On yıllardır uluslararası piyasalar ABD hükümeti tahvillerini kriz dönemlerinde sıfır riskli varlık ve güvenli liman olarak görüyordu. Ancak ABD'nin ulusal borcundaki artış, varlık fiyatlamasından egemen kredi notlarına ve küresel ölçekte faiz oranları yapısına kadar geniş etkiler yaratarak ABD Hazine tahvillerinin geleneksel risksiz gösterge olarak algılanmasını zorluyor.
Resmi veriler sorunun boyutunu gözler önüne seriyor. ABD Hazine Bakanlığı'na göre ABD ulusal borcu 40 trilyon doları aştı ve gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 127'sine ulaştı. Borç tek bir on yıl içinde ikiden fazla katlandı.
Konuyu somutlaştırmak gerekirse bu borç yükü ABD'nin her vatandaşı için yaklaşık 120 bin dolar anlamına geliyor ve ulusal yük her gün neredeyse 7 milyar dolar artıyor.
Bu patlama, Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin yıllardır sürdürdüğü dur durak bilmeyen federal harcamaların, acil ekonomik teşvik paketleri, vergi indirimleri ve yasal harcama taahhütleriyle birleşmesinin sonucu.
Pandemi gibi zor zamanlarda borç artışının geçerli nedenleri olsa da en endişe verici nokta biriken borcun servis maliyetinin artması.
Faiz giderleri şu anda yıllık yüzde 14 oranında artıyor ve Kongre Bütçe Ofisi'ne göre 2026'da tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aşması neredeyse kesin.
Bu durum ABD'nin borç servisine ayırdığı paranın askeri bütçeye ayırdığından daha fazla hale geldiği anlamına geliyor. Askeri bütçe yıllık yaklaşık 900 milyar dolar seviyesinde.
Aynı zamanda KBC, 2026 için 2,1 trilyon dolar açık öngörüyor. Bu rakam ABD GSYH'sinin yaklaşık yüzde 6'sına yaklaşıyor ve ekonomik büyüme döneminde oldukça yüksek. Tarihsel olarak barış zamanı açıkları bu büyüklükte yalnızca ciddi ekonomik resesyonlarda görüldü.
Önümüzdeki dönemde İran'la yaşanan çatışmadan kaynaklanan enerji maliyetlerindeki artış ve enflasyonun yeniden yükselmesi, yeni atanan Federal Rezerv Başkanı Kevin Warsh'ı şahin bir tavır takınmaya ve olası faiz artışlarına işaret etmeye itti.
Zaten Federal Açık Piyasa Komitesi üyelerinin çarşamba günü oy birliğiyle onayladığı ilk artış 25 baz puan oldu. Bu artış üç yıldan uzun süredir görülen ilk artış olurken piyasalar 2026 içinde en az bir faiz artışı daha bekliyor. Bu da ABD egemen borcunun servis maliyetini daha da artıracak.
Bu gelişmeler Avrupa'yı da doğrudan etkiliyor. Küresel finans sistemi hâlâ dolar merkezli ve ABD doları tüm küresel döviz rezervlerinin neredeyse yüzde 60'ını oluşturuyor. ABD hükümeti açıklarını finanse etmek için tahvil ihrac ettiğinde mevcut sermayeyi çekerek küresel likiditeyi doğrudan etkiliyor.
2026 Eylül başlarında 10 yıllık ABD Hazine tahvil getirisi yüzde 4,8'e yükseldi. Bu durum Avrupa tahvil piyasalarını da sürükleyerek Euro Bölgesi üye ülkeleri ve şirketleri için borçlanma maliyetlerini artırdı. ABD getirileri tırmandıkça Avrupa borç getirileri de yukarı baskı görüyor ve Avrupa şirketleri sermaye çekmek için daha yüksek prim ödemek zorunda kalıyor.
Bu mali seyir uluslararası sermayenin davranışını değiştirmeye başladı bile. ABD tahvillerine yapılan resmi yabancı yatırımlar yorgunluk belirtileri gösteriyor ve büyük yabancı sahiplerin elinde bulunan ABD borcunun toplam payı kademeli olarak azalıyor.
Dünya genelindeki merkez bankaları rezervlerini çeşitlendirmek için somut varlıklara yöneliyor. Bu durum altının fiyatını yüksek seviyelerde, ons başına yaklaşık 4 bin 475 dolar civarında tutuyor.
Analistlerin ve Uluslararası Para Fonu gibi küresel finansal gözetmenlerin tekrarlanan uyarılarına rağmen Washington'da mali konsolidasyon için gerekli siyasi iradenin var olmadığı görülüyor.
İki büyük siyasi kesim de borç ihracına dayalı stratejilerden yana. Bir yanda federal geliri azaltan vergi indirimleri, diğer yanda iç altyapı ve sosyal programlara yönelik artan kamu harcamaları.
ABD, dünyanın birincil rezerv para birimini ihraç etmenin sağladığı eşsiz ekonomik avantaj olan "süper ayrıcalık" sınırlarını test ederken yatırım ortamı parçalanıyor ve yatırımcılar Amerikan tahvillerine yatırım yapmanın gerçek enflasyon ve likidite riski taşıdığını fark ediyor.
Politika yapıcılar ve fon yöneticileri için mesaj net: Küresel finans mimarisinin istikrarı Washington'un bilançosunun ağırlığı altında değişiyor ve ABD dolarına bağlı olmayan güvenli varlıklara çeşitlendirme uzun vadeli stratejik bir seçenek olabilir.