Kıbrıs'taki emeklilik reformu tartışması artık istişarenin ileri bir aşamasına ulaştı. Sürdürülebilir ve dayanıklı bir sosyal sigorta sistemine duyulan ihtiyaç tartışma götürmez. Ancak mesele yalnızca reformun amacı değil, bu amaca hangi yolla ulaşılacağı.
Tartışmada, şirket yönetim kurulu üyesi olup aynı zamanda ortak olan kişiler bakımından temettü gelirlerinin sosyal sigorta kapsamına alınması önerisi de yer alıyor. Önerilen düzenleme hâlâ şekillendirilme aşamasında ve sigorta ilkeleri, eşitlik ile anayasal orantılılık açısından incelenmesi gerekiyor.
Emek geliri ile sermaye geliri aynı değil
Sosyal sigorta, esas olarak sigortalı istihdama ve buna bağlı kazançlara dayanır. Maaş ya da serbest meslek sahibinin kazancı, kişisel emeğin karşılığıdır.
Temettü ise ekonomik ve hukuki kökeni farklı bir gelirdir. Şirkette sermayeye katılım ve buna bağlı iş riskini üstlenme nedeniyle ortağa yapılan kâr dağıtımını temsil eder.
Bu ayrım, ortağın aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmasıyla ortadan kalkmaz. Yönetim kurulu üyesi olarak yaptığı işin karşılığında aldığı ücret, sigortalanabilir kazanç sayılabilir. Ancak temettü farklı bir kaynaktan doğar.
Yasama organı, sosyal sigorta sisteminin finansman tabanını genişletmeyi elbette düşünebilir. Böyle bir tercih ise gerekçe gerektirir: İş karşılığı olmayan bir gelir neden sigortalanabilir matraha dahil edilmeli ve bu, hangi sosyal sigorta amacına hizmet ediyor?
Anayasal orantılılık testi
Meşru bir sosyal amaç, bu amaca ulaşmak için kullanılan her aracı kendiliğinden anayasal olarak kabul edilebilir kılmaz. Anayasanın 24. maddesi, kamu yüklerine malvarlığına göre katılma yükümlülüğünü öngörürken 23. madde mülkiyet hakkını güvence altına alıyor.
Bu hükümler ekonomik yükleri yasaklamıyor, ancak yasama organının anayasal çerçeve içinde hareket etmesini gerektiriyor. Asıl soru, yükün nesnel ve makul ölçütlere dayanıp dayanmadığı, gerekçelendirilmiş bir ihtiyaca hizmet edip etmediği ve güdülen amaçla makul bir ilişki kurup kurmadığıdır.
Sistemin katkıya dayalı niteliği de önemlidir. Sosyal sigorta dayanışma unsurları içerir ve her ödenen primin belirli bir yardımla sayısal olarak eşleşmesini gerektirmez.
Ancak bir yük sigorta ilişkisinden uzaklaştıkça ve kişinin mali gücüne dayanan genel bir yüke yaklaştıkça, bunun gerekçesi ve anayasal dayanağı sorusu daha da önem kazanır.
Sermaye gelirine, katkıda bulunanın sosyal sigorta haklarında esaslı bir etkisi olmadan bir yük getiriliyorsa, bu yükü yalnızca “katkı payı” olarak adlandırmak yeterli değildir. Gerçek işlevi ve amacı incelenmelidir.
Böyle bir düzenlemeyi baştan anayasaya aykırı saymak yersiz olur. Ama onu yalnızca ekonomik bir mesele olarak görmek de aynı ölçüde yersiz olur.
Hukuki ve ekonomik dayanıklılık
Kıbrıs, iş modelinin bir bölümünü nispeten öngörülebilir bir vergi ve kurumsal ortama dayandırdı. İşletmeler ve yatırımcılar için önemli olan yalnızca tek bir yükün düzeyi değil, sistemin toplam maliyeti, istikrarı ve öngörülebilirliğidir.
Şirket kârları, ortaklara temettü olarak dağıtılmadan önce zaten vergilendiriliyor. Bu nedenle sosyal sigortaya yönelik yeni bir yük, tek başına değil, genel çerçeve içinde değerlendirilmelidir.
Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için temettü, yatırılan sermayenin ve üstlenilen iş riskinin getirisidir. Bu gelirlerin vergilendirilme biçimindeki bir değişiklik, şirketlerin mali davranışlarını, yatırım kararlarını ve Kıbrıs iş ortamının istikrarına dair algıyı etkileyebilir.
Bu nedenle somut yanıtlar gerekiyor. Sosyal Sigorta Fonu'nun gerçek aktüeryal ihtiyacı nedir? Düzenlemenin işletmeler, yönetim kurulu üyeleri ve ortaklar üzerindeki ekonomik etkisi ne olacak? Hangi ek sosyal sigorta hakları oluşturulacak? Sermaye getirilerinin sosyal sigorta yüküne tabi tutulmasının hukuki dayanağı nedir?
Bana göre fonun sürdürülebilirliği, sigortalanabilir matrahı genişleterek değil, her yeni yükün gerekçesi, amacı ve sonuçları ortaya konarak sağlanmalı.
Emeklilik reformu aktüeryal gerekçe, açık bir yasal dayanak, anayasal dayanıklılık ve rekabetçi, öngörülebilir bir iş ortamını koruma ihtiyacına saygı gerektirir.
Sosyal sigorta vatandaşları korumalı ve gelecek nesiller için yeterli emekli aylıklarını güvence altına almalıdır. Ancak yalnızca sosyal sigorta katkısı etiketi taşıyan genel bir ekonomik yüke dönüşmemelidir. Asıl zorluk, hem ekonomik hem de hukuki incelemeye dayanabilecek, adil, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistem kurmaktır. Kıbrıs gibi küçük ve açık bir ekonomide bu dengeyi kurmak, ekonomik ve sosyal istikrarın ön koşuludur.