Kıbrıs ve Yunanistan birkaç gündür diplomatik olarak tetikte. Bunun nedeni Doğu Libya Temsilciler Meclisi'nin, 2019'da imzalanan Türkiye-Libya deniz sınırlandırma mutabakatını onaylama kararı. Bu karar, doğu Libya parlamentosunun son 7 yıldır bu anlaşmaya karşı çıkan tutumundan önemli bir sapma anlamına geliyor.
Gelişme Kıbrıs ve Yunanistan'da büyük tepki topladı. AB düzeyinde de benzer tepkiler geldi. 27 üye devlet ortak bir açıklamayla mutabakatı geçersiz ilan etti ve bunun üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini kabul etti. AB Komisyonu Başkanı ile AB Liderler Konseyi Başkanı da ortak bir açıklamayla aynı tutumu benimsedi. Mısır'ın yanıtı da önemli bulundu. Mısır, Libya Meclisi'nin onayının hiçbir hukuki geçerliliği olmadığını vurguladı. İsrail de mutabakata karşı kınayıcı bir tutum sergiledi.
Mutabakat neyi öngörüyor
Türkiye-Libya deniz mutabakatı, 27 Kasım 2019'da Türkiye ile o dönem uluslararası alanda tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalandı. Anlaşmayla iki ülke, aralarındaki deniz yetki alanlarının sınırını belirledi. Tartışmanın temel noktası, mutabakatın Girit, Rodos ve Karpatos gibi Yunan adalarının kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırmasındaki etkisini yok saymasıdır.
Yunanistan, bu adaların Uluslararası Deniz Hukuku'na göre deniz yetki alanlarında hakları olduğunu savunuyor. Atina'ya göre Türkiye ile Libya, Yunan egemenlik haklarını yok sayan bir sınırlandırma üzerinde anlaşamaz. Ankara ise sınırlandırmanın kıyıların coğrafi konumunu ve uzunluğunu dikkate alması gerektiğini söylüyor. Türkiye, Yunan adalarının Türkiye'nin deniz iddialarını kesmesine izin verilemeyeceğini öne sürüyor.
Doğu Libya'nın tutumundaki değişim
Libya'da uzun süredir iki hükümet var. Birincisi batı Libya'daki Trablus'u merkez alıyor ve BM ile dünyanın çoğu ülkesi tarafından Libya'nın meşru hükümeti olarak tanınıyor. İkincisi ise doğudaki Bingazi'yi merkez alıyor. Doğu Libya'daki parlamento olan Temsilciler Meclisi de 2014'te seçildi ve burada bulunuyor. O tarihten bu yana siyasi istikrarsızlık nedeniyle seçim yapılmadı.
Yaşanan gelişmenin en önemli siyasi boyutu, onayın mareşal Halife Hafter'i destekleyen siyasi güçlere yakın Temsilciler Meclisi'nden gelmesi.
2019'da mutabakat imzalandığında doğu Libya anlaşmayı reddetmişti. Bu tutumun gerekçesi, Trablus hükümetinin ülkeyi bağlayacak yetkiye sahip olmadığıydı. 2020'de aynı Meclis, Türkiye ile yapılan anlaşmalara karşı kararlar almıştı.
Yunanistan'ın tutumu
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Libya Meclisi'nin kararını reddetti. Bakanlık, kararın anlaşmanın yasal durumunu değiştirmediğini ve Atina'nın anlaşmayı yasadışı ve geçersiz saydığını belirtti.
Yunanistan'ın resmi tutumuna göre Türkiye ile Libya'nın, bu deniz sınırlandırmasını haklı çıkaracak bitişik ya da karşılıklı kıyıları yok. Atina ayrıca mutabakatın Girit de dahil olmak üzere Yunan adalarının deniz haklarını yok saydığını savunuyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, ortaklarını ve müttefiklerini bilgilendirdiğini ve egemenlik haklarını korumak için gerekli adımları atacağını açıkladı. Yunanistan'ın BM Daimi Temsilcisi Aglaia Balta da 21 Ekim'de BM Güvenlik Konseyi'ni anlaşma hakkında bilgilendirdi.
Ankara'nın yanıtı
Türkiye, perşembe günü Yunanistan, Avrupa Birliği ve diğer tarafların tepkilerini reddetti. Türkiye Savunma Bakanlığı, anlaşmanın hukuki geçerliliğinin «üçüncü tarafların tek taraflı değerlendirmeleriyle» tartışılamayacağını söyledi. Bakanlık, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasının ilgili devletlerin egemenlik hakkı olduğunda ısrar etti.
Türk bakanlık, Libya Temsilciler Meclisi'nin mutabakatı 20 Ekim'de onaylamasını memnuniyetle karşıladı. Bakanlık, kararı anlaşmanın geçerliliğinin teyidi ve Ankara ile Trablus arasındaki stratejik iş birliğini güçlendirmeye yönelik bir adım olarak nitelendirdi. Açıklamada şöyle denildi: «Karar, uluslararası hukuka ve hakkaniyet ilkelerine dayanarak imzalanan mutabakatın geçerliliğini teyit etmektedir.» Bakanlık ayrıca Ankara'nın Doğu Akdeniz'de hak ve çıkarlarını savunma kararlılığını yineledi.
