Kıbrıslı çiftçilerin şap hastalığı salgınıyla mücadele ettiği ve İsrail-ABD'nin İran'a yönelik savaşı nedeniyle küresel tedarik zincirlerinde belirsizliğin yaşandığı bu dönemde, yerli bir şirket adada laboratuvarda et üretme planlarıyla geleceğe yönelik adımlar atıyor.
FKM Eats CEO'su Fitos Agapiou, "Şu anda en acil olan bu iki konu var ama mesele sadece bunlarla sınırlı değil" dedi. "Gelecek bu yönde ilerliyor. İnsanlar fabrika tipi hayvancılığın acımasızlığı ve iklim değişikliği nedeniyle etten uzaklaşıyor."
Agapiou, en kötü senaryoda bile insanların gelecekteki gıda güvenlikleri konusunda içlerinin rahat olması için şimdi kamuoyuna açıklama yapmaya karar verdiğini belirtti.
Laboratuvarda et üretiminin büyük bir girişim olması nedeniyle FKM'nin yalnızca geleneksel Kıbrıs lezzetlerine odaklanacağını söyleyen Agapiou, şirketin ilk aşamada kuzu ve domuz DNA'sı kullanarak suvla ve suvlaki parçaları üretmeyi hedeflediğini açıkladı. Tavuk ürünleri ise ilerleyen dönemde gündeme gelebilir.
Şirket, laboratuvarda üretilen et alanında kapsamlı yatırımları bulunan bir ABD'li teknoloji devinin desteğini aldı. Ancak Agapiou bu ismi henüz açıklamaya hazır değil.
Agapiou, ürünü tanımlamak için kullanılan "laboratuvar eti" ve "sahte et" ifadelerini de reddetti. Bu terimlerin tüketici dostu olmadığını ve insanları ürünlerden soğutabileceğini belirterek "AB, 'kültürlenmiş et' veya 'yetiştirilen et' terimlerini kullanmamızı tercih ediyor" dedi.
Markalaşma konusunda ise Agapiou şunları söyledi: "Bu noktada biraz klişe olduğunu biliyoruz ama margarinde işe yaradı. Bu yüzden basitçe 'İnanamıyorum, Bu Et Değil' markasını kullanabiliriz ya da 'Vegan Suvlaki' diyemezsek 'Veganlaki' gibi daha şık bir isim düşünebiliriz. Henüz çok erken."
Yeni teknolojiler ve yapay zekanın gelişmesiyle FKM, önümüzdeki iki yıl içinde üretime başlayabilir.
Agapiou, bu girişimde yalnızca hükümetten ve AB'den değil, aynı zamanda vegan ve vejetaryen topluluklarından da destek beklediğini ifade etti.
Laboratuvarda üretilen etin, vicdanı rahat bir yaşam sürdürmenin en temiz yolu olduğuna inanan Agapiou, tutkulu et severlerin bu fikri başta beğenmeyebileceğini ancak son yıllarda AB'de tüketime onaylanan cırcır böceği ve un kurdu yemeyi bundan daha cazip bulabileceklerini söyledi.
"Günün sonunda böcekler de Tanrı'nın yarattıkları" diyen Agapiou, şöyle devam etti: "Bitkisel beslenmeyi tercih edenler, avokado ve benzeri ürünlerin yetiştirilmesi için ne kadar böcek ve küçük hayvanın öldürüldüğünü nadiren düşünüyor. Üstelik bu ürünlerin Güney Amerika'dan ya da başka yerlerden buraya taşınmasının karbon ayak izini de hesaba katmıyorlar."
Budist geleneğinden geldiğini ve yıllarca Asya'da yaşadığını kabul eden Agapiou, bitkilerin de canlı olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti: "Onların çığlık attığını duyamıyor olmamız, çığlık atmadıkları anlamına gelmiyor. Bir canlıyı diğerinden nasıl üstün tutabiliriz? Cırcır böceği inekten, havuç cırcır böceğinden daha mı az değerli?"
Agapiou ekledi: "Dürüst olmak gerekirse, gıdanın geleceği elimizin altındaysa ve her şey sonunda laboratuvarda üretilecekse, zarar vermeme kavramını bütünüyle ele almamız gerekiyor. Kişisel ahlak yargımıza veya bireysel istek ve zevklerimize göre hangi canlıları öldüreceğimizi seçmemeliyiz. Ya hep ya hiç olmalı."
Laboratuvarda üretilen et büyük çapta yaygınlaşırsa ancak birisi ara sıra gerçek et isterse nereden bulabileceği sorulduğunda Agapiou'nun yanıtı şu oldu: "Belki karanlık bir ara sokaktan."