ABD ile İran arasında duyurulan geçici anlaşma, dünya enerji piyasalarında anında ve sert bir tepkiye yol açtı.
Petrol fiyatları keskin bir düşüş yaşadı ve Brent petrol varil fiyatı 80 doların altına geriledi. Yatırımcılar, üç aydan uzun süren çatışmalar ve Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasıyla oluşan jeopolitik risk primini hızla fiyatlardan çıkardı.
Piyasanın bu tepkisi anlaşılabilir bir durum. Anlaşma, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, İran'ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını ve İran'ın nükleer programı ile yaptırımların hafifletilmesini kapsayan daha geniş bir çözüme ulaşmak için 60 günlük bir sürecin başlatılmasını öngörüyor. Ancak bunlar zorlu konular ve iki tarafın görüşleri birbirinden oldukça uzak. Müzakereler her an çökebilir.
Bir diğer risk ise İsrail'in anlaşmaya Washington'dan farklı bir pencereden bakma ihtimali. Anlaşmanın Lübnen de dahil olmak üzere daha geniş kapsamlı bir düşmanlıkların durdurulmasını gerektirdiği belirtiliyor. Ancak İsrailli yetkililer, Güney Lübnen'deki mevzilerinden çekilmeyi veya Hezbollah saldırılarına karşılık verme özgürlüğünden vazgeçmeyi düşünmediklerini şimdiden açıkladı.
Bu durum tehlikeli bir belirsizlik yaratıyor. İsrail askeri operasyonlarına devam eder veya Hezbollah karşılık verip İran tekrar işin içine çekilirse, Tahran anlaşmanın ihlal edildiğini iddia edebilir. Bu da ABD'yi ya İsrail'i frenlemek ya da anlaşmanın çökme riskini göze almak gibi zor bir ikilemde bırakır.
Enerji piyasaları için bu, ortadan kalkmayan büyük bir risk anlamına geliyor. Hürmüz Boğazı yeniden açılsa bile, İsrail ile İran arasında yaşanacak herhangi bir yeni karşı karşıya geliş, jeopolitik primi hızla geri getirebilir ve normal denizcilik ile sigorta koşullarına dönüşü geciktirebilir.
Yatırımcılar ve politika yapıcılar, siyasi bir anlaşmayı hemen normale dönüş olarak görmeme konusunda dikkatli olmalı. Krizin enerji alanındaki sonuçlarının sisteme tam olarak yansıması aylar, hatta bazı durumlarda daha uzun süre alacak.
Toparlanma daha yeni başladı
Piyasalar krizin bittiğini kutluyor olabilir ama gerçek şu ki, toparlanma süreci daha yeni başladı.
İlk neden fiziksel: Petrol ve gaz tedarik zincirleri düğmeye basılır gibi aniden çalıştırılamaz.
Hürmüz'ün kapanması, küresel petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık beşte birini sekteye uğrattı. Kriz sırasında yüzlerce gemi alıkondu, tanker filoları yer değiştirdi, stoklar eridi ve Körfez genelinde üretim durdu. Sektör tahminlerine göre, binlerce petrol kuyusu hala kapalı ve önemli miktarda ham petrol depolarda sıkışmış durumda.
Anlaşma ayakta kalsa bile, nakliye şirketleri, sigortacılar ve tüccarlar önce bu rotanın gerçekten güvenli olduğuna dair güven tazelemeli.
Büyük tanker işletmecileri, istikrarın kalıcı olduğuna dair somut kanıtlar görmeden normal operasyonlara dönmeyeceklerini şimdiden belirtti. Sigorta primleri yüksek kalmaya devam ediyor ve birçok işletmeci bekle-gör yaklaşımını benimsiyor. Bu da petrol akışlarının aniden değil, kademeli olarak toparlanacağı anlamına geliyor.
HSBC'nin tahminlerine göre, Hürmüz trafiğindeki anlamlı normalleşme Temmuz sonunu bulabilir ve petrol üretiminin tam kapasiteye yakın bir seviyeye ancak Eylül sonlarında ulaşması bekleniyor.
Temkinli olunması için ikinci neden ise anlaşmanın kendisinin hala kırılgan olması.
Anlaşma, nihai bir çözümden ziyade bir niyet mektubu niteliğinde. İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği, yaptırımların kaldırılma takvimi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı'nın uzun vadeli yönetimi gibi birçok kilit konu hala çözümsüz.
Hem Washington hem de Tahran, anlaşmanın bazı bölümlerine farklı yorumlar getiriyor. Bu durum, iki tarafın üzerinde anlaşılan konularda gerçekten aynı fikirde olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor.
