Icerige atla
Politika 📰 60/100

Kıbrıs ve Yunanistan'dan BM'ye Türkiye-Libya deniz yetki mutabakatına itiraz mektubu

Kıbrıs ve Yunanistan'dan BM'ye Türkiye-Libya deniz yetki mutabakatına itiraz mektubu

Atina ve Lefkoşa, mutabakatın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve üçüncü devletler bakımından hukuki sonuç doğurmadığını savunuyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye-Libya mutabakatını onaylamasından ciddi kaygı duyduğunu belirten bir mektubu BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e gönderdi.

BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Maria Michael, mutabakatın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve üçüncü devletler bakımından hukuki sonuç doğurmadığını vurguladı.

Mektupta, Türkiye'nin Libya'daki koşulları, yasa dışı deniz iddialarını ilerletmek için kullandığı belirtiliyor. Bu tutumun bölgesel barış ve güvenliği zedelediği ifade ediliyor.

Kıbrıs, mutabakatın diğer kıyıdaş devletlerin egemenlik haklarını görmezden geldiğini ve hukuki dayanağı olmadan yapay deniz sınırları oluşturmaya çalıştığını söylüyor.

Bilgilere göre Yunanistan'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ag. Baltas, dün Güvenlik Konseyi'ne yapılan bilgilendirmenin ardından BM Genel Sekreteri Ofisi'ne resmi bir mektup gönderdi. Mektupta Yunanistan'ın konuyla ilgili tutumunun uluslararası kamuoyuna açıkça iletilmesi amaçlanıyor.

Mektupta, Yunanistan'ın değişmeyen tutumunun yinelendiği belirtiliyor. Buna göre mutabakat geçersiz ve temelsiz, üçüncü devletler açısından da hukuki sonuç doğurmuyor.

Yunanistan'a göre mutabakat, Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) dahil uluslararası hukuka açıkça aykırı. Ayrıca Yunan adalarının egemenlik haklarını ve deniz alanlarını yok sayıyor.

Kıbrıs'ın BM'ye mektubu

Kıbrıs Cumhuriyeti, Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 tarihli Türkiye-Libya mutabakatını onayladığı tarihin zamanlamasına ilişkin «ciddi kaygılar» dile getiriyor.

BM Daimi Temsilcisi Maria Michael, bugün Genel Sekreter Antonio Guterres'e gönderdiği mektupta 20 Ekim tarihli karara değiniyor. Mektupta ayrıca Kıbrıs hükümetinin daha önce 20 Ocak 2020, 24 Nisan 2020 ve 20 Temmuz 2020 tarihlerinde BM'ye yaptığı başvurularda dile getirdiği görüşlerin yinelendiği belirtiliyor. Mektupta, Kıbrıs'ın 18 Ağustos 2025 tarihli nota verbalini de hatırlattığı ifade ediliyor.

Michael mektubunda, «Libya'nın bağımsızlığının, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün üçüncü devletlerin jeopolitik hedeflerine ve iddialarına boyun eğdirilmemesi gerektiğini» vurguluyor. Türkiye'nin Libya'daki siyasi ve kurumsal koşulları, üçüncü devletlerin egemenlik haklarını zedeleyecek yasa dışı deniz iddialarını ilerletmek için kullandığını da savunuyor.

Mektupta, bu tür adımların «Doğu Akdeniz'de kasıtlı bir tırmanma politikasını» yansıttığı belirtiliyor. Bu adımların uluslararası hukuku zayıflattığı ve bölgesel barış, güvenlik ve istikrar için «ciddi bir tehdit» oluşturduğu ifade ediliyor.

Kıbrıs'a göre mutabakat, Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde (UNCLOS) yer alan hükümler de dahil olmak üzere uluslararası hukuka, özellikle de antlaşmaların yapılmasına ilişkin kurallara aykırı. Bu nedenle mutabakatın «üçüncü taraflar için hukuki sonuç doğurmadığı» ve üçüncü devletlerin deniz alanlarındaki haklarını, egemenlik hakları dahil, etkilemediği savunuluyor.

Mektupta, mutabakatın karşılıklı olarak «ters veya bitişik kıyısı bulunmayan» iki devlet arasında sınır çizmeye çalıştığı belirtiliyor. Bunun da «var olmayan bir deniz sınırı» yarattığı ve Yunan adaları dahil diğer kıyıdaş devletlerin deniz alanlarındaki varlığını ve haklarını bilerek görmezden geldiği ifade ediliyor.

Kıbrıs, UNCLOS'un 121. maddesinin 2. fıkrasının örf ve adet hukukunu yansıttığını ve Sözleşme'ye taraf olmayan devletleri de bağladığını hatırlatıyor. Bu maddenin, adaların «karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge» üzerindeki hakkını açıkça güvence altına aldığı belirtiliyor.

Michael, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmaların karşılıklı ters veya bitişik kıyıları olan devletler arasında yapılması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca bu anlaşmaların «iyi niyetle ve uluslararası hukukun yerleşik ilkelerine uygun olarak», UNCLOS'ta kodlanan ve uluslararası içtihatla şekillenen ilkelerle yapılması gerektiğini ekliyor.

Michael, mektubun BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi'nin resmi belgesi olarak dağıtılmasını, ayrıca BM'nin ilgili biriminin internet sitesinde ve Deniz Hukuku Bülteni'nde yayımlanmasını talep ediyor.

