Gayrimenkul Komisyoncuları Kayıt Konseyi olarak, terk edilmiş ve tehlikeli binaların yol açtığı sorunu büyük bir endişe ve kaygıyla izliyoruz. Sorunun öncelikle kamu güvenliğiyle ilgili olduğunu, ikincil olarak ise şehir ve köylerdeki estetik bozulma ya da görsel kirlilikle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.
Mitolojide Prometheus, eylemde bulunmadan önce düşünen kişidir. Epimetheus ise hatayı, kötü sonuç ortaya çıktıktan sonra fark eder. Bu kadar önemli bir konuda Epimetheus gibi davranmayı göze alamayız. Toplumu felaket gerçekleşmeden korumak için önceden düşünmeli ve önlem almalıyız. Çok geç olduktan sonra çözüm ve sorumlu aramamalıyız. Limasol'daki bina çöküşünde olduğu gibi, o olayda insan hayatları kaybedildi.
Gayrimenkul piyasasındaki uzun yıllara dayanan deneyimimize göre, üç temel kategori tespit ettik. Her birinin kendine özgü sorunları var.
Birinci kategori, sahipleri tarafından kullanılmayan terk edilmiş özel binalardır. Bu mülkler, sahiplerinin onları değerlendirip değerlendirmeyeceği, satıp satmayacağı ya da yeniden inşa edip etmeyeceği konusunda karar vermekte gecikmesi nedeniyle zamanın yıpratıcı etkisine bırakılıyor. En endişe verici olan, etkili bir denetimin bulunmaması. Yetkili makamların müdahalesi çoğu zaman bir 'Tehlikeli Bina' tabelası koymakla sınırlı kalıyor. Ancak bir tabela bir çöküşü önlemez ve yoldan geçenleri korumaz. Bu binalar, insanların ve turistlerin yoğun olarak dolaştığı şehir merkezlerinde, hatta turist ziyaretinin arttığı topluluklarda bile bulunuyor. Turistlere özellikle dikkat çekmek gerekir. Yabancı bir ülkede tatil yapan biri, tehlikeli bina tabelalarını nadiren görür ya da fark eder.
Tehlikeli ama hâlâ oturulan binalar
İkinci kategori, hâlâ oturulan tehlikeli özel binalardır. Sorunun belki de en ciddi yanı bu. Açık yapısal ya da başka sorunları bulunan, ancak sahiplerinin onarıp bakımını yapmayı reddettiği ya da ihmal ettiği binalardan söz ediyoruz. Buna rağmen sahipler kiraya vermeye devam ediyor ve kiralarını düzenli olarak tahsil ediyor. Tehlikeli binalardaki bazı dairelerin bile kısa süreli kiralama kapsamında turistlere sunulduğu durumlar var. Bu uygulamaya göz yummak, kâr uğruna insan hayatlarını doğrudan tehlikeye atmak anlamına geliyor.
Bir diğer kategori ise bürokrasiye takılıp ayakta kalmaya çalışan koruma altındaki binalar. Kıbrıs, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan değerli bir mimari mirasa sahip. Sahiplerinin ya da yatırımcıların binaları restore etmek için gerekli araç ve isteğe sahip olduğu durumlarda bile, Eski Eserler Dairesi ile Şehir Planlama ve Konut Dairesinin Koruma Şubesinden izin almak için karmaşık ve zaman alan süreçlerle karşılaşıyorlar. Sonuç olarak birçok koruma altındaki bina, başvurular incelenmeden önce çöküyor. Bu arada binaların restorasyonu için sunulan mali teşvikler de işlerin ilerlemesi için yetersiz kalıyor.
Tehlike gelişmeyi kovuyor
Güvenlik en öncelikli faktör, ancak ekonomik boyut da var. Yıkılma tehlikesi taşıyan ve terk edilmiş binalar, piyasadan önemli bir konut stokunu çekip alıyor. Bu konut stoku, konut sorununun toplumu yoğun biçimde meşgul ettiği zor bir dönemde insanlara ev sağlayabilirdi.
Aynı zamanda bu binalar şehirlerin ve mahallelerin görünümünü ciddi biçimde bozuyor. Harap görüntü, yakındaki bakımlı binaların değerini aşağı çekiyor ve yatırımcıları, alıcıları ve kiracıları uzaklaştırıyor. Şehirlerin canlılığa ve gelişmeye ihtiyacı var, ama tehlikeli binalar bunu engelliyor.
Her zaman önceliğimiz insan ve onun güvenliği olmalı. Mülk sahipliği hak olduğu kadar yükümlülükler de getirir. Toplumun güvenliği pahasına mülklerin terk edilmesi kabul edilemez.
Devlet ve Yerel Yönetimler, sorunu sadece kayda geçirmenin ötesinde sorumluluklarını üstlenmeli. Gayrimenkul sektörünün profesyonelleri olarak, öngörülü, hızlı ve kararlı biçimde harekete geçecek herkesin yanında olacağız. Amacımız insanı, kentsel çevremizi ve gayrimenkul değerlerini korumak. İdeal olan ise yeni trajedilerle uğraşmak zorunda kalmadan bunu yapmak.