11 Haziran tarihinde Avrupa Adalet Divanı, C-81/24 sayılı Jenec davasına ilişkin kararını açıkladı. Dava, Ödeme Hesapları Direktifi olarak bilinen 2014/92/AB Sayılı Direktif kapsamında temel özelliklere sahip ödeme hesabı açma hakkı ile Kara Para Aklama Direktifi (2015/849) uyarınca finansal kurumlara yüklenen kara para aklama ve terörizmin finansmanının önlenmesi yükümlülükleri arasındaki ilişkiyi inceliyordu.
Mahkeme, bir bankanın yalnızca başvuru sahibinin ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) gibi üçüncü bir ülkenin yayımladığı yaptırım listesinde adı geçtiği için temel özelliklere sahip bir ödeme hesabı açmayı reddedemeyeceğine hükmetti.
Mahkemeye göre, bu tür bir listede yer almak ilgili bir risk faktörü teşkil edebilir. Ancak hesabın reddedilmesi, söz konusu risklerin orantılı önlemlerle yeterince yönetilemeyeceğini gösteren bireysel bir değerlendirmeye dayanmak zorundadır.
Mahkemenin Yaklaşımı
Jenec davası, AB'de yasal olarak ikamet eden ve temel özelliklere sahip bir ödeme hesabı açmak için başvuran bir tüketiciyi ilgilendiriyordu. Sloven bir banka, tüketicinin adının bir OFAC listesinde yer aldığını gerekçe göstererek başvuruyu reddetti. Oysa tüketici ne Birleşmiş Milletler ne de AB ve Sloven yaptırımlarına tabiydi ve listeye alınmasına neden olan suçtan hüküm giymemişti.
Mahkeme, AB hukukunun yasal olarak ikamet eden tüketicilere temel özelliklere sahip bir ödeme hesabı açma ve kullanma hakkı tanıdığını teyit etti. Bu hak, finansal kapsayıcılık ve temel ödeme hizmetlerine erişim ile doğrudan bağlantılı olmakla birlikte, kara para aklama ve terörizmin finansmanının önlenmesi kurallarına uyulması şartına bağlıdır. Eğer hesabın açılması bu kuralları ihlal edecekse, ret kararı haklı gösterilebilir.
Davanın kilit noktası, bu sonuca hangi temelde varıldığıdır. Mahkeme, üçüncü bir ülkenin yaptırım listesine dahil olmanın bankanın risk değerlendirmesinin otomatik olarak yerini alabileceği yönündeki yaklaşımı reddetti. İlgili değerlendirmenin; müşterinin bireysel durumunu, talep edilen hesabın niteliğini, hesabın kullanım amacını, beklenen işlemleri, fonların kaynağını, müşterinin açıklamalarını ve tespit edilen riski yönetmek için mevcut kontrolleri dikkate alması gerekiyor.
Dolayısıyla asıl hukuki soru, müşterinin bir listede yer alıp olmadığı değil, bireysel ve belgelenmiş bir değerlendirmenin ardından kurumun riski orantılı bir şekilde yönetip yönetemeyeceğidir.
Başsavcının Görüşü
Jenec davasıyla ilgili olarak 4 Eylül 2025 tarihinde sunulan Başsavcı görüşü, mahkemenin gerekçesini anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Ödeme Hesapları Direktifi, temel özelliklere sahip ödeme hesaplarına erişimi korur ve kara para aklama kurallarının, müşteri ilişkisi zor veya kâr getirmiyor diye müşterileri reddetmek için bir bahane olarak kullanılmasını engeller. Kara Para Aklama Direktifi ise tam tersine, bütüncül ve riske dayalı bir yaklaşım etrafında bir uyum çerçevesi çizer.
Başsavcı görüşü, Avrupa Bankacılık Otoritesi'nin risk faktörü rehberliğine de atıfta bulundu. Bu rehberliğe göre itibar, olumsuz bilgiler, devlet kaynaklı bilgiler ve önceki varlık dondurma işlemleri ilgili risk göstergeleri olabilir. Ancak tek bir risk faktörü, nihai risk kategorisini otomatik olarak belirlemez. Kurumlardan, ilgili koşulları bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeleri beklenir.
Bu temeller doğrultusunda, OFAC listesinde yer almak artırılmış müşteri due diligence (müşteriyi tanıma) işlemlerini, üst yönetime bildirimleri, ek bilgi taleplerini, daha sıkı izlemeyi veya hesabın kullanımına kısıtlamalar getirilmesini haklı çıkarabilir. Bazı durumlarda ise kurum, bireysel bir değerlendirmenin ardından ilgili risklerin orantılı önlemlerle yeterince yönetilemeyeceği sonucuna varırsa, bu durum hesap açma talebinin reddini de destekleyebilir.
Bu atamanın taşıdığı önem; yaptırım programının niteliğine, müşterinin faaliyetlerine, talep edilen hizmetlere ve kurumun muhabir bankacılık ilişkileri, ABD doları takas işlemleri, yabancı bankacılık ortakları tarafından dayatılan sözleşmesel yükümlülükler, itibari hususlar ve potansiyel ikincil yaptırım riski gibi unsurlar üzerinden kendi maruziyetine bağlı olarak değişecektir.
Ancak bu durum, tek başına AB hukuku altında yasal sonucu otomatik olarak belirleyemez. Bu husus, özellikle talep edilen ürün temel özelliklere sahip bir ödeme hesabı olduğunda büyük önem taşır. Zira bu ürünün sınırlı işlevselliği, orantılılık analizinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
Kıbrıs Perspektifi
Karar, Kıbrıs'taki bankacılık uygulamaları açısından birbiriyle bağlantılı iki nedenden dolayı büyük önem taşıyor.
İlk olarak, temel özelliklere sahip bir ödeme hesabına erişim yalnızca soyut bir AB hukuku kavramı değildir. Kıbrıs, Ödeme Hesapları Direktifini 64(I)/2017 Sayılı Yasa ile iç hukuka aktarmış ve Kıbrıs Merkez Bankası'nı uygulamadan sorumlu yetkili merci olarak belirlemiştir. Bu durum, hesap reddi işlemlerinin sadece bankaların ticari takdirine bırakılmadığını, aksine Kıbrıs'ın yasal ve düzenleyici çerçevesi içinde değerlendirildiğini gösterir.
İkinci olarak, Kıbrıs yakın zamanda kara para aklama ve yaptırım çerçevesini önemli ölçüde güçlendirdi. 150(I)/2025 Sayılı Yasa ile Ulusal Yaptırımlar Uygulama Birimi kuruldu. 149(I)/2025 Sayılı Yasa, AB kısıtlayıcı tedbirlerinin ihlallerini suç olarak tanımlarken, Kıbrıs Merkez Bankası'nın 2025 tarihli Kara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Direktifi, denetlenen kurumların bu riskleri yönetmek için etkili sistemler kurması beklentisini daha da pekiştirdi.
Tüm bu yasal gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, yaptırım ve kara para aklama risklerinin doğru bir şekilde tanımlanması, sınıflandırılması ve değerlendirilmesi çok daha kritik bir hal alıyor.
Jenec davasında benimsenen yaklaşım, Kıbrıs Merkez Bankası'nın 2025 tarihli ilgili direktifiyle de tam bir uyum içindedir. Direktif, kurumların politikaları ve kontrolleri, kara para aklama veya terörizmin finansmanı riski yüksek olduğu algılanan tüm müşteri kategorileriyle iş ilişkilerini genel bir kural olarak reddedecek veya sonlandıracak şekilde uygulamamaları gerektiğini açıkça hükme bağlıyor.
Bunun yerine kurumlar, her iş ilişkisini bireysel olarak değerlendirmek, kararlarını belgelemek, alternatif risk azaltma önlemlerini dikkate almak ve herhangi bir ret veya sonlandırma işleminin orantılı ve gerekçeli olmasını sağlamak zorundadır. Bu durum, risk faktörlerinin değerlendirmeye yön verdiği ancak sonucu otomatik olarak belirlemediği, direktifin geneline yayılan geniş kapsamlı riske dayalı metodolojiyi yansıtıyor.
Aynı yaklaşım, endişe kaynağı OFAC veya İngiltere yaptırım listesi gibi üçüncü bir ülkenin atamasından kaynaklandığında da geçerlidir. Bu tür bir atama son derece ilgili ve önemli olabilir, ancak bireysel ve belgelenmiş bir değerlendirme yapılması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Pratikte, bir Kıbrıs bankası veya ödeme kuruluşu bir hesabın neden reddedildiğini net bir şekilde açıklayabilmelidir. Sadece müşterinin 'OFAC listesinde' yer aldığını kaydeden bir dosya, talep edilen ürün temel bir ödeme hesabı olduğunda ve ortada herhangi bir AB, BM veya Kıbrıs yaptırımı bulunmadığında yeterli gerekçe sayılmaz.
Kurum, müşteriye özel risk değerlendirmesine, hesaptan beklenen işlemlere, ilgili coğrafi veya yaptırım maruziyetine, elde edilen bilgilere, dikkate alınan kontrol mekanizmalarına ve riskin neden yönetilemediğine dair somut gerekçeleri sunabilmelidir.
Jenec kararı, AB'nin finansal kapsayıcılık ve finansal suçlarla mücadele çerçevesi içinde bir orantılılık kararı olarak okunmalıdır. Kıbrıs açısından önemi ise özellikle 2025 yılındaki kara para aklama ve yaptırım düzenlemeleri ile AB yaptırım ihlallerinin suç sayılması sonrası yerel çerçevenin çok daha sıkı hale geldiği bir dönemde, yaptırım ve kara para aklama kararlarına getirdiği disipline dayanıyor.
Jenec kararı, üçüncü ülke yaptırımlarının önemli risk faktörleri olabileceğini teyit ediyor. Ancak AB hukuku temel bir ödeme hesabına erişimi koruduğu durumlarda, bu faktörler sonucu otomatik olarak belirleyemiyor. Bu nedenle Kıbrıs'taki kurumlar, alacakları herhangi bir ret kararının bireysel, belgelenmiş ve orantılı bir değerlendirmeye dayanmasını sağlamak zorundadır.
Kyriaki Stinga avukat ve ortak, Adonis Zachariou avukat ve ortak yardımcısı, Dorina Mastora ise Elias Neocleous & Co LLC'de Uyumluluk Direktörü Yardımcısıdır.
Yasal Uyarı: Bu yayın yalnızca genel bilgi amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz.