ekledi.

1980 darbesinin "demokrasimize ciddi zarar verdiğini" ve böylece Türkiye'nin AB yolunu sekteye uğrattığını söyleyen Erdoğan, 1983'teki demokratik seçimlerin ardından merhum Başbakan Turgut Özal'ın iktidara gelmesiyle "birlikle ilişkilerimizin yeniden ivme kazandığını" belirtti.

"14 Nisan 1987'de birliğe tam üyelik başvurumuzu yaptık ve merhum Turgut Özal'ın deyimiyle uzun, ince bir yola çıktık. Başvurumuzu değerlendiren komisyon, iki buçuk yıl sonra verdiği yanıtta, Türkiye'nin topluluğa katılmaya uygun olduğunu ancak iç bütünleşmesini sağlayana kadar yeni üye kabul etmeyeceğini bildirdi" dedi.

1996'da AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliği anlaşmasının yürürlüğe girdiğini hatırlatan Erdoğan, "Geçiş dönemini tamamlayarak son aşamaya girdik, ancak yine de karşılaştığımız zorluklar kısa sürede tekrar etmeye başladı" dedi.

"Örneğin 1997'deki Lüksemburg zirvesinde 12 ülkeye aday statüsü verilirken Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Sonunda 1999 Helsinki zirvesinde Türkiye'nin adaylığı Avrupa Konseyi tarafından onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi" diye konuştu.

2002 yılında Başbakan olarak iktidara geldiğinde "bu çalışmalara yeni bir ivme kazandırdıklarını" söyleyen Erdoğan, şunları ekledi: "İki yıllık sürede meclisten sekiz uyum paketi geçirdik. Aynı dönemde 53 yasanın 218 maddesini değiştirdik. Yine 2001 ve 2004'te meclisimiz iki anayasa paketini kabul etti."

Tüm bunlara rağmen AB'nin tarihinin en büyük genişlemesini gerçekleştirerek 10 ülkeyi daha üye olarak kabul ettiğini, ancak Türkiye'nin dışlandığını belirtti.

"Maalesef Rum yönetimi de bunlar arasındaydı. Türkiye, bu hatalı ve haksız kararlara katlanarak yoluna sabırla devam etti" dedi.

Erdoğan, 2005'te başlayan müzakere sürecinde Türkiye'nin "yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini" belirtti. Ancak ilerleyen yıllarda AB tarafından gelen ilerlemenin durma noktasına geldiğini söyledi.

"2006 ile 2010 yılları arasında müzakereye 13 fasıl açıldı. 2010-2013 döneminde sadece bir fasıl açılabildi. 2012'de hayata geçirilen pozitif gündem ise yalnızca iki yıl sürdü" dedi.

2015'ten itibaren Suriye'deki iç savaş ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın gördüğü en büyük düzensiz göç dalgası nedeniyle birlikle ilişkilerin yeniden yoğunlaştığını söyledi. Ancak o dönemde bile "birlikle ilişkilerimiz kazandığı ivmeyi sürdüremedi" diye ekledi.

Bunun nedeni olarak, 253 vatandaşın şehit olduğu 15 Temmuz 2016 darbe girişimi karşısında AB'nin Türkiye'ye gerekli desteği sağlamakta "geç, yetersiz ve isteksiz" davrandığını gösterdi.

"Sonraki görüşmelerde mevcut açmazı aşacak ve ilişkilere ivme kazandıracak teşvik edici bir tabloyla karşılaşmadık. Maruz kaldığımız tüm çifte standartlara rağmen tam üyelik yolunda ilerlemeye devam ediyoruz. Çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürdük" dedi.

Erdoğan, AB'ye ilk başvurusunu 1950'lerde yapmasından bu yana "Avrupa'daki bazı çevrelerde kök salmış olan Türkiye'ye yönelik önyargıyı aşamadığımızı" belirtti.

"Bazen demokrasimizi eleştirdiler, bazen ekonomimizi tehdit olarak gördüler, bazen nüfusumuzu gerekçe göstererek korku yaydılar, bazen inancımızı bizi marjinalleştirmek için bahane olarak kullandılar. Ancak her seferinde Türkiye'yi dışlamak, Türkiye'nin üyelik sürecini yavaşlatmak ve Türkiye'yi kapıda bekletmek için bir bahane buldular" dedi.

Buna karşılık Türkiye'nin "değiştiğini, dönüştüğünü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdiğini" belirten Erdoğan, "bu çevrelerin ülkemize yönelik çarpık yaklaşımında ise hiçbir değişiklik olmadı" dedi.

"Diğer aday ülkelerin aksine biz bu zihniyet ve temsilcileriyle mücadele etmek zorunda kaldık. Merhum Turgut Özal'ın dediği gibi, sadece uzun ve zorlu bir yol değil, aynı zamanda yapay engeller ve tümseklerle dolu bir yol yürüdük" diye konuştu.

Erdoğan, "Üzülerek belirtmeliyim ki bu yolculuk aynı zeminde devam ediyor" diyerek, "Türkiye'ye karşı stratejik önyargı ne yazık ki birliğin pek çok kurumunda çok belirgin bir şekilde kendini gösteriyor" ifadelerini kullandı.

Bu nedenle, "dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değil", aksine "Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediği ve kendisini nerede gördüğüdür" dedi.

"Türkiye'nin tam üye olmadığı bir Avrupa Birliği'nin küresel bir aktör veya bir cazibe merkezi olamayacağı artık anlaşılmalıdır" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin "varlığı sadece gerektiğinde hatırlanacak, kapısı sadece ihtiyaç duyulduğunda çalınacak ve diğer zamanlarda kenara itilecek bir ülke olmadığını" da ekledi.

Paylaş: