Kıbrıs'ın enerji politikası belirleyici bir aşamaya girerken, Enerji Bakanı Michalis Damianos Cyprus Mail'e verdiği röportajda hassas bir denge üzerine kurulu stratejisini ortaya koydu. Bakan; hidrokarbonlarla ilerlemeyi, yenilenebilir enerjiyi genişletmeyi ve izole bir şebekenin gerçeklerini yönetmeyi hedeflediklerini belirtirken, tüketicilerin yüksek elektrik fiyatlarıyla karşı karşıya kalmaya devam ettiğini kabul etti.
Mısır'ın Kıbrıs'ın Afrodit doğalgaz sahasının tüm üretimini satın alacağına dair tarihi bir anlaşma, Kıbrıs'ın hidrokarbon stratejisine yeni bir ivme kazandırdı. Anlaşmaya göre Mısır, çıkarım başladığında Afrodit sahasının tam üretimini en az 15 yıl sürecek uzun vadeli bir düzenleme kapsamında satın alacak.
Damianos bu anlaşmanın ticari bir adımdan öte olduğunu belirterek "Bu bir dönüm noktası" dedi ve ekledi: "Ocak ayına kadar ilerlemiş olacağız. 2027'de nihai yatırım kararı alınacak, bu da Afrodit'ten ilk gazın 2031 civarında geleceği anlamına geliyor."
Kronos sahası için tablo daha karmaşık. Mısır'da beklenen açıklama gerçekleşmedi; ancak bakana göre bu bir gecikme değil. Damianos, çokça atıfta bulunulan 30 Mart son tarihinin bağlayıcı bir süre olmadığını, tüm taraflar Kahire'de bir aradayken potansiyel bir açıklama için uygun bir an olduğunu söyledi. Bakan, ENI ve Total ile süren hukuki ve teknik görüşmelerin temel konuların yeniden müzakeresini değil, belgelerin tamamlanmasını hedeflediğini belirtti.
Kronos için genel zaman çizelgesi değişmedi. İlk gaz hâlâ 2027 sonları ile 2028'in ilk yarısı arasında bekleniyor. Damianos, "Aynı zaman çizelgesi. Bir gecikme olduğunu düşünmüyoruz" dedi.
Sahanın ekonomik uygulanabilirliği, mevcut Mısır altyapısına entegrasyonuna bağlı. Bakan bu durumu önemli bir avantaj olarak nitelendirdi: "Sinerjiler nedeniyle Mısır'a gitmesi konusunda anlaştık; prensipte bir mutabakat var" diyerek Zohr sahası ve sıvılaştırma tesislerine yakınlığa işaret etti.
Damianos, jeopolitik faktörlerin yani Türkiye'nin süreci geciktirdiği iddialarını da reddetti. "Türkiye kesinlikle sorun değil" dedi.
Öte yandan ExxonMobil ve QatarEnergy'nin Pegasus ve Glaucus sahaları için ticari değer beyanı, Kıbrıs'ın uzun vadeli beklentilerini güçlendirdi.
İki sahanın toplam tahmini rezervi yaklaşık 7 trilyon kübik fit gaz. Bir geliştirme planının önümüzdeki yıl içinde hazırlanması, ardından 2029'a kadar nihai yatırım kararı alınması ve ilk gazın 2033'te üretilmesi bekleniyor. Damianos, "Sadece Afrodit'le değil, daha büyük rezervlerle ilerlediğimizi gösteriyor" dedi.
Ancak bu zaman çizelgeleri daha geniş bir gerçeği ortaya koyuyor: Kıbrıs'ın hidrokarbon stratejisi ilerliyor, fakat yavaş; faydaları birkaç yıl boyunca hissedilmeyecek. Bu uzun vade, özellikle elektrik üretiminde pahalı dizele bağımlılığı azaltmayı amaçlayan Vasiliko LNG projesi başta olmak üzere yerel altyapı üzerindeki baskıyı artırıyor.