İsrail'den Türkiye'ye doğrudan suçlamalar
İsrail ve Mısır, Libya Temsilciler Meclisi'nin mutabakatı onaylamasına şiddetle karşı çıktı. İki ülke, 2019'da Ankara ile Trablus arasında imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasını reddetti.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, 21 Ekim'de Libya Meclisi'nin kararını kınadı. Bakanlık, anlaşmanın bölgedeki İsrail'in yakın müttefiklerinin egemenlik haklarını ihlal ettiğini vurguladı.
Bakanlık ayrıca Türkiye'yi doğrudan suçladı. Açıklamada şöyle denildi: «Maalesef, bir kez daha Türkiye'nin Doğu Akdeniz'i istikrarsızlaştırmak için çalıştığını görüyoruz.»
Mısır Dışişleri Bakanlığı da benzer bir açıklama yaptı. Bakanlık, mutabakatın onaylanmasının Mısır için hiçbir hukuki sonuç doğurmadığını, anlaşmayı geçersiz ve Uluslararası Deniz Hukuku'na aykırı gördüğünü yineledi.
Kahire, mutabakatın Mısır'ın Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığındaki egemenlik haklarını ihlal ettiğini savundu. Mısır ayrıca mutabakata dayanan her türlü eylemi reddettiğini ve bunun ülkenin ilan ettiği deniz sınırlarıyla çeliştiğini açıkça belirtti. Mısır, uluslararası hukuka uygun olarak çıkarlarını koruma hakkını saklı tuttu.
2019'dan beri var ama pratikte yok sayılıyor
Kıbrıs Rum basınından «Φ της Κυριακής» gazetesine konuşan uzman analistler, son gelişmenin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni doğrudan etkilemediğini açıkladı. Ancak analistlere göre gelişme dolaylı olarak etkiliyor. Çünkü Türkiye, bölgedeki çıkarlarını ilerletmek için diğer üçüncü ülkeler gibi bu tür adımlardan yararlanıyor. Analistler şöyle konuştu: «Bunu Kıbrıs'a karşı yapsa da Yunan adalarına karşı yapsa da sonuç ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tutumu aynı olacaktır.»
Analistlere göre önemli olan başka bir nokta da var. Mutabakat 2019'dan beri varlığını sürdürüyor. Analistler, 7 yıldır Ankara'nın bu anlaşmaya atıfta bulunduğunu, buna rağmen anlaşmanın Libya Temsilciler Meclisi'nden geçirilemediğini hatırlattı. Analistlere göre gerçekte değişen şey, anlaşmanın iç hukukta bir dayanağının olmasıdır. Dış politikada ise hiçbir şey değişmiyor. Bunu, AB'nin, İsrail'in ve özellikle Mısır'ın tepkileri de gösterdi.
Analistler, mutabakatın uluslararası hukuka göre hâlâ yasadışı olduğunu vurguladı. Mutabakatın BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni (UNCLOS) ihlal ettiğini de ekledi. Bu sözleşme, devletlerin denizlerdeki ve okyanuslardaki hak ve yükümlülüklerini belirleyen temel uluslararası hukuk çerçevesi. Sözleşme, Kıbrıs ve Yunanistan için de çok önemli. Çünkü Münhasır Ekonomik Bölge, kıta sahanlığı, karasuları ve adaların hakları gibi konularda kurallar içeriyor. Türkiye sözleşmeyi imzalamadı. Libya ise sözleşmeyi imzaladı ama onaylamadı. Analistler, bir ülkenin çıkarlarına uymayan sözleşmeyi imzalamamayı tercih ettiğini de sade bir dille anlattı.
Analistlere göre İsrail, Mısır ve Avrupa devletlerinin açıklamaları da büyük önem taşıyor. Ancak asıl belirleyici olan, mutabakatın 2019'dan beri var olması ve Türkiye ile Libya'nın buna dayanması. Oysa hem Yunanistan hem de Mısır, sahada mutabakatın varlığını yok sayarak adımlar attı ve bu bir soruna yol açmadı.
Analistlere göre iki ülke, mutabakatın yasadışı olduğunu söylemekle kalmıyor, pratikte de yok sayıyor. Analistler sözlerini şöyle tamamladı: «Bunun ötesinde gelişme, Türkiye'nin Libya üzerindeki etki derecesini gösteriyor. Satranç tahtasında, herkes elindeki piyonu kullanır ve bunu da kullanıyor.»
Giorgos Kentas: Mutabakat ve Türkiye'nin hukuksuzluk sorunu
«Libya Meclisi'nin Türkiye-Libya mutabakatını onaylaması, Ankara'nın Doğu Akdeniz'de kendi kurallarını dayatma stratejisinin bir başka tezahürüdür. Bu gelişme deniz yetki alanlarının hukuki statüsünü değiştirmiyor. Ancak Türkiye'nin fiili durumlar yaratma ve bölgesel iş birliğinin koşullarını yeniden belirleme yönündeki siyasi çabasını güçlendiriyor.
