Sorular yüksek sesle ve ısrarla soruluyor, ancak yanıtsız kalıyor. Yaşanan kaos her kurumu çamura bulamaya devam ederken, temel sorular havada asılı duruyor.
İlk soru: Mesajlar ilk ortaya çıktığında neden herhangi bir soruşturma başlatılmadı?
İkinci soru: Bir avukat, müvekkilinin kişisel materyallerini onun rızası olmadan kullanma hakkına sahip mi? Müvekkilinin isteklerine doğrudan aykırı olmasına rağmen, kendi anlatısını dayatmak için radyoya ve televizyona çıkma hakkı gerçekten var mı?
Üçüncü soru: Kıbrıs Barolar Birliği neden suskunluğa gömüldü? Birliğin eski başkanı olaydan haberdar olduğunu kabul etti; ancak bunu yetkili makamlara bildirmek yerine, devlet dışı bir kuruma "soruşturma" için iletti.
Barolar Birliği, ülkenin en üst hukuk otoritesidir. Adalet konularında hem söz hakkına hem de sorumluluğa sahip bir kurumdur. Öyleyse burada neyin geçerli olduğunu neden açık ve net bir şekilde söylemiyor? Kamuoyunu avukatların birbirine girdiği bu gösteriyi izlemeye mahkum etmek yerine, neden temel soruları yanıtlamıyor?
Yasadışı dinleme yoluyla elde edilen materyaller soruşturmada kullanılabilir mi? Herhangi bir inceleme başlatılmadan önce ilgili kişinin rızası gerekli mi? Ve İstanbul Sözleşmesi kapsamında, tecavüzden haberdar olanların bunu bildirmemesi ağır bir suç mu?
Yoksa bunların hiçbiri asıl mesele değil mi? Asıl önemli olan tek şey, altında ne çürürse çürüsün, Kıbrıs devletinin cephesinin sağlam görünmesi mi?