2026 yılında küresel yönetişim alanında yaşanan "hukukun üstünlüğü gerilemesi", Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de ciddi bir kurumsal hesaplaşmayla karşı karşıya bırakıyor. Kıbrıs, yüksek gelirli bir AB üyesi devletin teknokratik görünümünü sürdürüyor ve şu anda AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile bu istikrar imajını pekiştiriyor. Ancak gerçek, keskin bir yönetişim paradoksuna işaret ediyor. İşlevsel dış cephesinin altında, Avrupa standartlarındaki yasal mekanizmalar adam kayırmacılık ve elit koruma kültürü tarafından sistematik olarak içi boşaltılıyor. Teknik altyapı ile yozlaşmış işleyişin bu birleşimi, pek çok kişinin "yasal mafya devleti" dediği bir sistemi ortaya çıkardı. Bu sistemde kurumsal güç biçimsel olarak var ancak dürüstlük ile iktidar arasındaki bağ tamamen kopmuş durumda.
Bu makalede iki temel uluslararası gösterge karşılaştırılarak paradoks inceleniyor: Dünya Adalet Projesi'nin (WJP) Hukuk Üstünlüğü Endeksi ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI). Son dönemdeki Sandy skandalı gibi olayların münferit olmadığı, aksine derin ve süregelen bir çürümenin belirtileri olduğu savunuluyor.
Temel yönetişim paradoksunun teşhisi
Bu paradoksu çözümlemek için iki temel uluslararası endeksi karşılaştırmak gerekiyor. WJP endeksi devletin çerçevesini, yani hukukun üstünlüğüne olan temel bağlılığını ve yasal süreçlerin etkinliğini ölçüyor. CPI ise yolsuzluğun boyutunu ve elit koruma düzeyini ortaya koyuyor. Bu iki veri seti birlikte değerlendirildiğinde ikili bir gerçeklik ortaya çıkıyor: kağıt üzerinde son derece yetkin görünen ancak iktidardakileri korumak için tasarlanmış sistemlere dayanan bir ülke. Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa standardında yasal araçlara sahip olmasına rağmen bunları etkili çıkar gruplarına karşı kullanma iradesinden yoksun. Burada hukuk, adalet aracı olmaktan çıkıp bir yönetim aracına dönüşüyor; siyasi hesap verebilirlik herkesin görevi değil, birkaç kişinin ayrıcalığı haline geliyor.
Yasal çerçevenin güçlü yönleri
WJP 2025 Hukuk Üstünlüğü Endeksi, Kıbrıs'ın yasal çerçevesindeki güçlü yönleri ortaya koyuyor. Ülke 0,67 puanla dünya genelinde 30. sırada yer alıyor. Bu güçlü bir küresel konum olmakla birlikte Kıbrıs, 27 AB üyesi arasında 18. sırada kalıyor ve 0,73 olan AB ortalamasının altında bulunuyor. Ülke Slovenya, Portekiz, Malta, Polonya ve İtalya ile aynı grupta yer alıyor.
Kıbrıs birçok kritik alanda çok iyi performans göstererek temel altyapısının gücünü açıkça ortaya koyuyor. Ülke suç yokluğu alanında 0,85, yaşam hakkı ve güvenlik alanında ise 0,78 gibi son derece yüksek puanlar alıyor. Bu durum vatandaşlar için çok yüksek düzeyde fiziksel güvenlik anlamına geliyor. Yargı, kurumsal meşruiyetin en önemli kalesi olarak öne çıkıyor. Halk, politikacıların yolsuz olabileceğine inanıyor ancak hakimlerin rüşvet almadığına dair yaygın bir güven var. Bu güven, yargısal yolsuzluk yokluğunda 0,84, ceza adaleti yolsuzluğunda 0,81 ve hukuk davası yolsuzluğunda 0,79 olarak WJP puanlarına yansıyor. Kıbrıs inanç ve din özgürlüğünde 0,82 puanla dünyada 14. sırada yer alıyor. Tüm bu göstergeler, Kıbrıs'ın çökmekte olan bir devlet değil, "güvenli bölge" olarak değerlendirilmesini sağlıyor.
Kurumsal içi boşaltma ve sistemik kırılganlık
Teknik yasal güçlü yönlerine rağmen WJP verileri, uzun gecikmeler ve hesap verebilirlik eksikliği gibi derin kurumsal zayıflıkları ortaya koyuyor. Kıbrıs'ın en düşük puanı, hukuk davalarında "makul olmayan gecikme yokluğu" kategorisinde 0,29. Bu, rutin hukuk davalarının mahkemelerde 10-15 yıl sürünebildiği ve vatandaşların adalete erişiminin engellendiği anlamına geliyor. Yasama organı da yolsuzluk ölçeğinde 0,43 gibi düşük bir puan alıyor. Bu durum yasama düzeyinde bir adam kayırmacılık kültürüne işaret ediyor ve Temsilciler Meclisi'nin elitler tarafından ele geçirildiğini gösteriyor.
Sistemik yolsuzluk, siyasi figürlerin resmi yasaları tamamen atlamasına olanak tanıyor. Üst düzey yetkililer 0,52'lik vasat bir yaptırım puanıyla bir "kurum kalkanı"ndan yararlanıyor ve nadiren gerçek hesap verebilirlikle karşılaşıyor. Bilgi edinme hakkı puanı olan 0,56, hükümet verilerine kamusal erişimin önünde engeller olduğunu gösteriyor. Bu "bilgi boşluğu" şeffaflığı ciddi şekilde kısıtlıyor ve gazetecileri muhbirlerinkine benzer risklerle karşı karşıya bırakıyor.
Siyasi ruhun çürümesi ve koruma hiyerarşisi
WJP endeksi bir ülkenin resmi yapılarını ölçerken, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün CPI'si ülkenin "siyasi ruhunu" ve toplumsal bütünlüğünü ölçüyor. CPI verileri Kıbrıs için bu tezatı gözler önüne seriyor: Kıbrıs 55 puanla dünya genelinde 49. sırada yer alıyor, 64 olan AB ortalamasının gerisinde kalıyor. Bu düşüş tek bir skandalın ardından yaşanan izole bir olay değil; aksine on yıllık bir örüntüyü yansıtıyor. Kıbrıs 2012'den bu yana CPI'de 11 puan kaybetti. Bu durum siyasi kültürdeki kalıcı zafiyetleri gösteriyor. CPI, Kıbrıs'ta yolsuzlukla mücadele ortamının tıkandığını ve elit denetiminin isteğe bağlı kaldığını ortaya koyuyor.
Bu tıkanmış yolsuzlukla mücadele göstergeleri, derinden kök salmış ve kendi çıkarına hizmet eden bir hiyerarşiden kaynaklanıyor. Bunun merkezinde kasıtlı olarak oluşturulmuş bir süper kurum yatıyor: Başsavcılık makamı. Bu makam, hesap verebilirliğe karşı aşılmaz bir kale işlevi görüyor. Kıbrıs hukuk sistemindeki en büyük kusur, Başsavcının mutlak ve denetlenemez egemenliği. Anayasa, Başsavcıya iki rolde tekel tanıyor: hükümet hukuk danışmanlığı ve tek kamu savcılığı. Bu durum gerçek denetimi imkansız kılıyor.
Bu iki rol, keskin bir çıkar çatışması yaratıyor. Başsavcı, düzenli olarak danışmanlık yaptığı Bakanlar Kurulu üyelerini kovuşturup kovuşturmamaya tarafsız bir şekilde karar vermek zorunda. Üstelik Başsavcı, herhangi bir cezai kovuşturmayı kamuya gerekçe sunmadan sonlandırma anayasal yetkisine sahip. Bu denetlenemez ayrıcalık, yasal hesap verebilirlikte bir boşluk yaratıyor, yürütme organını yargısal denetimden koruyor ve siyasi korumanın hukukun önüne geçmesini sağlıyor.
Döner kapı sistemi ve reform yanılsaması
Bu yasal darboğazı, üst düzey devlet görevlerindeki "döner kapı" kültürü daha da kötüleştiriyor. Cumhurbaşkanı, bağımsız bir inceleme veya parlamento onayı olmadan üst düzey hakimleri ve Başsavcıyı atayabiliyor. Bu kapalı süreç, güçlü pozisyonlar arasında gidip gelen elitlerden oluşan bir "koruyucu kabuk" yaratıyor. Kişisel sadakat ve siyasi bağlantılar, denge ve denetim mekanizmalarının önüne geçiyor ve cezasızlık kültürünü güçlendiriyor.
Son dönemdeki reform çabaları bile bu kusurlu yapıdan bağışık değil. Örneğin 2022'de kurulan Bağımsız Yolsuzlukla Mücadele Otoritesi (IAAC), gerçek bağımsızlıktan yoksun. IAAC üst düzey yolsuzluk kanıtı ortaya çıkardığında suçlama yapamıyor; yasaya göre bulgularını Başsavcıya teslim etmek zorunda. Sonuç olarak yolsuzlukla mücadele çabaları yürütmenin kontrolünde kalıyor ve koruma hiyerarşisi sürdürülüyor.
Sonuç: Eylemsizliğin bedeli ve yaklaşan hesaplaşma
Kıbrıs'taki ciddi yönetişim krizi, teknik yasal mekanizmaların eksikliğinden kaynaklanmıyor. Krizin kaynağı, bu mekanizmaların derinden kök salmış bir siyasi sınıfı yalıtmak için kasıtlı olarak manipüle edilmesi. Avrupa tarzı yasallık görüntüsü, adam kayırmacılık ve elit ele geçirme kültürünü örtbas etmekten öteye gitmiyor; kamusal hesap verebilirlik herkes için bir görev değil, isteğe bağlı bir uygulama olarak görülüyor. Başsavcılık makamındaki temel çıkar çatışması — hem yürütmenin danışmanı hem de denetlenemez savcı olma durumu — anlamlı denetimi etkisiz kılan bir "yasal kara delik" yaratıyor. Kapalı siyasi atama sistemi, kişisel sadakatin kurumsal bütünlüğün önüne geçmesini garanti ediyor.
Bu "göstermelik uyum"un sınırları artık test ediliyor. Yapısal darboğazlar yalnızca teori değil; sistemik çürümenin neden sürdüğünün ta kendisi. Bu durum, soruşturma altındaki Sandy skandalında açıkça ortaya çıkıyor. Devlet mekanizmasının kamunun değil, özel çıkarların korunması için kullanıldığı iddia ediliyor. Bu yapısal kusurlar sürdükçe IAAC gibi reformlar işe yaramayacak, çünkü yürütmenin kontrolünde kalmaya devam edecekler. Gerçek bir değişim olmadıkça Kıbrıs, paradoksunun içinde sıkışmış kalacak: modern yasaların güçlüleri koruduğu bir "yasal mafya devleti".