Güney Kıbrıs'ta turizm sektörü zor günler geçiriyor ve yetkililerin bu durumu düzeltmek için yapabileceği fazla bir şey görünmüyor. Genel tabloyu ortaya koyacak resmi rakamlar henüz açıklanmamış olsa da, farklı kaynaklardan gelen raporlar mevcut durumu gözler önüne seriyor. Turizm Bakan Yardımcısı Costas Koumis, Mart ayında turist gelişlerinin yüzde 30 düştüğünü açıkladı. Mağusa bölgesi otelcileri ise rezervasyonların geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40 azaldığını bildirdi.
İlk çeyrekteki düşüşün sorumlusu olarak herkes Mart başında Akrotiri'deki İngiliz üssüne yapılan izole drone saldırısını gösteriyor. Saldırı, ABD ve İsrail'in İran'ı bombalamaya başlamasının hemen ardından gerçekleşmişti. En büyük turizm pazarımız olan İngiltere'de olay geniş yer buldu çünkü drone bir İngiliz üssünü vurmuştu ve bu durum tatil rezervasyonlarını olumsuz etkiledi. Hükümetin Yunanistan, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinden yardım istemesi de işe yaramadı. Bu ülkelerin adayı korumak için savaş gemileri göndermesi, Kıbrıs'ın savaş bölgesinde olduğu izlenimini yarattı ve adanın güvenli olduğu mesajını zayıflattı.
Bu durum rezervasyonlardaki düşüşte rol oynasa da başka etkenler de devreye girdi. İran savaşı uluslararası deniz taşımacılığını sekteye uğrattı, petrol fiyatlarını uçurdu ve enerji maliyetlerini artırdı. Tüm bunlar enflasyon oranlarını besliyor. Bu koşullarda insanlar tatil planlarını değiştiriyor: Bazıları Orta Doğu'dan uzak durmak istiyor, bazıları evden çok uzaklaşmak istemiyor, bazıları ise bu yıl yurt dışına çıkmamayı tercih edebilir.
Olumsuz etki yaratacak bir başka faktör daha var: jet yakıtı krizi. Geçen hafta Politis'e konuşan Koumis, dünyanın "havayolu sektörünün şimdiye kadar yaşadığı en büyük krizi yaşadığını" söyledi. Bu sözler abartı değildi. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği'nin (IATA) Jet Yakıtı Fiyat İzleme raporuna göre, dünya petrol ve gazının yüzde 20'sinin geçtiği Basra Körfezi'ndeki gelişmeler nedeniyle jet yakıtı fiyatları yıllık bazda yüzde 130 arttı.
Jet yakıtı fiyatlarındaki sıçrama, havayollarını rotaları iptal etmeye ve bilet fiyatlarını artırmaya zorladı. Daha endişe verici olan ise bu sorunun Hürmüz Boğazı yeniden açılır açılmaz çözülecek bir sorun olmaması. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), altyapıdaki hasar nedeniyle yakıt fiyatlarının "uzun süre yüksek kalabileceği" uyarısında bulundu.
Koumis, sürekli yükselen uçak biletlerinin talebi olumsuz etkilediğini belirterek yakın gelecekte iyileşme beklemediğini söyledi. "Nisan ayında talepte düşüş kaydedildi ve bunun Mayıs ile Haziran'da da süreceğini düşünüyorum, ancak daha düşük oranda." Durum büyük ölçüde yetkililerin kontrolü dışında olsa da bakanlık yardımcılığı, hem yurt dışındaki tanıtım kampanyalarını hem de "ülkenin stratejik ortaklarıyla" iletişimini yoğunlaştırıyor.
Koumis'in ifadesiyle hedef "kayıpları en aza indirmek." Bu pragmatik yaklaşım, turizm sektörünün de pusulası olmalı. Otelci dernekleri şimdiden devletten daha fazla yardım istiyor: Nisan'da uygulanan yüzde 30 maaş sübvansiyonunun Mayıs'a uzatılmasını ve diğer turizm işletmelerini de kapsamasını talep ediyorlar. Bu adım sektörün sorununu çözmeyecek, aksine tehlikeli bir emsal yaratacak. Devletin, ekonominin herhangi bir sektöründe sorun çıktığında sübvansiyon vermesi beklenir hale gelecek.
Bu krizin ne kadar süreceğini kimsenin bilmediğini akılda tutmalıyız. Savaşın yakında bitmesi, boğazın yeniden açılması ve jet yakıtı fiyatlarının çatışma öncesi seviyelere dönmesi konusunda hiçbir garanti yok. Hükümetin kendini frenlemesi ve otelleri ile diğer turizm işletmelerini sübvanse etme baskısına direnmesi gerekiyor. Bu işletmeler durumla baş etmenin yollarını kendileri bulmak zorunda.
Koumis'in dediği gibi, herkes kayıpları en aza indirmek için çalışmalı.