Icerige atla
Genel ⭐ 75/100

Kıbrıs'ta Çıkmazın Aşılması İçin ABD'nin Adım Atması Şart

Kıbrıs'ta Çıkmazın Aşılması İçin ABD'nin Adım Atması Şart
İngilizcenizi Malta'da eğlenerek geliştirmek ister misiniz? Bilgi al →

Kıbrıs sorununda müzakereleri yeniden başlatma çabaları hız kazanırken, anlamlı bir ilerleme kaydedileceğine dair beklentiler mütevazı seviyede. On yıllardır süren başarısız girişimler, acı bir gerçeği ortaya koyuyor: Türkiye'nin tutumunda köklü bir değişiklik olmadan, kapsamlı bir çözüm ihtimali uzak görünüyor.

Ankara'nın Kıbrıs konusundaki uzun süreli politikasını yeniden gözden geçirmeye hazır olduğuna dair herhangi bir işaret yok. Tam tersine, söylem ve eylemleri taviz vermeye pek yer bırakmayan bir tutumu pekiştiriyor. Statükonun korunması herhangi bir siyasi veya diplomatik bedel gerektirmediği sürece, Türkiye'nin yaklaşımını değiştirmesi için pek bir teşvik bulunmuyor.

İşte bu noktada ABD vazgeçilmez hale geliyor.

ABD-Türkiye ilişkilerinde zaman zaman yaşanan gerilimlere rağmen, Washington Ankara'nın hesaplarını yeniden gözden geçirmesini sağlayabilecek yeterli siyasi, ekonomik ve stratejik nüfuza sahip tek uluslararası aktör olmaya devam ediyor. Hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş bu kadar etkili bir kaldıraca sahip değil.

Sorun, Türkiye'nin Batı için stratejik açıdan önemli olup olmadığı değil. Kuşkusuz önemli. Asıl soru, bugünkü Türkiye'nin bir zamanlar sanıldığı gibi güvenilir bir stratejik ortak olup olmadığı.

Son yıllar bunun aksini gösteriyor. Ankara giderek daha bağımsız bir dış politika izliyor, Batı'nın çıkarlarıyla çoğu zaman ters düşen aktörlerle ilişkilerini derinleştiriyor, Hamas'la yakın temasını sürdürüyor, bazı bölgesel konularda İran'la işbirliğini genişletiyor ve hem Washington'la hem de bazı NATO müttefikleriyle sık sık anlaşmazlık yaşıyor.

ABD'nin Doğu Akdeniz'deki en yakın stratejik ortağı olan İsrail'le ilişkiler de ciddi şekilde kötüleşti. Tüm bu gelişmeler, Türkiye'nin uzun vadeli stratejik yönelimi hakkında haklı soru işaretleri doğuruyor.

Tarih de önemli dersler sunuyor. Türkiye'nin 2003 Irak Savaşı sırasında ABD güçlerinin kendi topraklarından operasyon başlatmasına izin vermemesi, ittifak üyeliğinin otomatik olarak stratejik uyum anlamına gelmediğini gösterdi.

Tüm bunlar ABD'nin Türkiye'yle askeri olarak karşı karşıya gelmesi gerektiği anlamına gelmiyor; böyle bir yaklaşım arzu edilir de olmazdı. Bunun yerine Washington, elindeki diplomatik nüfuzu kullanarak uluslararası düzenin temel bir ilkesini yeniden teyit etmeli: Egemen bir devletin topraklarının sürekli işgaline göz yumarak kalıcı bir barış sağlanamaz.

Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgalinden bu yana elli yılı aşkın süre geçmesine rağmen ada, Birleşmiş Milletler'in sayısız girişimi ve çok sayıda müzakere turuna rağmen bölünmüş durumda. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuzey kesimindeki askeri varlık, uluslararası hukuk ilkeleri ve BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarıyla bağdaşmıyor.

ABD, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Doğu Akdeniz'de giderek daha önemli bir stratejik ortak olarak tanımlıyor. Bu ortaklık, güvenlik işbirliği ve bölgesel enerji politikasının ötesine geçmeli. Uluslararası hukuka ve BM'nin onayladığı ilkelere dayalı adil ve yaşayabilir bir çözüm için koşulları oluşturmayı amaçlayan aktif diplomatik angajmanı da içermeli.

Kıbrıs ve Yunanistan, transatlantik ittifaka ve bölgesel istikrara olan bağlılıklarını sürekli olarak kanıtladı. Artan jeopolitik belirsizlik döneminde, her iki ülke de stratejik açıdan hayati bir bölgede güvenilir demokratik ortaklar olmaya devam ediyor.

Washington, kurallara dayalı uluslararası düzenin savunucusu olarak güvenilirliğini pekiştirmek istiyorsa, Kıbrıs bu ilkeyi pratikte gösterme fırsatı sunuyor. Amerikan liderliği tek başına Kıbrıs sorununu çözemez. Ancak anlamlı bir Amerikan angajmanı olmadan, kayda değer bir ilerlemenin nasıl sağlanabileceğini görmek giderek zorlaşıyor.

Chris Michael siyasi yorumcu ve iş danışmanıdır.

Üniversite Destekli Dil Okulu
Paylaş: