Kıbrıs, Ağrotur (Akrotiri) ve Dikelya'daki (Dhekelia) Egemen Üs Bölgeleri'ne ilişkin İngiltere ile yaptığı anlaşmanın gözden geçirilmesi için AB desteğini aldı.
Euractiv'in haberine göre Kıbrıs, hukuki stratejisini İngiltere'nin Chagos Adaları'nın kontrolünü Mauritius'a devrettiği anlaşmayı model alarak şekillendiriyor.
Avrupa Konseyi, 19 Mart zirvesinde tutumunu teyit etti ve "Kıbrıs'ın İngiltere ile Kıbrıs'taki İngiliz üsleri konusunda bir müzakere başlatma niyetini kabul ettiğini ve gerektiğinde yardım sağlamaya hazır olduğunu" belirtti. Ancak Euractiv'in aktardığına göre Avrupa Komisyonu, Lefkoşa'nın üsleri "sömürge kalıntısı" olarak nitelendirmesini paylaşıp paylaşmadığı konusunda yorum yapmaktan kaçındı.
DIKO milletvekili Chrisis Pantelides, Euractiv'e yaptığı açıklamada Kıbrıs'ın İngiltere'nin tamamen çekilmesini talep etmediğini söyledi. "İlişkinin yeniden değerlendirilmesini ve statünün 2026 koşullarında yeniden müzakere edilmesini istiyoruz" dedi.
Euractiv'e göre Ağrotur ve Dikelya'daki üsler, İngiliz istihbarat sızıntılarında "önemli ulusal güvenlik varlıkları" olarak nitelendirilen geniş çaplı İngiliz ve ABD istihbarat tesislerine ev sahipliği yapıyor.
Bu girişimi, ABD liderliğindeki İran'a yönelik savaş sırasında Hizbullah'ın Ağrotur'a düzenlediği drone saldırısı tetikledi. Saldırının ardından İngiltere'nin üslerin kullanımı konusunda Kıbrıs makamlarını önceden bilgilendirmediği ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Christodoulides bunun üzerine Londra ile üslerin geleceği hakkında "açık bir tartışma" istediğini açıkladı.
İngiltere'nin stratejik açıdan önemli Diego Garcia üssü de dahil olmak üzere Chagos Takımadaları'nın kontrolünü geri verdiği Mauritius hukuki modeli, ABD Başkanı Donald Trump'ı kızdırdı ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ı tartışmanın içine çekti. Bu durum müzakerelerin zorlu geçeceğine işaret ediyor. Özellikle devam eden Ortadoğu çatışması göz önüne alındığında, üslerin hem Londra hem de Washington için taşıdığı stratejik değer nedeniyle Lefkoşa'nın ne kadar ileri gidebileceği belirsizliğini koruyor.
Pantelides, teknolojik gelişmelerin üslerin ihtiyaç duyduğu fiziksel alanı azaltmış olabileceğini ve Kıbrıs'ın daha önce üslere bağımlı olduğu arama-kurtarma gibi alanlarda kendi kapasitesini geliştirdiğini belirtti.
Üslerde görev yapmış eski bir İngiliz Ordusu generali, kimliğinin gizli kalması koşuluyla Euractiv'e konuşarak Kıbrıs ile daha iyi koordinasyon gerektiğini ancak bunun izin alma biçiminde olmaması gerektiğini söyledi. "Egemen üs bölgesi yönetimi ile Kıbrıs hükümeti arasında, düşman bir güçle çatışmaya yol açacak herhangi bir askeri faaliyet hakkında bilgilendirme yapılacak bir kanal olması gerektiğine kesinlikle inanıyorum" dedi.
Dış politika profesörü Panayotis Tsakonas, Euractiv'e yaptığı açıklamada İngiliz üslerinin ada NATO üyesi olmamasına rağmen Kıbrıs'a dolaylı NATO koruması sağladığını ve varlıklarının Kıbrıs'ın uzun vadeli NATO üyelik hedefleri için ivme yaratabileceğini söyledi. NATO üyeliği Kıbrıs'ın planları arasında yer alıyor ancak Türkiye'nin muhalefeti nedeniyle şu anda mümkün değil.
Fransa, Yunanistan, İtalya ve Hollanda kriz sırasında Kıbrıs'ı korumak için deniz kuvvetleri konuşlandırdı ancak AB'nin ortak savunma maddesi olan 42.7. Madde etkinleştirilmedi. Tsakonas, maddenin etkinleştirilmesi gerektiğini söyledi. "Kilit AB üye devletlerinin Kıbrıs'a belirli askeri güçler konuşlandırması, otomatiklik sağlama ve gerçek anlamda Avrupalı ve operasyonel bir karakter kazandırma fırsatı sunuyor" dedi ve ekledi: "Fiili etkinleştirme olmadan maddenin pratikte nasıl uygulanacağına dair net bir tablo oluşmayacak."
Kıbrıslı Avrupa Parlamentosu milletvekili Costas Mavrides, Kıbrıs'ta kalıcı bir Avrupa askeri gücü bulunması gerektiğini savundu. "Kıbrıs altyapısını kullanırlarsa İngiliz üslerinin artık bir rolü kalmaz" diye konuşan Mavrides, üslerin hukuki statüsünün değiştirilmesinin "Avrupa savunması çerçevesinde AB'nin jeopolitik baskısını" da gerektireceğini ekledi.