Icerige atla
Politika 📰 55/100

Acil İhtiyaç: Londra ile Washington Arasında İran Politikalarının Uyumlaştırılması

Acil İhtiyaç: Londra ile Washington Arasında İran Politikalarının Uyumlaştırılması

Farid Mirbagheri*

İran'a ilişkin gelişmelerin hızlı temposu, analiz yapmayı zorlaştırıyor ve değerlendirmeleri sürekli değişen koşullara bağımlı kılıyor. Bu durum, küresel siyasette güçlü bir cephe olarak bilinen Batı ittifakını da doğrudan etkiliyor. İran konusundaki ortak tutum eksikliği, Washington ile NATO müttefikleri arasındaki uçurumu —özellikle İngiltere ile— daha da belirgin hale getirdi. Ukrayna savaşındaki görüş ayrılıkları bile Trans-Atlantik ilişkilerde bu denli derin bir çatlak yaratmamıştı.

Bu bölünme ne Avrupa'nın ne de İran'ın yararına. Avrupa kıtası, doğu sınırlarında Rusya tehdidiyle yüz yüzeyken artık ABD'nin koşulsuz desteğine güvenemiyor. Bazı büyük Avrupa ülkelerinin İran'la savaşta ABD savaş uçaklarına hava sahalarını kapatması, en güçlü müttefiklerine ve dünyanın en büyük askeri gücüne açıkça meydan okuma anlamına geldi. Ukrayna savaşı Avrupa ekonomisini tüketirken askeri alanda da sonuç belirsizliğini koruyor. Mevcut durum sürdüğü takdirde Avrupa'nın küresel siyasetteki etki konumunu sürdürmesi giderek zorlaşacak.

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana İran'daki tüm büyük gelişmeler Washington ile Londra arasındaki mutabakatle gerçekleşti. Savaş sonrası İngiliz ve Sovyet birliklerinin İran'dan çekilmesi, 1953 olayları ve 1978 ayaklanmasının tamamı İngiltere ile ABD'nin örtülü anlaşmasıyla yaşandı. Şimdi İran köklü bir değişimin eşiğindeyken, iki Batılı başkent arasındaki uyumsuzluk yeni bir İran'ın ortaya çıkışını geciktiriyor veya engelliyor.

Savaşın ilk günlerinde Lloyd's of London'ın Basra Körfezi'nde seyreden gemilere sigorta hizmetini iptal etmesi, petrol fiyatlarını artırarak ABD Başkanı'nı İran politikasını gözden geçirmeye zorlamayı amaçlıyordu. Ancak Donald Trump'ın derhal yayımladığı başkanlık kararnamesiyle Lloyd's'a Amerikan alternatifi sunması, etkiyi azalttı ve petrol fiyatlarındaki ani yükselişi önledi.

Pentagon'un İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik askeri operasyonlarında Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü'nü kullanmasına izin verilmemesi, Londra ile Washington arasındaki bölünmenin boyutunu bir kez daha ortaya koydu. Dünya petrolünün yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması konusundaki ABD çağrısının da reddedilmesi, Downing Street'in İran'daki İngiliz çıkarlarını mevcut gelişmelerle doğrudan çelişki içinde gördüğünün tartışılmaz kanıtı oldu.

İran siyasi tablosuna kısa bir bakış, ne İngiltere'nin ne de ABD'nin tek başına hareket ederek ülke içinde kayda değer bir değişim yaratamadığını gösteriyor. Örneğin, İngiltere'nin sürekli desteklediği sözde reformcu grup, sertlik yanlılarına üstünlük sağlayamadı ve artık siyasetin kenarına itildi. Benzer şekilde ABD, dünyanın en güçlü ordusuna ve en büyük ekonomisine sahip olmasına, İsrail'in tam askeri ve istihbarat desteğine ve Amerika'da yaşayan İran Veliaht Prensi gibi güçlü bir siyasi alternatife rağmen İslam Cumhuriyeti'ni deviremedi.

Mevcut durumun sürmesi ne Londra'nın ne de Washington'ın çıkarına. Devrim Muhafızları (IRGC) ülkede neredeyse tam siyasi kontrolü ele geçirdi. IRGC, İngiltere yanlısı olmaktan çok Rusya ve Çin yanlısı bir tutum sergiliyor ve İngiltere'nin desteklediği reformcu kesime karşı belirgin bir antipati taşıyor. Mevcut durumun uzaması, ülkede Rusya ve Çin etkisinin artmasına yol açacaktır ki bu İngiliz çıkarlarıyla bağdaşmaz.

ABD açısından ise laik ve demokratik bir İran pek çok avantaj sunabilir. İlk olarak, İran Abraham Anlaşması'na dahil edilerek bölgesel istikrar güçlendirilebilir. İkinci olarak, İslam Cumhuriyeti'nin çöküşü Orta Doğu'daki sürekli bir Amerikan karşıtlığı kaynağını ortadan kaldırır. Son olarak, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin ABD'ye yönelik büyük yatırım vaatlerinin gerçekleşme olasılığı çok daha yükselir. İran da ekonomisine yüz milyarlarca, hatta trilyonlarca dolarlık yatırıma ihtiyaç duyacaktır ve ülkenin zengin kaynakları bu yatırımlar için fazlasıyla güvence sağlamaktadır.

Dünya tuhaf bir yer. Kararları azınlık veriyor, çoğunluk kabullenmek zorunda kalıyor. Yaklaşık yarım yüzyıllık yıkım, çöküş ve sefalet, karar alıcıların aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakması için yeterli olmalı. Kendi çıkarlarını gözeten ama milyonlarca İranlının hayatını verdiği özgürlüğü de inkâr etmeyen ortak bir İran politikası oluşturmanın zamanı geldi.

*Farid Mirbagheri, Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Strategy International Kıdemli Araştırmacısıdır.

Paylaş: