Kıbrıs sorununa ilişkin müzakereler, gerçek konuları es geçerek statükoyu korumanın bir dersi olarak tanımlanabilecek bir döneme girdi.
Liderler, Cuma günü yaptıkları görüşmenin ardından son derece düşük seviyeli güven artırıcı önlemler açıkladı. Bu önlemler, iki toplumlu teknik komitelerin masa başında halledebileceği konulardı. Liderler ise bunları kendi 'verimli' etkileşimlerinin bir göstergesi olarak sundu.
Yeni Kıbrıs Türk liderinin seçilmesinden bu yana neredeyse yedi ay geçmesine rağmen, genişletilmiş bir BM konferansına götürebilecek temel meselelerde hiçbir şey değişmiş görünmüyor. Sanki sırf konuşmuş olmak için konuşuyorlar. Bölünmüş bir adanın çözüm arayan liderlerinden çok, iki belediye başkanı arasındaki bir toplantıya yakışacak yan konuları tartışıyorlar.
Elbette Kıbrıs'ta liderlerin konuşması hiçbir zaman kötü bir şey değildir. Ancak konuşmak, nasıl sunulursa sunulsun, her zaman ilerleme anlamına gelmiyor.
Liderlerin ortaya koyduğu 'verimli' adımlardan biri, karşılıklı dini hac ziyaretleri için altı aylık bir plan oluşturmaktı. Bu adım, her iki tarafta da 'idari gerekçelerle' son dakikada iptal edilen iki talihsiz ziyaretin ardından geldi.
İki tarafın da inatçı davranıp davranmadığına dair hiçbir kanıt yok. Kıbrıs sorununun doğası böyle. Emin olabileceğimiz tek şey, bu tür olaylar yaşandığında her iki tarafın da birbirini suçlama oyununa gireceğidir.
Dini ziyaretler ilk kez 1997 yılında Glafkos Klerides ile Rauf Denktaş arasında kararlaştırıldı. O günden bu yana süreç çoğunlukla başarılı yürütüldü. 2009 yılında İsveç büyükelçiliğinin himayesinde Kıbrıs Barış Sürecinin Dini Boyutu kuruldu. Bu yapı, Kıbrıs'ın beş ana inancından dini liderleri bir araya getirerek diyaloğu ve hac ziyaretlerini kolaylaştırdı.
İki liderin hâlâ hac ziyaretlerini tartışıyor olması üzücü. Bu durum bizi 30 yıl öncesine götürüyor. Asıl ilerleme, bu temel özgürlüğün artık verilmiş bir hak olarak kabul edilmesi olurdu. Altı aylık bir plan değil.
Dini ziyaretleri iptal etmek yerine artık işe koyulma zamanı. Gerçek ilerleme sağlanana kadar genişletilmiş konferansa ilişkin kamuoyu açıklamalarına son verilmeli. BM, yeni geçiş noktalarının açılmasını yeni bir konferansa giden yolda gerçek bir ivme için gerekli görüyor. Önceki Kıbrıs Türk lideriyle kaldığı yerden bu tartışma neden ele alınmasın? İşte gerçek ilerleme bu olurdu.
Gelecek yıl, Crans-Montana'daki başarısızlığın üzerinden on yıl geçmiş olacak. O dönemde Kıbrıs, güvenlik ve garantiler konusundaki esaslı görüşmelerin ardından çözüme bir akşam yemeği kadar yakındı.
Şimdi ise 30 yıl önce kararlaştırılmış bir konuyu yeniden konuşuyoruz. Sanki on yıllardır süren güven artırıcı girişimler hiçbir güven üretememiş gibi. Kim tahmin edebilirdi? Alaycı biri, geriye atılan adımların büyük ileri sıçramalarmış gibi sunulduğunu söyleyebilir.