Tam 30 yıl önce, 6 Temmuz 1996 Pazartesi günü, Kıbrıslı Türk gazeteci Kutlu Adali, Lefkoşa'daki evinin önünde makineli tüfekle taranarak öldürüldü. Bu suikast, 1974'ten sonra Kıbrıs'ın en kanlı yazı olarak nitelendirilen dönemin ilk olayıydı.
Aynı yaz içinde Rum göstericiler Tasos Isaac ve Solomos Solomou ile Türk asker Allahverdi Kılıç da politik nedenlerle hayatını kaybetti.
Ancak Isaac, Solomou ve Kılıç'ın ölümleri anlık gelişmelerin sonucu olurken, Adali'nin ölümü hesaplanmış bir suikasttı. Birçok kaynağa göre, yaklaşık iki buçuk ay önce yazdığı bir dizi yazıya misilleme olarak öldürülmüştü.
Yazılar, Mağusa'daki St Barnabas Manastırı'na düzenlenen silahlı soygunla ilgiliydi. O dönemin haberlerine göre, milyonlarca dolar değerinde tarihi eser çalındı ve Aziz Barnabas'ın mezarı kazıldı.
Haki Atun
Adali, Yeniduzen gazetesinde, 14 Mart 1996 akşamı yaklaşık 15 silahlı saldırganın manastıra girdiğini ve güvenlik görevlilerini etkisiz hale getirdiğini yazdı. Ayrıca saldırganları taşıyan araçların plakalarını verdi ve bunlardan ikisinin Kıbrıslı Türk sivil savunma birimlerine ait olduğunu öne sürdü.
Manastırdan alınanların aslında manastıra ait olmayıp, 1974'te ve sonrasında başka yerlerden yağmalanarak orada saklanan malzemeler olduğunu belirtti. Bunun yanı sıra, "küçük bir orduyu andıran" bir grubun nasıl olup da fark edilmeden böyle bir operasyon gerçekleştirebildiğini sorguladı.
Polis olaydan ancak ertesi gün saat 09.00'da haberdar oldu. Soygun başladıktan 14 saat, bittikten 10 saat sonra.
Bu arada, Haki Atun liderliğindeki Kıbrıslı Türk koalisyon hükümeti, polis ve ordu beş gün boyunca sessiz kaldı. Atun nihayet bir açıklama yaptığında soygunu "askeri operasyon" olarak nitelendirdi.
Bu açıklama Adali'yi parçaları birleştirmeye itti. 23 Mart 1996 tarihli Yeniduzen'de şöyle yazdı: "20 Temmuz 1974 operasyonu sırasında Rum evlerinden, kiliselerden, bankalardan ve kuyumculardan toplanan mücevher, altın, gümüş ve elmasların bir binbaşı tarafından alınarak Aziz Barnabas'ın mezarının bulunduğu mağaraya gömüldüğü söyleniyor."
Binbaşının "savaş bitince gelip almak niyetinde olduğunu" ancak terfi ederek general rütbesine yükseldiğini ve emekli olduğunu ekledi. "21 yıl sonra, Kıbrıs'ta güvendiği kişilere durumu anlattı ve silahlı baskın düzenledi. Mücevherleri alıp aynı gece uçakla Türkiye'ye kaçtılar."
Adali yazısında, Atun'un "ertesi gün uçağa atlayarak Türkiye'de bu operasyonu protesto etmesi gerektiğini" çünkü operasyonun "devleti, hükümetleri ve yasaları hiçe sayarak" yapıldığını belirtti. Şu ifadeleri kullandı: "Eğer KKTC bir devletse ve bununla gurur duyuyorsa ve sen Haki Atun bu devletin başındaysan, kendi ülkende olup bitenleri şikayet etme, yasaları ihlal edenleri, kendilerini otoritelerin ve yasaların üzerinde görenleri ve bu ülkede her şeyi sorumsuzca yapabileceklerini düşünenleri protesto etme hakkın var."
İki buçuk ay sonra, makineli tüfekle taranarak öldürüldü.
Polisin cinayet soruşturması sonuçsuz kaldı ve hiç kimse hakkında suçlama yapılmadı.
Bunun üzerine dul eşi İlkay Adali, soruşturmanın "yetersiz" ve "inandırıcı olmaması" gerekçesiyle Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) şikayet etti. Mahkeme İlkay Adali lehine karar vererek 95 bin Euro tazminat ve mahkeme masrafı ödenmesine hükmetti.
Yine de olayın arkasında kimin olduğuna dair çeşitli teoriler ortaya atıldı. Kimileri Türk milliyetçisi örgüt Bozkurtlar'ı işaret ederken, kimileri de daha önce Türkiye'deki başka saldırılarla bağlantılı olan Türk İntikam Tugayı'nı işaret etti.
2021'de organize suç lideri Sedat Peker, sosyal medyada yayınladığı bir dizi videoda Adali'nin ölümünün, soygun sırasında Türkiye'nin Adalet Bakanı, suikast sırasında ise İçişleri Bakanı olan Mehmet Ağar tarafından koordine edildiğini iddia etti.
Peker, Ağar'ın yakın arkadaşı Yarbay Korkut Erken'in kendisine "Kıbrıs'ta Kıbrıs'ı Rumlara satmak isteyen bir adam var" dediğini anlattı. Konuyu halletmesi için kendi kardeşi Atilla Peker'i göndermeyi planladığını ancak "başka bir ekibin" Adali'yi önce öldürdüğünü söyledi.
Peker'in iddiaları, dönemin ana muhalefet partisi CTP lideri ve şimdiki Kıbrıslı Türk lideri Tufan Erhurman öncülüğünde konuyla ilgili yeni bir soruşturma başlatılması yönünde siyasi çağrılara neden oldu.
Ancak Peker'in ifşalarından beş yıl, suikastten ise 30 yıl sonra dosya hâlâ soğuk.