1974-1983 yılları arasında yayınlanan orijinal "Küçük Ev" (Little House on the Prairie) dizisi, Laura Ingalls Wilder'ın kitaplarından uyarlanmıştı. Netflix'in yeni uyarlaması ise dönemin gerçeklerine çok daha fazla odaklanıyor.
1974 yılında Kıbrıs'ta hayat darbe ve harekatla altüst oldu. Ancak ben, Ingalls ailesinin Kızılderili (Yerli Amerikalı) topraklarına yerleşme deneyimini, Kıbrıs'ta Türk yerleşimcilerin işgal altındaki kuzey Kıbrıs'a taşınmasıyla hiç kıyaslamadım. Büyürken izlediğim, gerçekleri halının altına süpüren filmlerin aksine, batıya göç eden yerleşimciler yerli halkların hayatını kökten değiştirdi ve altüst etti.
Yeni dizide Osage kabilesi de yer alıyor. İç Savaş'tan yorgun çıkmış bir baba olan Charles, güzel ve bereketli prerilerde yeni bir hayat kurmanın heyecanını yaşasa da, Osage'lerin atalarından kalan topraklarda yaşamanın vicdan azabını çekiyor. Amerikan hükümeti Osage'leri rezervasyon alanlarına taşınmaları için baskı altına alırken, hızla döşenen demiryolu hatları Avrupalı yerleşimcilerin akınını ve genişlemesini kolaylaştırıyor. Charles ve Laura, dostluk kurdukları Osage ailesinin hayatlarının, kendilerinden çok daha üstün bir silahlı güç karşısında çaresizce boyun eğmek zorunda kalarak geri dönülmez biçimde değiştiğini görüyorlar.
İkiz Kulelere yönelik terör saldırısının üzerinden 25 yıl geçti. Televizyonlarda defalarca yayınlanması, o eylemin ve sonuçlarının yarattığı etkiyi azaltamıyor. Haberi aldığım anı tam olarak hatırlıyorum; New York'taki bir kuzenim, her şeyi kaplayan boğucu tozlardan kaçışını, tehlikeye doğru koşan cesur ilk müdahale ekiplerini ve onlardan kaçan diğer insanları anlatıyordu. Bazı kurtarma ekipleri kurbanlarla birlikte hayatını kaybetti. Düşen ya da mahsur kalan insanlar; kimi kurtarıldı, kimi çöken enkazın altında feci şekilde ezilerek, kimi de kurtarılma umudu olmadan diri diri gömülerek can verdi.
O tek ve yıkıcı görüntü, tek bir vahşi olaydı. Ancak Amerika 11 Eylül anmalarıyla uğraşırken, ülkenin benzer koşullarda her gün ölen diğer insanları da düşünmesi gerekiyor. Yıkılan binalar, çocukların ciğerlerine dolan boğucu tozlar, düşen molozların altında diri diri kalan insanlar, hayatını değiştiren yaralanmalar, korku... İlk müdahale ekipleri sadece düşen enkazla değil, tanıkların protestolarına rağmen bilerek yardım etmelerinin engellenmesiyle de hayatını kaybetti.
Bu dehşet verici katliam manzaraları tek seferlik bir olay değil; ekranlarımızda her gün gördüğümüz, Ortadoğu savaşlarındaki sıradan resimler ve istatistikler haline geldi. 'Özgür dünya' demokratik liderleri, masum insanlara verilen bu zayiatın devam etmesine göz yumuyor. Odak, yıkımın masumları etkilediği ama rejimin ayakta kaldığı İran'a kaydırılıyor.
11 Eylül'den bu yana Lübnan kaç kez bombalanıp yıkıldı? Ukrayna, kendisinden çok daha güçlü bir düşmana karşı Avrupa liderlerinin aktif yardımıyla cesurca savaşıyor; ancak aynı yardım Gazze'ye reva görülmüyor. Gazze'deki yasa dışı işgali ve yerleşimi durdurmak için gerçek bir adım ya da pratik bir yardım yok.
Dünya ekonomik olarak, müttefikler ise İsrail ve ABD'nin eylemleri yüzünden fiziksel olarak bedel ödüyor; ancak bu iki ülke de benzer bir fiziksel hasar veya can kaybı görmedi. İkiz Kuleler bir terör eylemiydi, tıpkı İsrail'deki 7 Ekim'in sadistçe vahşeti gibi. Avrupa'da veya ABD'de dürüstçe hatırlanmayan şey ise, İsrail'in kendi üzerine çektiği Filistin 'terörüne' zemin hazırlayan, on yıllara yayılan acımasız ve baskıcı eylemlerdir. Irgun bir 'terör' örgütü olarak etiketlenmişti, ancak bazı üyeleri daha sonra saygın politikacılar oldu.
Buradaki darbe ve harekat günlerini hatırlıyorum; arkadaşlarım için her şeyi kaybetmenin veya sevdiklerinin kaybolmasının ne anlama geldiğini biliyorum. İsrail, bugün Amerika'daki yerleşimcilerin yaptığını her gün tekrar ediyor: Başkalarının topraklarını çalıyor, keyfine göre yerleşiyor ve onları rahatsız edilmeden topraklarından sürüyor.
Donald Trump, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'a büyük bir saygı duyuyor. Türkiye'nin en büyük muhalefet partisinden Kemal Kılıçdaroğlu, Bülent Ecevit'in Kıbrıs'ı 'aldığını' söyledi. Amerika bu yıl Tac'ın mülkiyetinden kurtulmanın özgürlüğünü kutluyor, ancak Kızılderililerden çalınan toprakların sahibi olmaya devam ediyor. Başkasına ait olanı almak, ancak bencil çıkarlara uygun düştüğünde kabul edilebilir görülüyor.