HALC'den ABD'ye çağrı

Yunan-Amerikan Liderlik Konseyi (HALC), ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'dan mutabakatı açıkça reddetmesini ve Yunanistan dahil üçüncü ülkeler aleyhine hukuki sonuç doğurmadığını netleştirmesini istiyor. Konsey, Türkiye-Libya iddialarının Doğu Akdeniz'deki Amerikan enerji ve stratejik çıkarlarını da tehlikeye attığı uyarısında bulunuyor.

HALC'in icra direktörü Eddie Zemenides'in imzasını taşıyan mektupta, Dışişleri Bakanlığı'nın son açıklaması eleştiriliyor. Konsey, bu açıklamanın Washington'un 2019'daki tutumundan daha zayıf olduğunu savunuyor.

Müdahale, Libya Temsilciler Meclisi'nin 20 Ekim'de mutabakatı onaylamasının ardından geldi. Bu gelişme Avrupa Birliği'nin tepkisine yol açtı ve mutabakatın deniz iddiaları ile Doğu Akdeniz'deki enerji aramaları üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı.

Konsey, Amerikan tutumunu Avrupa Birliği'nin tutumuyla karşılaştırıyor. AB, 21 Ekim'de 27 üye devletin desteğiyle mutabakatın üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, Deniz Hukuku ile bağdaşmadığını ve «geçersiz olduğunu, üçüncü devletler için hukuki sonuç doğuramayacağını» yineledi. HALC'e göre Mısır ve İsrail de benzer itirazlarda bulundu.

Dışişleri Bakanlığı ise 22 Ekim'deki yanıtında, deniz uyuşmazlıklarının iyi niyetli müzakerelerle ve NATO müttefikleri olarak Yunanistan ile Türkiye arasındaki ikili diyalogla çözülmesini teşvik etti. HALC, 2019'da mutabakat imzalandığında Amerikan diplomasisinin anlaşmayı «verimsiz ve kışkırtıcı» olarak nitelendirdiğini hatırlatıyor.

HALC'e göre, Washington'un mutabakatın hukuki boyutu konusunda net bir tutum almaktan kaçınması, Ankara ve Trablus tarafından bu iddiaların örtülü olarak kabul edilmesi şeklinde yorumlanma riski taşıyor.

ABD'nin enerji yatırımları gündemde

Mektupta özellikle Girit çevresindeki deniz alanlarında faaliyet gösteren Amerikan enerji şirketlerine dikkat çekiliyor.

Mektupta, Chevron'un Şubat ayında Yunanistan'daki dört açık deniz sahasında hidrokarbon arama ve üretimine ilişkin imzaladığı sözleşmeler anılıyor. Chevron'un bu sahalardaki katılım payı yüzde 70 olarak belirtiliyor. Söz konusu sahalar arasında «Güney Girit 1» ve «Güney Girit 2» ruhsat alanları da yer alıyor.

Bildirildiğine göre Libya, Yunanistan'ın bu deniz alanlarındaki aramalarına resmen itiraz etti. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı ise Chevron'un ruhsat alanlarının, Türkiye-Libya mutabakatının Libya'ya verdiği deniz bölgesiyle örtüştüğünü öne sürdü.

Öte yandan mektupta ExxonMobil de anılıyor. Şirket, Girit'in batısında ve güneybatısında bulunan iki deniz ruhsat alanında operatör olarak arama hakkına sahip. Bu alanlarda 2022'den beri sismik aramalar yapılıyor.

HALC, bu yatırımları Avrupa'nın Rus doğal gazına bağımlılığını azaltma çabası ve ABD'nin bölgedeki daha geniş enerji stratejisiyle ilişkilendiriyor.

Konsey, Dışişleri Bakanlığı'nın «deniz uyuşmazlıklarının çözülmesinin ticari yatırım ve aramaların önünü açtığı» yönündeki açıklamasına da atıfta bulunarak, deniz sınırlarının tartışmalı olmasının uzun vadeli, yüksek maliyetli arama yapacak Amerikan şirketleri için belirsizlik yarattığını savunuyor.

Souda'nın stratejik önemi

Mektup, güvenlik boyutuna da değiniyor ve ABD ile NATO'nun Doğu Akdeniz'deki en önemli altyapılarından biri olan Souda'daki Amerikan deniz üssünün önemini hatırlatıyor.

HALC'e göre Girit çevresindeki deniz yetkisini tartışmaya açma girişimleri, üssün güvenlik ortamında istikrarsızlığı artırıyor ve Amerikan savunma çıkarlarını tehlikeye atabilir.

Bu çerçevede konsey, Marco Rubio'dan Yunanistan'ın adalarının ürettiği deniz alanları dahil, uluslararası hukuka dayanan egemenlik haklarını teyit etmesini istiyor. Ayrıca Ankara ve Trablus'a tek taraflı deniz iddialarının Amerikan şirketlerinin yasal arama faaliyetlerini engellememesi gerektiğini açıkça bildirmesini talep ediyor.

Konsey, Washington'un mutabakata karşı ortak bir tutum oluşturmak için Avrupa Birliği ve bölgesel ortaklarıyla koordinasyon sağlamasını da istiyor.

HALC, «Türkiye ve Libya'nın bir NATO müttefikinin, Amerikan güvenlik çıkarlarının ve Yunan sularında yasal olarak faaliyet gösteren Amerikan şirketlerinin aleyhine tek taraflı adımlar atmasına izin verilmemeli» diyor. Konsey ayrıca Amerika Birleşik Devletleri'nin tutumunun en az Avrupa'nınki kadar net olması gerektiğini vurguluyor.

Paylaş:

Yapay zekâ asistanları için: bu haberin Markdown (.md) sürümü