Temyiz Mahkemesi, tecavüz, cinsel suçlar, psikolojik şiddet ve çocuk kaçırma gibi çeşitli ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalan sanıkların yargılanmayı beklerken tutuklu kalmaları yönündeki alt mahkeme kararlarını onayarak, iki ayrı ceza davasındaki itirazları reddetti.
Mahkeme belgelerinde MH olarak tanımlanan ilk davada, sanık, eşine tecavüz iddiası, basit saldırı, kötü niyetli zarar verme, hukuka aykırı özgürlükten yoksun bırakma, psikolojik şiddet, özel fotoğraf ve videoları dağıtma tehdidi ve çiftin iki çocuğunu annenin rızası olmadan Ürdün'e götürme iddiası dahil olmak üzere sekiz suçlamayla karşı karşıya.
Sanık, Temyiz Mahkemesi'nde, iddia makamının delillerinin mahkumiyet için yeterli olasılık oluşturmadığını ve kaçma riskinin gerçek olmadığını savundu. Ayrıca sıkı kefalet şartlarıyla serbest bırakılmayı teklif etti.
Ancak mahkeme, Lefkoşa ceza mahkemesinin sanık aleyhine ilk bakışta geçerli bir dava ve gerçek bir kaçma riski olduğu yönündeki kararının doğru olduğuna hükmetti. Kararını verirken mahkeme, iddiaların ciddiyetini, mahkumiyet halinde olası ağır hapis cezalarını ve çiftin çocuklarının artık Kıbrıs dışında olmasını dikkate aldı.
Mağusa ceza mahkemesinde tecavüz, cinsel taciz ve çocuk kaçırma suçlamalarıyla yargılanan NP adlı ikinci davada sanık, yeni delillerin iddia makamının davasını önemli ölçüde zayıflattığını öne sürerek tutuklama kararının bozulmasını talep etti.
Savunma, müştekinin adli tıp incelemelerinde sanığın sperm hücrelerinin bulunmamasına, tıbbi muayene bulgularına ve kapalı devre televizyon kamerası görüntülerinden elde edilen materyale işaret etti.
Temyiz Mahkemesi, bu tür delillerin tutukluluk aşamasında tek başına değerlendirilemeyeceğine ve yargılama öncesinde müştekinin güvenilirliğini belirlemek için kullanılamayacağına hükmetti.
Mahkeme, bu konuların yargılamanın delil aşamasında inceleneceğini ve bunların duruşma mahkemesinin takdirine bağlı olduğunu vurguladı.
Mahkeme her iki kararında da, tutukluluk duruşmalarının bir sanığın nihai suçluluğunu veya masumiyetini belirlemeye yönelik olmadığını yineledi. Bunun yerine, ilgili test, mevcut delillerin ilk bakışta mahkumiyet olasılığını oluşturup oluşturmadığı ve yargılama öncesinde özgürlükten yoksun bırakmayı haklı çıkarmak için yeterli gerekçelerin bulunup bulunmadığıdır.
Mahkeme, yargılama öncesi tutukluluğun istisnai bir tedbir olduğunu kabul etmekle birlikte, her iki davada da alt mahkemelere sunulan koşulların tutukluluğun devamını haklı çıkardığına hükmetti.
Mahkeme ayrıca, sıkı kefalet şartlarının ceza mahkemeleri tarafından belirlenen riskleri yeterince karşılayacağı yönündeki argümanları da reddetti.
Sonuç olarak, her iki itiraz da tamamen reddedildi ve ilgili ceza mahkemeleri tarafından verilen tutuklama kararları, davalar görülüp karara bağlanana kadar yürürlükte kalacak.