Belki de en önemlisi, anlaşma nükleer meselede 60 günlük yeni bir müzakere süreci başlatıyor. ABD'li yetkililerin kendileri de kapsamlı bir nükleer anlaşmaya ulaşmanın, mevcut çerçeveyi güvenceye almaktan çok daha zor olacağını kabul ediyor. Dolayısıyla müzakerelerin tıkanma veya çökme riski devam ediyor ve bu da yenilenen gerilimlere ve petrol fiyatlarında yeni bir sıçramaya yol açabilir.
Piyasaların genellikle gözden kaçırdığı üçüncü bir faktör daha var: Stokların yeniden doldurulması.
Kriz sırasında hükümetler ve şirketler, kesintiye uğrayan Orta Doğu tedarikini telafi etmek için stratejik rezervlere ve ticari stoklara yoğun şekilde başvurdu.
Stoklar önemli ölçüde azaldı ve birçok ülke tedarik yeniden başladığında bunları yeniden doldurmak isteyecek.
IMF Başkanı Kristalina Georgieva yakın zamanda yaptığı açıklamada, petrol fiyatlarının muhtemelen yumuşayacağını ancak çökme yaşamayacağını belirtti. Çünkü ülkeler, teslimatlar toparlandıkça tükenen rezervlerini yeniden doldurmaya çalışacak.
Bu yeniden doldurma süreci, piyasaya dönen ek arzın önemli bir kısmını emebilir ve önümüzdeki yıl boyunca fiyatları destekleyebilir.
İran'ın petrol ihracatı da pratik sınırlamalarla karşı karşıya.
Anlaşma, İran'ın petrol satışlarına ve bunlarla ilgili bankacılık, sigorta ve nakliye hizmetlerine yeniden başlamasına izin veriyor.
Teorik olarak bu, uluslararası piyasalara önemli hacimlerin geri dönmesi anlamına gelebilir. Ancak ihracatı savaş öncesi seviyelere çıkarmak; nakliye kapasitesi, sözleşme imzalamaya istekli alıcılar, işleyen ödeme sistemleri ve yaptırımların hafifletilmesinin kalıcı olacağına dair güven gerektiriyor. Kalıcı bir anlaşma sağlanana kadar birçok uluslararası şirket temkinli davranmaya devam edecektir.
Üstelik yaptırımların hafifletilmesi performansa dayalı ve İran'ın sürekli uyum sağlamasına bağlı. Algılanacak herhangi bir ihlal süreci hızla rayından çıkarabilir.
Kriz enerji ticaretinde kalıcı izler bırakabilir
Piyasadaki anlık etkinin ötesinde, bu kriz enerji ticaretinde kalıcı bir miras bırakabilir.
Tedarik kesintileri yaşayan ülkeler şimdiden daha büyük bir çeşitlendirme arayışına girdi.
Asyalı ithalatçılar, Körfez dışında yeni LNG sözleşmeleri araştırıyor. Amerika, Afrika ve Doğu Akdeniz gibi bölgelerdeki üreticiler, tedarik güvenliğine duyulan yenilenen ilgiden faydalanacak gibi görünüyor. Kriz, son on yılda defalarca kanıtlanan bir dersi bir kez daha pekiştirdi: Tek bir transit rotasına aşırı bağımlılık önemli riskler taşıyor.
Doğu Akdeniz özellikle uzun vadeli bir kazanan olarak öne çıkabilir. Mısır, İsrail, Kıbrıs ve potansiyel olarak Yunanistan'daki gaz kaynaklarının stratejik değeri, tüketiciler Hürmüz'e bağımlı tedariklere alternatifler aradıkça arttı.
Petrol piyasaları için en olası sonuç, kriz sırasında korkulan aşırı yüksek fiyatlara dönüş değil, aynı şekilde uzun süreli arz fazlasıyla çöküş de değil.
Jeopolitik risk primi güven arttıkça düşmeye devam edecek, ancak fiziksel kısıtlamalar, stokların yeniden inşası, temkinli nakliye davranışları ve siyasi belirsizliğin devam etmesi fiyatların çok fazla düşmesini engelleyecektir.
Brent petrolün 75-85 dolar/varil aralığında istikrar kazanacağına dair mevcut piyasa beklentileri, ya 150 dolarlık petrol ya da kriz öncesi düşük seviyelere dönüş tahminlerinden çok daha gerçekçi görünüyor.
Mesaj çok net: Anlaşma önemli bir atılım ve başka bir enerji şokunun anlık riskini önemli ölçüde azaltıyor. Ancak dünyayı çatışma öncesi haline döndürmüyor.
Enerji piyasaları bir gecede risk primini silebilir. Ancak güveni, tedarik zincirlerini ve istikrarı yeniden inşa etmek çok daha uzun sürer.
ABD-İran anlaşması krizin sonunu işaret edebilir. Ancak krizin sonuçlarının sonunu işaret etmiyor.
Dr. Charles Ellinas, Atlantic Council Danışmanı