NATO, siyasi gündeme geri döndü. Bunun nedeni büyük ölçüde Türkiye'de yapılan ve Erdoğan'ın kişisel bir vitrine dönüştürmekten fazlasıyla memnun olduğu zirve. NATO, Kıbrıs siyasetinde ilk kez gündeme gelmiyor ve her zamanki gibi, DISY ile AKEL arasında konunun özüyle hiçbir ilgisi olmayan, yıpratıcı bir ip çekme oyununa dönüşüyor.
Her zamanki muğlak sloganlardan ziyade, iki partinin BM Genel Sekreteri'nin kişisel temsilcisi María Ángela Holguín'e, Pindarou ve Ezekias Papaioannou köşesinde yaptıkları görüşmede tam olarak hangi pozisyonu ilettiklerini duymak çok daha aydınlatıcı olurdu. Çünkü haberlere göre Holguín, görüştüğü her muhataba, mevcut garanti sisteminin yerine Kıbrıs'ın NATO'ya katılması seçeneğini gündeme getiriyor.
Bir zamanlar dış politika tartışmalarında değinilip geçilen bir konu olan NATO, artık bazı haberlerin de ortaya koyduğu gibi, BM'nin açıkça tartıştığı ya da konuştuğu kişilerle sessizce yokladığı konuların tam merkezine yerleşmiş durumda.
Şu ana kadar NATO'nun 1960 garanti sisteminin yerini gerçekten alıp alamayacağına dair ciddi bir tartışma yapılmadı. Oysa bu sistem sadece işlevsiz değil, aynı zamanda herhangi bir Kıbrıs çözümünün önünde aktif bir engel teşkil ediyor.
AKEL'in garanti sistemini NATO'yla değiştirme konusunda son derece net bir pozisyonu var. Parti Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, AB büyükelçilerine yaptığı açıklamada AKEL'in NATO'nun dahil olmasına kesinlikle karşı olduğunu ve bu yol izlenirse AKEL'i unutmaları gerektiğini söyledi. Aynı zamanda, partisinin desteği olmadan Kıbrıs çözümünün çok zor olduğunu vurguladı. Suları yoklayanlara atıfta bulundu ancak Holguín de dahil olmak üzere isim vermekten özenle kaçındı.
AKEL'in itirazı spesifik: 1960 garanti sistemini NATO'yu içeren yeni bir sistemle değiştirmek, onlara göre, BM Genel Sekreteri Guterres'in garanti sistemini tamamen kaldırma ve yerine askeri boyutu olmayan, çözümü uygulayacak bir mekanizma koyma yönündeki pozisyonuyla doğrudan çelişiyor.
DISY, Stefanu'nun bu tavrına karşılık vererek Kıbrıs solunu "ideolojik takıntılarla" suçladı. Ancak konunun özüne gelince, Holguín'in Annita Dimitriu ile yaptığı görüşmenin de ortaya koyduğu gibi, DISY pek bir şey söylemiyor. Partinin açıklamasında, "DISY, Kıbrıs sorununun çözümü, güvenlik meseleleri ve NATO üyeliği olasılığının, başka bir dönemden kalma ideolojik filtrelerle değil, yalnızca ulusal çıkar ve Cumhuriyet ile vatandaşlarının güvenliği temelinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor" denildi ve mevcut garanti sisteminin NATO garantileriyle değiştirilmesini destekleyip desteklemediği sorusu ustaca geçiştirildi.
DISY ve AKEL'in siyasi ve ideolojik konumlanmalarının ötesinde, geriye kalan soru son derece basit: NATO, garanti sisteminin yerini gerçekten alabilir ve tek taraflı müdahale hakkını kaldırabilir mi?
Hukuki ve teknik olarak, hayır. NATO, üye olmayan bir devlete garanti veremez. Bu da "NATO'nun garantör olması" çözümünün ya yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ın ittifaka tam üye olmasını ya da standart garanti çerçevesinin tamamen dışında, özel bir mekanizma oluşturulmasını gerektiriyor.
Siyasi ve pratik olarak, tek taraflı müdahale hakkının kaldırılması zaten Guterres çerçevesine yerleştirilmiş görünüyor. Ancak itiraz edenlere göre asıl tehlike, mevcut hakkın resmen kaldırılması değil, onun yerini alacak olan şey: NATO yapıları, komuta merkezleri ve sorumluluk bölgelerine gömülü, tam üye olarak Türkiye'nin baskın olduğu, çok daha az görünür yeni bir nüfuz mekanizması.
Tek taraflı müdahale hakkının kaldırılması konusunda herkes hemfikir: DISY, AKEL ve hükümet. AKEL'in DISY ve hükümetten ayrıldığı nokta, aynı eski dengesizliği yeniden yaratmadan bu hedefe ulaşmak için NATO'nun doğru araç olup olmadığı.