Doğu Akdeniz'de bölgesel tırmanışın en uç, ancak giderek daha fazla tartışılan senaryolarından biri, Kıbrıs yakınlarında veya üzerinde doğrudan bir İsrail-Türkiye karşı karşıya gelmesinin olasılığıdır.
İsrail ile Türkiye arasındaki son askeri gerilimler, 18 Ağustos'ta kuzeybatı Suriye'deki Abu al-Duhur hava üssüne düzenlenen İsrail saldırısıyla doruk noktasına ulaştı ve böyle bir karşı karşıya gelmenin Kıbrıs'a ve adanın Türk işgali altındaki kuzeyine uzanabileceği korkusunu yeniden artırdı.
Kuzeybatı Suriye'deki saldırı, İsrail'in Türkiye'nin bölgede askeri varlığını genişletme ihtimalinden endişe duyduğu bir dönemde gerçekleşti. Ankara İsrail operasyonunu kınadı, İsrail medyasında yer alan analistler ise İsrail'in hedeflerinden birinin sınırlarına yakın bir Türk askeri kapasitesinin kurulmasının önüne geçmek olduğunu değerlendirdi.
Bu arka planda Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgeleri özel stratejik önem kazanıyor.
İşgal altındaki kuzeydeki Türkiye'nin askeri varlığı son yıllarda güçlendi. Medya raporlarına göre Türk insansız hava araçları Lefkoniko hava üssünde konuşlandırıldı, Türk F-16 savaş uçakları ve bir Hisar-A hava savunma sistemi ise Tymbou bölgesinde konuşlandırıldı.
Bu askeri birikim İsrail'de gözden kaçmadı. İsrail savunma ve stratejik analiz çevrelerinin bir kısmı, Kıbrıs'taki Türk askeri altyapısını Doğu Akdeniz'deki operasyonel dengeyi etkileyebilecek daha geniş bir yetenek ağı parçası olarak görüyor.
En uç senaryoda İsrail, işgal altındaki bölgelerdeki belirli Türk askeri altyapısının doğrudan ve ciddi bir tehdit oluşturduğunu değerlendirirse, sınırlı bir hassas saldırı olasılığı teorik olarak tamamen dışlanamaz.
Böyle bir senaryo insansız hava sistemleri, hava savunması, radar veya komuta-kontrol yetenekleriyle ilişkili askeri tesisleri kapsayabilir. Analizlerde adı geçen tesisler arasında Türk insansız hava araçlarının faaliyet gösterdiği Lefkoniko hava üssü ve işgal altındaki bölgelerdeki diğer askeri tesisler bulunuyor.
Ancak bunun hipotetik bir senaryo olduğu ve İsrail'in böyle bir operasyon yapma kararı aldığı bilgisini yansıtmadığı vurgulanmalıdır.
Aşırı Maliyet
Böyle bir eylemin maliyeti çok büyük olur. Suriye'den farklı olarak, İsrail Hava Kuvvetleri'nin tekrarlanan operasyonlar yaptığı Suriye'de olduğu gibi değil, Kıbrıs topraklarındaki Türk askeri tesislerine yönelik bir saldırı doğrudan Türkiye'yi içine çeker ve iki bölgesel güç arasında doğrudan bir askeri karşı karşıya gelme riskini eşi görülmemiş düzeye çıkarır.
Kritik soru o zaman Ankara'nın nasıl karşılık seçeceği olur.
Türk karşılığı doğrudan İsrail hedeflerine saldırı şeklinde olmayabilir. Analistler Ankara'nın, böyle bir karşı karşıya gelmenin kontrol edilemez bir bölgesel tırmanışı tetikleyebileceğini değerlendirirse doğrudan askeri çatışmadan kaçınmaya çalışabileceğini belirtiyor.
Tarafların Suriye'de ciddi karşı karşıya gelişlere rağmen bugüne kadar açık savaştan kaçınması, Türkiye'nin Kıbrıs üzerinden bir İsrail saldırısına maruz kalması halinde dolaylı veya asimetrik bir misilleme arayabileceği değerlendirmesini destekliyor.
Böyle hipotetik bir senaryoda Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti kontrolündeki hedefleri seçebileceği, özellikle Kıbrıs Ulusal Muhafızlarına ait askeri altyapıyı vurabileceği olasılığı dışlanamaz. Böyle bir gelişme ciddi bir tırmanış olur ve İsrail saldırısının kaçınılmaz sonucu olarak görülmemelidir.
Lefkoşa için en büyük endişe, İsrail-Türkiye askeri karşı karşıya gelmesi halinde Kıbrıs'ın coğrafyasının adanın sonuçlardan tamamen izole kalmasını son derece zor hale getirmesi.
Kıbrıs bölgesel istikrarsızlığın etkisini zaten yaşadı.
Mart 2026'da bir Şahid tipi insansız hava aracı Akrotiri'deki İngiliz üssüne çarptı, sınırlı hasara yol açtı ancak can kaybı olmadı. Olay, adanın coğrafi konumunun Kıbrıs'ta başlamayan çatışmaların merkezine yerleştirebileceğini pratik olarak gösterdi.
Başka bir bölgesel çatışma halinde askeri tesisler, hava alanları, limanlar, enerji tesisleri ve diğer kritik altyapıların stratejik önemi daha da artabilir.
Kıbrıs Cumhuriyeti bu nedenle zor bir denklemle karşı karşıya. Bir yandan herhangi bir İsrail-Türkiye karşı karşıya gelişinin tarafı olmaktan kaçınmak isterken, diğer yandan işgal altındaki bölgelerdeki Türk askeri güçlerinin varlığı sürekli bir jeopolitik risk yaratıyor.
Lefkoşa için öncelik böyle bir gelişmeyi önlemek, Avrupa Birliği ve Yunanistan'daki ortaklarıyla açık iletişim kanallarını sürdürmek ve savunma hazırlığını güçlendirmek.
İşgal altındaki bölgelerde İsrail'in "cerrahi" saldırısı olasılığı şimdilik sadece hipotetik bir senaryo olarak kalabilir. Ama gerçek olsaydı kritik soru sadece ilk saldırıyı kimin absorbe edeceği olmazdı.
Bir sonraki saldırının nereye düşeceği olurdu.
Chris Michael siyaset yorumcusu ve iş danışmanıdır.