Icerige atla
Politika ⭐ 78/100

Geleneksel Partiler 'Sistem Karşıtı' Partilerin Yükselişine Zemin Hazırladı

Geleneksel Partiler 'Sistem Karşıtı' Partilerin Yükselişine Zemin Hazırladı

Geleneksel partiler, 24 Mayıs'ta yapılması planlanan seçimler öncesinde tabloyu tersine çevirebilir mi? Vatandaşların kendilerine duyduğu küçümsemeyi giderebilir mi? Seçmenleri bu kez kendilerine güvenmeye ikna edebilir mi? Bu pek olası görünmüyor. Toplumdaki bu eğilimin yeni olmadığını da belirtmek gerekir.

Hayal kırıklığı ve yabancılaşma yıllar önce başladı. Ancak mesaj hiçbir zaman ciddiye alınmadı. Her şeyden önce parti yönetimleri, rahat bürokrasinin içinde kısa devre yaparak küçümseme canavarının dev bir yaratığa dönüşmesine izin verdi. Toplumda artık herkesi ve her şeyi aynı kefeye koyan katılaşmış bir algı oluştu. Son seçim yarışlarında hayal kırıklığının ötesinde bir öfke vardı ve hâlâ var. Bu öfke eskiden kendini sandığa gitmemekle ifade ediyordu. Şimdi ise gerçekte güneşte bir yer, masada bir koltuk kapma peşinde koşan "sistem karşıtı" partileri tercih ederek kendini dışa vuruyor. Bu partiler sistemi değiştirmek istediklerini iddia edebilir, ancak sistemin içinde gayet rahatlar. Sistemi değiştirmek masal, masal anlatıcısı ve gürültülü söylem gerektirmez. Sosyal medyadaki kısa videolarla da olmaz. Gerçek bir dönüşüm ve gerçek sorunlara çözüm gerektirir.

Geçen pazar yayımlanan Phileleftheros gazetesinin ikinci anketi, 2021 parlamento seçimlerinde oy verdiği partiden memnun olmadığını söyleyenlerin büyük çoğunluğunun aynı partiye tekrar oy vermeyeceğini doğruladı. Bu duygu özellikle DISY, AKEL, DIKO ve EDEK gibi geleneksel parti seçmenlerinde çok keskin. Bu partiler bunun bedelini ödeyecek ve bu haksız da sayılmaz.

Vatandaşlardan gelen mesajlar açıkça dikkate alınmadı. Toplumun sisteme ve kurumlarına yönelik şüphesi artık kesin bir olgu haline geldi ve bugün kökleşmiş, geri dönülemez görünüyor. Geleneksel partilerin sorumluluğu muazzam olmakla birlikte, ülkeyi ne yazık ki kaosa ve belirsiz bir geleceğe sürükleyebilecek bir iklim oluşuyor. Sinyalleri okumayı reddeden ve değişmeyecek, çağın gerçeklerine uyum sağlamayacak olan sistemik partilerde de gelecek yok.

Ancak örneğin aşırı sağı gerçek bir tehdit olarak görmemek tehlikelidir. Ya da tek gerçek ilgi alanı iktidar olan her "kurtarıcı" adayını meşru bir seçenek olarak kabul etmek de öyle. Bu isimlerin hiçbirinin politika üretmediği ve çözüm sunmadığı giderek netleşiyor. Sadece sloganlarla yüzeyde faaliyet gösteriyorlar. Sloganlar sorunları çözmez. Ancak geleneksel partiler de tam olarak aynı taktiğe sığındı. Bunu yıllardır parlamento tartışmalarında izliyoruz. Sosyal medyaya hemen yüklenen slogan siyaseti uygulaması resmen çiçek açtı.

Phileleftheros anketi ayrıca mevcut parlamentonun performansının seçmenlerin önemli bir bölümünü tatminsiz bıraktığını gösteriyor. Bu, bazı milletvekillerine haksızlık olabilir; ancak vatandaşlar parlamentonun sicilini değerlendirirken akıllarında genel kurul oturumlarından yansıyan görüntü var. Milletvekillerinin kritik yasaları okumadan oy kullandığı kaç kez ortaya çıktı? Bir değil, iki değil.

Aynı zamanda toplumun gündemini açıkça yolsuzluk meselesi meşgul ediyor. Ancak konu kamuoyunda tartışıldığında her taraf karşı tarafın kirli çamaşırlarını ortaya döküyor. Bir taraf suçlanınca diğer taraf ok çantasından rakiplerinin kirli oklarını çıkarıyor. Kimsenin ortaya koymadığı ise yemliğin paylaşıldığı durumlar. Bu tür davranışlarla vatandaşların partileri ve milletvekillerini aynı kefeye koyması son derece kolay.

Partilere duyulan küçümseme — ki siyasetin kendisine de yayılıyor — derin bir çürümenin belirtisi. Havada asılı kalan soru şu: Buna son verebilecek biri var mı?

Paylaş: