NASA'nın James Webb Uzay Teleskobu sayesinde gökbilimciler, güneş sistemimizin dışındaki bir gezegenin yüzeyine ilişkin şimdiye kadarki en net görüntüyü elde etti.
Webb teleskobu, çapı Dünya'dan yaklaşık yüzde 30 daha büyük olan kayalık bir ötegezegen hakkında veri topladı. Toplanan veriler, bu gezegenin atmosferi olmayan, ıssız bir dünya olduğunu ve yüzeyinin güneş sistemimizin en iç gezegeni Merkür'e benzediğini gösteriyor. Gezegenin belirgin bir atmosferinin bulunmaması ve bir tarafının kavurucu sıcak, diğer tarafının ise dondurucu soğuk olması, onu yaşanmaz kılıyor.
Gezegenin adı LHS 3844 b ya da Kua'kua. Kua'kua, Kosta Rika'da konuşulan yerli bir dilde "kelebek" anlamına geliyor. Gezegen, Dünya'dan yaklaşık 49 ışıkyılı uzaklıkta bulunan, güneşten daha küçük ve daha az parlak bir yıldızın yörüngesinde dönüyor. Bir ışıkyılı, ışığın bir yılda kat ettiği mesafedir; yani 9,5 trilyon kilometre.
Almanya'daki Max Planck Astronomi Enstitüsü'nün genel müdürü ve bu hafta Nature Astronomy dergisinde yayımlanan çalışmanın kıdemli yazarı gökbilimci Laura Kreidberg, "Bu gezegen hoş bir yer değil" dedi.
Kreidberg sözlerini şöyle sürdürdü: "Burası cehennemi andıran çorak bir kaya parçası. Dünya'dan çok Merkür'e benziyor. Atmosfer izine rastlanmıyor. Bunun yerine karanlık ve muhtemelen çok eski bir yüzey görüyoruz. Milyarlarca yıldır uzayda savrulan çıplak bir kaya hayal edin. Gitmek istemezdiniz."
Gözlemler, gezegenin yüzeyinin kararmış bir regolit tabakasıyla kaplı, eski bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Regolit, ana kayayı örten gevşek ve parçalanmış kayaç malzemesidir. Bu tabaka, yıldız radyasyonu ve mikrometeorit çarpışmalarının çağlar boyu süren bombardımanı sonucunda oluşmuş.
Webb teleskobu 2021 yılında fırlatıldı ve 2022'de faaliyete geçti. Teleskop, ötegezegenlerin anlaşılmasında devrim niteliğinde ilerlemeler sağladı. Güçlü kızılötesi gözlem kapasitesi, ötegezegen atmosferlerinin kimyasal bileşimini ve iç dinamiklerini belirlemeye yardımcı oluyor; hatta hangi tür bulutların bulunduğunu bile gösterebiliyor.
Massachusetts'teki Harvard ve Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden gökbilimci ve çalışmanın baş yazarı Sebastian Zieba'ya göre Webb, gökbilimcilerin artık ötegezegenlerin jeolojisini ve yüzey bileşimini doğrudan inceleyebilmesini sağlıyor.
Zieba şöyle konuştu: "Bu, James Webb Uzay Teleskobu'ndan önce çok zordu. Bu yeni imkân, Dünya'yı ve güneş sistemini daha geniş bir bağlama oturtuyor. Böylece güneş sistemimizde bildiğimiz süreçlerin veya yüzey bileşimlerinin başka yıldızların etrafında da yaygın olup olmadığını kontrol edebiliyoruz."
Kreidberg ise şu benzetmeyi yaptı: "Sanki birden gözlüğümüzü temizledik ve gezegenleri ilk kez net bir şekilde görüyoruz."
Kua'kua'nın etrafında döndüğü yıldız, kırmızı cüce adı verilen yaygın bir türden. Bu yıldızın kütlesi güneşin yaklaşık yüzde 15'i, parlaklığı ise yaklaşık yüzde 0,3'ü kadar. Kua'kua yıldıza son derece yakın; yörüngesini her 11 saatte bir tamamlıyor. Gezegen aynı zamanda "gelgit kilitli" durumda. Yani Ay'ın Dünya'ya yaptığı gibi, bir yüzü sürekli yıldıza dönük, diğer yüzü ise sürekli yıldızdan uzağa bakıyor.
Gezegenin yıldıza dönük olan "gündüz tarafının" yüzey sıcaklığı yaklaşık 725 santigrat derece (1.340 Fahrenheit). "Gece tarafında" ise tespit edilebilir bir ısı bulunmuyor.
Webb teleskobu araştırmacıların, gezegenin yüzeyinden doğrudan gelen ışığı, özellikle de elektromanyetik tayfın kızılötesi bölgesini saptamasına olanak tanıdı.
Zieba, "Atmosferler gibi farklı kayaçların da farklı spektral parmak izleri var. Gözlemlerimizle, granit gibi parlak ve silikaca zengin kayaçlardan çok bazalt gibi koyu renkli volkanik kayaçlar örtüşüyor" dedi.
Merkür'ün ve Ay'ın yüzeyleri de bazalt ağırlıklıdır.
Zieba, Dünya'nın yüzeyini oluşturan dev plakaların yavaş hareketini içeren jeolojik sürece, yani levha tektoniğine atıfta bulunarak şunları söyledi: "Dünya'da yaygın granit oluşumu, su ve levha tektoniğiyle bağlantılıdır. Dolayısıyla bir ötegezegende granit benzeri yüzeyler kesin olarak tespit edilirse bu, otomatik olarak yaşam anlamına gelmez; ancak diğer yüzeylere kıyasla çok daha Dünya benzeri bir jeolojik geçmişe işaret eder."
Gözlemlerle örtüşen bir diğer olasılık, görece yeni volkanik kayaçtan oluşan katı bir yüzeydi. Ancak araştırmacılar volkanizmaya bağlı kükürt dioksit gibi gazları aradı ve hiçbirine rastlamadı.
Atmosfer olmadığında yıldız radyasyonuna ya da yıldızdan gelen yüklü parçacıklara karşı neredeyse hiçbir koruma kalmıyor. Yaşam için temel kabul edilen sıvı suyun varlığı da mümkün olmuyor.
Zieba sözlerini şöyle tamamladı: "Sonuç olarak burası neredeyse kesinlikle yaşanabilir bir dünya değil."