Icerige atla
Politika ⭐ 72/100

Görüşümüz: Ordunun gerçekten başpiskoposun otobüslerine ihtiyacı var mıydı?

Görüşümüz: Ordunun gerçekten başpiskoposun otobüslerine ihtiyacı var mıydı?

Başpiskopos Georgios'un kamuoyuna yaptığı açıklamalardan, Kıbrıs Kilisesi'nin Kıbrıs sorununa ve adanın 'Türkleştirilmesinin' her ne pahasına olursa olsun önlenmesine derinden bağlı olduğu açıkça anlaşılıyor.

Bu bağlılık şimdi yeni bir boyut kazanmış görünüyor: Kilise, askerleri kamplarına götürüp getirmek için Milli Muhafız Ordusu'na 15 otobüs bağışladı.

Georgios, yakın zamandaki sözleşme imza töreninde alışıldık üslubuyla şöyle konuştu: "Ortodoks Kilisesi her zaman savunma ve kurtuluş mücadelelerini kutsamış ve kutsamaktadır; Tanrı'dan zafer bahşetmesi için dua etmektedir."

Yine şaşırtıcı değil; ancak içinde yaşadığımız belirsiz dönem düşünüldüğünde bu karar iki nedenle son derece tartışmalı sayılabilir.

Birincisi, Kıbrıs Kilisesi'nin açıkça ifade edilen birincil amacı şudur: "İnsanların kurtuluşuna, Ortodoks inancının korunmasına ve cemaatinin Mesih ile birliğe yönlendirilmesine odaklanan ruhani ve müjdeci misyonuna hizmet etmek."

İkincisi, Milli Muhafız Ordusu'nun, sanki muhtaç insanlara yardım eden bir hayır kurumuymuş gibi askerlerini taşımak için bağışlanan otobüslere ihtiyacı var mı?

Kıbrıs savunma harcamalarını son yıllarda istikrarlı biçimde artırdı; 2026 yılı silahlanma bütçesi 180 milyon avroya yaklaşıyor. Bu bütçeden 15 otobüsün maliyeti ne kadar olurdu? Yarım milyon mu?

Savunma Bakanı Vasilis Palmas, sözleşme töreninde başpiskoposa şunları söyledi: "…İşgal sürdüğü ve Türk askerleri burada bulunduğu sürece, ülkenin savunma zırhını mümkün olan en yüksek düzeyde güçlendirmek ve caydırıcı gücünü artırmak için elimizden geleni yapacağız."

Askerleri kamplarına taşımak, "ülkenin savunma zırhını mümkün olan en yüksek düzeyde güçlendirmenin" en kritik unsurlarından biri sayılmaz mı?

İşgalle mücadele eden bir devlet, savunma kuvvetleri için bu kadar temel bir olanağı bile karşılayamıyor mu?

İyi niyetli bir jesti eleştirmek aşırı titiz bir yaklaşım gibi görünebilir; ancak ne başpiskopos ne de savunma bakanı ortamı okuyamıyor mu?

Başpiskopos, Kilise'nin kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle Milli Muhafız Ordusu'nun "diğer ihtiyaçlarını" finanse edecek durumda olmadığından bile yakındı; sanki hem devlet hem de Kilise yoksullaşma tehlikesi altındaymış gibi.

Oysa Kilise, Kıbrıs'taki en zengin kuruluş değilse bile en zenginlerinden biridir ve devletin savunma harcamalarında belirgin biçimde sınır tanımayan bir politikası vardır.

Gerçek anlamda yoksullaşmış olanlar, yakın zamanda açıklandığı üzere yoksulluk sınırına yakın yaşayan 26 bini çocuk olmak üzere 167 bin kişidir. Orta Doğu'daki gelişmeler sürerken, tıpkı 2013'teki gibi yeniden gıda bankalarına ihtiyaç duyacağımız günler uzak olmayabilir.

Kilise'nin yoksullara yardım etmediği söylenemez. Nitekim yakın zamanda kalabalık aileler için 2 milyon avroluk bir destek programı açıkladı. Ayrıca devletin yurttaşlarına karşı bakım yükümlülüğünü yerine getiremediği bir başka alan olan palyatif bakım üniteleri kurmayı da planlıyor.

Kilise otobüsleri bağışlamamalıydı; devlet de başpiskoposa bu paranın cemaatin bakımı için çok daha iyi harcanabileceğini söylemeliydi. Çünkü savunma bakanlığı askerlerini taşımaya fazlasıyla muktedirdir.

Paylaş: