Tuhaf ama bir haber bülteninde her "Gazze'deki savaş" ifadesini duyduğumda kendimi sözlüğe uzanırken buluyorum. "Savaş: devletler arasında ya da bir devlet içindeki gruplar arasında yaşanan silahlı çatışma."
Peki Filistin'de savaşan taraflar tam olarak kimlerdi? Bir tarafta dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ordularından biri olan İsrail ordusu vardı. Tamam, tanım tutuyor. Peki ya diğer tarafta?
Bu silahlı çatışmada karşı taraftaki güç kimdi? Hamas mı? Yoksa Birleşmiş Milletler'e göre ölenlerin yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan siviller mi? Devletsiz bir halk. Örgütlü bir ordusu olmayan bir halk. Birleşik bir komutanlığı bulunmayan bir halk. Gidecek hiçbir yeri olmadan bir toprak şeridine hapsolmuş bir nüfus. Yine de bu grotesk asimetriyi medya kuruluşları, politikacılar, analistler ve akademisyenler "savaş" olarak sundu.
Son haftalarda savaşı en gerçek ve en yalın haliyle izliyoruz. ABD ve İsrail'in bir tarafta, bölgenin en güçlü askeri güçlerinden İran'ın diğer tarafta yer aldığı bu çatışma tüm Ortadoğu'ya yayıldı.
Yüz binlerce insan yerinden ediliyor. Şehirler enkaza dönüyor. Sirenler çalıyor, ekonomiler sarsılıyor, büyükelçilikler tahliye ediliyor.
Kameralar Ortadoğu'ya kilitlendi. Dünya nefesini tutarak izliyor. Tüm büyük uluslararası televizyon kanallarının muhabirleri bölgeye akın etti.
İran'daki savaşa ilişkin her haberde aklım doğrudan Gazze'ye gidiyor. Aynı gazetecilerin o "savaşı" ne kadar yüzeysel aktardığını düşünüyorum. Nesnel bir tablo aktarmaya çalışırken gazetecilerin öldürüldüğü bir yerde kopuk ve parçalı bir habercilik yaptılar.
Burada Kıbrıs'ta, Gazze kıyılarından sadece 360 kilometre uzakta, gökyüzümüzdeki ışık izlerini görmemiz gerekti ki komşumuzda gerçekten korkunç bir şeylerin olduğunu ilk kez hissedelim. Ardından sürünen bir korku geldi: Ya o cisimlerden biri adamıza düşerse?
Sonra biri düştü. Bir drone Kıbrıs'a düştü. Ve korkunun ne demek olduğunu aniden, derinden kavradık. Uykusuz geçen gece. Hayal edemediğimiz sabah. Kısa ve tedirgin edici bir güvensizlik hissi — Gazze'de milyonlarca insanın her gün yaşadığı dehşetin yanına bile yaklaşamayan bir his.
Gazze'de İsrail hava saldırıları ve kara operasyonları hâlâ sivilleri öldürüyor. Hâlâ çocukları öldürüyor. İnsani felaket her geçen hafta derinleşiyor. Koruma sunan komşu bir ülke yok. Şu anda Kıbrıs çevresinde devriye gezen ve bazı insanların kendini güvende hissetmesini sağlayan fırkateynler, hava savunma sistemleri, denizaltılar ve muhriplerin hiçbiri Gazze'nin sularında yok.
Gazze'nin payına bambaşka şeyler düştü. İnsanlıktan söz ederken saldırgana silah sağlayan liderlerden çelişkili açıklamalar. Soykırımcıyla resmi ziyaretler ve sıcak el sıkışmalar. Hiçbir zaman gerçekleşmeyen yardım vaatleri.
Ablukayı kıracağı umut edilen dayanışma filosu beklentisi de başka bir komşu devletin failin yanında saf tutmasıyla suya düştü.
Ama artık kimin umurunda Gazze? Batı'ya göre o "savaş" sona erdi. Gezegenin güvenilir yöneticisi bunu bizzat kürsüden doğruladı.
Kendine "barış" konseyi diyen bir konseyin kürsüsünden.