Sorun yalnızca bu mutabakatla sınırlı değil. Türkiye, uluslararası hukukun temel kurallarını sorgulayan daha geniş bir hukuksuzluk stratejisi izliyor. Bölgesel bir düzeni, kendi jeopolitik hedeflerine göre şekillendirmeye çalışıyor. Birlikte yaşama, iyi komşuluk ve iş birliği kurallarını kabul etmek yerine, tek taraflı iddialarını bir pazarlık konusu haline getirmeyi amaçlıyor.
Bu uygulama, Doğu Akdeniz'de sürekli bir belirsizlik yaratıyor. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını etkiliyor, enerji güvenliğini zayıflatıyor ve bölgesel altyapı projelerinin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Yunanistan-Kıbrıs elektrik bağlantısı, Türk iddialarıyla karşı karşıya kalan Avrupa stratejik önemde bir projenin tipik örneği.
Yunanistan ve Kıbrıs için mesele öncelikle stratejik. Uluslararası hukuka başvurmak ne kadar gerekli olursa olsun, tek başına yeterli değil. Siyasi özgüven, kararlılık ve etkin diplomasi gerekiyor. Amaç, Ankara'nın koşullarını tek taraflı olarak dayatma kapasitesini sınırlayacak bir güç dengesi oluşturmak.
Yunanistan, Avrupa Birliği ile iş birliğini güçlendirmeli. Bu bağlamda bölgede gerçek çıkarları olan üye devletlerle, ayrıca Kıbrıs, Mısır, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini geliştirmeli. Bu iş birliklerinin somut bir siyasi, enerji ve stratejik içeriği olmalı.
Doğu Akdeniz, tek taraflı talepler ve seçici kural uygulaması üzerine örgütlenemez. İstikrar, egemenliğe, uluslararası hukuka ve eşit iş birliğine saygıyla mümkün olur. Türkiye'nin stratejisine en etkili yanıt, bir sonraki krizi beklemek değil, Yunanistan ve Kıbrıs'ın etkin ve anlamlı bir rol oynayacağı bir bölgesel iş birliği düzenini sistemli biçimde kurmaktır.»
Pampos Chrysostomou: Mutabakatın onaylanmasının jeopolitik etkileri

Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 tarihli Türkiye-Libya mutabakatını onaylaması, Doğu Akdeniz için önemli bir jeopolitik gelişme. Bu arada, 2020'de Bingazi'nin Türkiye ile ilişkileri kesme kararının geri alınması, Bingazi'nin Ankara'ya yaklaşmasının ve Hafter kampının tutumunda bir değişimin işareti.
Bu değişim, Türkiye'nin hem batı hem de doğu Libya ile siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler geliştirme stratejisiyle bağlantılı. Libya Meclisi'nin liderliğindeki değişiklikler ile Hafter ailesinin etkisinin artması belirleyici rol oynuyor. Bu durum, Mısır'ın ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin geleneksel etkisini sınırlayabilir.
Mutabakat Yunanistan tarafından, Girit, Rodos, Karpatos ve Kastellorizo gibi Yunan adalarının deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasındaki etkisini yeterince dikkate almadığı gerekçesiyle itiraz konusu yapılıyor. Ayrıca üçüncü devletlerin haklarıyla ve Yunanistan-Mısır MEB anlaşmasıyla bağlantılı deniz alanlarının örtüşmesiyle ilgili sorunlar doğuruyor. Yine de Libya Meclisi'nin onayı, mutabakatın otomatik olarak uluslararası hukuki tanınma sağladığı anlamına gelmiyor.
Gelişmeler, bölgenin enerji planlarını da etkiliyor. Özellikle Yunanistan ve Kıbrıs'ı birbirine bağlayan, İsrail'e bağlantı olasılığı bulunan Great Sea Interconnector (GSI) projesi bu kapsamda. Türkiye, mutabakatı diplomatik baskı aracı olarak kullanabilir ve enerji projelerinde gecikmeler veya gerilimler yaratabilir.
Yeni duruma yanıt vermek için Yunanistan ve Kıbrıs'ın, Avrupa Birliği, ABD, Fransa, Mısır ve İsrail ile diplomatik iş birliğini güçlendirmesi, enerji projelerini hızlandırması ve Libya'nın iki tarafıyla daha istikrarlı ilişkiler geliştirmesi gerekiyor.
Sonuç olarak, onay mutabakatın hukuki geçerliliğini tek başına değiştirmiyor, ancak Türkiye'nin jeopolitik etkisini güçlendiriyor. Bu meydan okumaya etkili biçimde karşılık vermek; diplomasi, caydırıcılık, bölgesel ittifaklar ve enerji iş birliğinin birlikte kullanılmasını gerektiriyor.