2018-2019'da başlayan proje, orijinal sözleşmenin çökmesi ve işi ilk alan Çin liderliğindeki konsorsiyumla süren tahkim nedeniyle tamamlanmadı.
Damianos, "Yeni bir yüklenici getirip işi bitirmek için ihtiyacımız olan her şeye sahip değiliz" dedi.
Fransız firması Technip tarafından yapılan bir "boşluk analizi", yapılması gerekenleri belirledi. Önümüzdeki aylarda yeni bir ihale süreci bekleniyor; ancak zaman çizelgeleri belirsiz. Bakan, "Çok uzun yıllardan bahsetmiyoruz ama yıllardan bahsediyoruz" diyerek projenin beş yıldan kısa sürede tamamlanacağını tahmin etti.
Gecikmelere rağmen Damianos, projenin yalnızca hükümet için değil kendisi için de "bu bakanlıktaki birincil önceliğim, bunu bir an önce bitirmek" olduğunu vurguladı. "LNG dizelden ucuz" diyen bakan, "Vasiliko ve yenilenebilir enerji birbirine bağlı; ihtiyacımız olan iki temel şey bunlar" diye ekledi.
Kıbrıs'ın doğalgaz hedefleri uzun vadeli olsa da yenilenebilir enerjiden gelen baskı şimdiden hissediliyor. Bu durum en çok fotovoltaik paneller etrafındaki artan gerginliklerde görülüyor. Kurulu güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık 900 megavata ulaştı; ancak beslendiği sistem bu hıza ayak uyduramadı. Sorunun merkezinde, Damianos'un ifadesiyle "yükseltilmesi gereken ve yükseltilen" ama değişimin ölçeğine yetecek hızda modernize edilemeyen yaşlanan bir şebeke var.
Damianos, "Bu sadece Kıbrıs'a özgü bir sorun değil" diyerek Avrupa şebekelerinin yüz milyarlarca avroluk yatırım gerektirdiğine ilişkin tahminlere dikkat çekti. "AB düzeyinde bir şebeke paketi var; dönem başkanlığımızın sonuna kadar sonuçlandırmaya çalışıyoruz" dedi ve bunun "Avrupa çapında bir mesele" olduğunu vurguladı.
Sorun yapısal: elektrik sistemleri sürekli çalışmak zorunda ve arz ile talep her an dengede olmalı. Ancak güneş enerjisi üretimi talebi değil, güneş ışığını takip ediyor. Yılın belirli dönemlerinde, özellikle ilkbahar ve sonbaharda Kıbrıs, ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla güneş enerjisi üretebiliyor. Damianos, "900 megavata yakın üretiyorsunuz ama sadece 400'e ihtiyacınız olabiliyor" dedi.
Sonuç, üretilen ama kullanılamayan enerjinin kesilmesi oluyor. Ağırlıklı olarak net ölçüm programları kapsamındaki hanelerden gelen yaklaşık 300 megavatlık kapasite, şebekeye öncelikli erişim hakkına sahip. Sistemlerini daha önce kuran bu tüketiciler daha az etkileniyor. Ancak yeni tesisler ve büyük üreticilerin çıktıları giderek daha fazla kesiliyor.
Bu dengesizlik hayal kırıklığına ve bazı durumlarda adaletsizlik suçlamalarına yol açtı.
Damianos bu endişeleri reddetmedi, ancak kısmen sistemin başlangıçta nasıl sunulduğundan kaynaklandığını öne sürdü. "Bence asıl sorun, insanlara bunun nasıl çalıştığının hiç anlatılmamış olması" dedi. "Amaç elektrik faturanızı azaltmaktı, sıfıra indirmek değil."
Daha fazla sistem kuruldukça, tüm üretimin absorbe edilememesi kaçınılmaz hale geldi.
Yine de bakan, fotovoltaiklerin ekonomik olarak hâlâ uygulanabilir olduğunu savundu. "Üretiminizin bir kısmı kesilse bile, yatırımınızı zamanla geri kazanırsınız" diyerek yirmi yıla kadar dayanabilen sistemler için altı ila sekiz yıllık geri ödeme süreleri tahmin etti.
Bu dengesizliği gidermek için hükümet enerji depolamaya yatırım yapıyor; bataryalar ileriye dönük en iyi çözüm olarak öne çıkıyor. Bataryalar, rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri gibi hava koşullarına bağımlı yenilenebilir enerji kaynaklarının faydalarını artırıyor. Elektriği depolayıp ihtiyaç duyulduğunda serbest bırakarak, güneşin parlamadığı zamanlarda — Kıbrıs'ta yılda yaklaşık 60 gün — fosil yakıtlara bağımlılığı azaltıyor. 2026 başına kadar yaklaşık 120 megavatlık batarya kapasitesinin devreye girmesi, 2027'ye kadar da genişletilmesi planlanıyor. Bu sayede şu anda kullanılmayan 300 megavata kadar güneş enerjisi depolanarak akşam saatlerinde kullanılabilir.
Damianos, "Şu anda kullanılmayan enerjinin bir kısmı akşamları kullanılacak" dedi. Ancak depolamanın tek başına sorunu çözemeyeceğini açıkça belirtti: "Güneşsiz günlerde bataryalar işe yaramaz."
Gelecekteki bir alternatif olarak sıkça gündeme gelen hidrojen de kısa vadede büyük bir rol oynaması beklenmiyor; önümüzdeki aylarda küçük bir hidrojen tesisi planlanıyor. Damianos olası pilot proje hakkında "Çok küçük olacak, belki iki ila on megavat" dedi. "Enerji karışımına fazla katkı sağlamayacak, ama insanların ve işletmelerin özellikle temiz enerjiyle yapabilecekleri her şeyi destekliyoruz."
Kıbrıs'ı Yunanistan'a ve daha geniş Avrupa şebekesine bağlayacak Büyük Deniz Bağlantı Kablosu (Great Sea Interconnector) yapbozun bir diğer önemli parçası olarak görülüyor. Damianos, "Arz güvenliği açısından bu bir zorunluluk" diyerek Kıbrıs'ın daha geniş Avrupa şebekesine elektrik bağlantısı olmayan tek AB üyesi olduğunu hatırlattı.
Ancak bu stratejik fayda önemli bir maliyetle geliyor ve bu maliyet sonuçta tüketicilere yansıyacak. Mevcut tahminlere göre Kıbrıs, toplam proje maliyetinin yaklaşık yüzde 63'ünü üstlenecek ve bu tutar 35 yıl boyunca elektrik faturaları aracılığıyla geri ödenecek.
Damianos, "Proje 1,9 milyar avro tutarsa, Kıbrıs yaklaşık 800 milyon avro ödeyecek" dedi. "Daha fazla tutarsa yine yüzde 63 ödeyeceğiz — ve bu tüketicilerin faturalarından karşılanacak." Bu nedenle projenin öncelikle jeopolitik bir prizma ile değerlendirilmesi gerektiği fikrini reddetti: "Benim gözümde bu jeopolitik bir proje değil, finansal bir proje."
Bakan, şu anki kilit sorunun uzun vadeli faydaların maliyeti haklı kılıp kılmadığı ve bu maliyetin nasıl yapılandırılacağı olduğunu belirtti: "Rakamları bilmemiz gerekiyor ki insanlara buna değip değmeyeceğini söyleyelim. Geri ödeme süresi 30 yıl yerine 60 yıl olsaydı, sonuç çok farklı olabilirdi."
Hükümet bağlantı fikrine bağlı kalsa da Damianos, mali yükün tam olarak anlaşılmadan nihai kararın alınamayacağını açıkça ifade etti.