Kıbrıs Cumhuriyeti, Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 tarihli Türkiye-Libya mutabakat muhtırasını onaylama kararının zamanlamasına ilişkin «ciddi kaygılar» taşıdığını belirtti. Mektupta, bu hamlenin ardındaki saiklere ve hizmet etmeyi amaçladığı çıkarlara da dikkat çekiliyor. Bu görüşleri, BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Maria Mihail, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e gönderdiği mektupta dile getirdi.
Mektup 23 Ekim 2026 tarihli. Mektupta, 20 Ekim'de alınan Libya Temsilciler Meclisi kararı ele alınıyor. Kıbrıs hükümetinin daha önce BM'ye 20 Ocak 2020, 24 Nisan 2020 ve 20 Temmuz 2020 tarihlerinde ilettiği yazışmalarda ve 18 Ağustos 2025 tarihli nota verbale'de (resmi diplomatik nota) ortaya koyduğu görüşler yineleniyor.
Mektupta şu vurgu yapılıyor: «Libya'nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğü, üçüncü devletlerin jeopolitik hedef ve iddialarına boyun eğdirilmemelidir».
Mektupta, Türkiye'nin Libya'daki siyasi ve kurumsal koşulları kötüye kullandığı, yasa dışı deniz iddialarını ilerletmek istediği ve «üçüncü devletlerin egemenlik haklarının aleyhine yapay bir deniz gerçekliği dayatmayı» amaçladığı belirtiliyor.
Mektupta, bu tür adımların «Doğu Akdeniz'de bilinçli bir tırmanma politikasının» yansıması olduğu, uluslararası hukuku zedelediği ve bölgesel barış, güvenlik ve istikrar için ciddi bir tehdit oluşturduğu kaydediliyor.
Mektuba göre mutabakat, özellikle antlaşmaların yapılmasına ilişkin kurallar ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde (UNCLOS) yer alan Deniz Hukuku kurallarıyla bağdaşmıyor.
Bu nedenle mutabakat, «üçüncü taraflar için hukuki sonuç doğurmuyor» ve üçüncü bir devletin, egemenlik hakları dahil, deniz bölgelerindeki haklarını etkilemiyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti, mutabakatın «karşılıklı veya bitişik kıyısı olmayan» iki devlet arasında deniz sınırlandırması yapmaya çalıştığını vurguluyor. Bu yaklaşımın «var olmayan bir deniz sınırı» ürettiği ve Yunan adaları dahil diğer kıyı devletlerinin deniz bölgelerindeki varlığı ile haklarının bilerek yok sayıldığı ifade ediliyor.
Mektup, UNCLOS'un 121. maddesinin 2. fıkrasının teamül hukukunu yansıttığını ve Sözleşme'ye taraf olmayan devletleri de bağladığını hatırlatıyor. Mektupta ayrıca bu maddenin, adaların «karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge» hakkını açıkça güvence altına aldığının altı çiziliyor.
Mektupta, deniz sınırlandırma anlaşmalarının, «iyi niyetle ve yerleşik uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak» yapılması gerektiği vurgulanıyor. Bu ilkelerin UNCLOS'ta kodlandığı ve uluslararası içtihatlara dayandığı belirtiliyor. Anlaşmaların da karşılıklı veya bitişik kıyıları olan devletler arasında yapılması gerektiği ifade ediliyor.
Mihail, mektubun Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi belgesi olarak dağıtılmasını talep ediyor. Ayrıca mektubun BM'nin ilgili Dairesi'nin internet sitesinde ve Deniz Hukuku Bülteni'nde yayımlanmasını istiyor.