ABD ile İran arasında İsviçre'nin Lucerne kentinde yapılan ilk üst düzey görüşme turu, dünyanın en önemli enerji bölgelerinden birinde istikrarın yeniden tesisine yönelik temkinli ama anlamlı bir ilerleme kaydetti.
İki taraf da görüşmeleri yapıcı olarak nitelendirdi ve 60 gün içinde kapsamlı bir anlaşmaya varmayı hedefleyen teknik müzakerelere devam etme konusunda mutabık kaldı. Washington, İran petrol ihracatına yönelik yaptırımları geçici olarak hafifletirken, Tahran Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisini sürdürme ve Güney Lübnan'da yeniden çatışmayı önlemeye yönelik mekanizmalara katılma taahhüdünde bulundu.
Ancak Cuma günü ABD ile İran arasında yaşanan sınırlı gerginlik, bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Washington, Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nda bir yük gemisine drone saldırısı düzenlemekle suçladıktan sonra, ABD İran'a ait füze ve drone depolama tesisleriyle kıyı radar mevzilerini vurdu. İran da Körfez'deki ABD tesislerine misilleme yaptığını açıkladı. Bu gerginlik sınırlı kaldı ve geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmedi, ancak geçici ateşkes için bugüne kadarki en ciddi sınav oldu.
Finans piyasaları nispeten sakin kaldı. Brent petrolü zaten sert düşüş yaşamıştı ve şu anda varil başına 75 dolar civarında işlem görüyor. Gerginlik sonrasında piyasa tepkisi sınırlıydı. Ancak bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmemeli. Daha ziyade, manşetleri hızla fiyatlayan finans piyasaları ile risklerin çok daha uzun süre ortadan kalkmadığı fiziksel enerji piyasaları arasındaki farkı gösteriyor.
Temel gerçeklik değişmedi. Diplomatik ilerleme, bir başka büyük enerji şoku olasılığını azalttı ama ortadan kaldırmadı.
Temkinli olmak için ilk neden siyasi değil fiziksel.
Petrol ve gaz tedarik zincirleri bir düğmeye basar gibi yeniden açılamaz.
Hürmüz Boğazı'ndaki aksama, küresel petrol ve LNG ticaretinin neredeyse beşte birini etkiledi. Yüzlerce tanker yer değiştirmek zorunda kaldı, sefer programları altüst oldu, stoklar tükendi ve Körfez'in büyük bölümünde üretim durdu. Tanker hareketleri toparlanmaya başlasa da, trafik hâlâ savaş öncesi seviyelerin altında ve birçok operatör temkinli davranmaya devam ediyor.
Son olay, Hürmüz'ün temelden değiştiği noktasını pekiştiriyor. Tartışma artık sadece Boğaz'ın açık mı kapalı mı olduğu değil. Burası artık daha karmaşık ticari koşullar altında işleyen, daha yüksek riskli bir nakliye koridoru haline geldi. Gemi sahipleri, birbiriyle çelişen rota talimatları, yeni izin gereklilikleri, yüksek savaş riski sigortası ve navlun primleri, yaptırım uyum sorunları ve gelecekteki geçiş düzenlemelerine ilişkin belirsizliklerle karşı karşıya.
Yük gemisine yapılan saldırı, özellikle önemli çünkü saldırıya uğrayan gemi İran tarafından onaylanmayan bir rotayı kullanıyordu. Tahran, gemilerin Boğaz'dan geçişi koordine etmesi gerektiğinde ısrar ederken, ABD ve müttefikleri özgür, koşulsuz ve kısıtlamasız seyrüsefer konusunda diretuyor. Bu artık soyut bir hukuki anlaşmazlık değil. Doğrudan gemi sahiplerinin, sigorta şirketlerinin ve bankaların Körfez'den yük taşımaya istekli olup olmadığını etkiliyor.
Bu ek maliyetler fiziksel petrol piyasası için çok daha büyük önem taşıyor. Petrol vadeli işlemleri siyasi manşetlere dakikalar içinde tepki veriyor. Fiziksel yükler ise sigortaya, finansa, güvenilir güzergah doğrulamasına ve gemilerin yolculuğu güvenle tamamlayabileceğine dair güvene bağlı. Bu koşulların yeniden tesis edilmesi günler değil aylar alıyor.
Temkinli olmak için ikinci neden, anlaşmanın hâlâ sadece bir çerçeve olması.
İran petrol ihracatına yönelik geçici yaptırım muafiyeti önemli bir güven artırıcı adım. Ancak İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoku, yaptırımların kaldırılması, uluslararası denetçiler tarafından doğrulama ve Boğaz'ın uzun vadeli yönetimi gibi en zorlu konular hâlâ çözümsüz. Hem Washington hem de Tahran, anlaşmanın bazı unsurlarına ilişkin farklı yorumlar sunmaya devam ediyor.
Cuma günkü gerginlik, asıl zorluğun artık müzakere değil uygulama olduğunu gösterdi. ABD, İran'ın ticari gemilere saldırarak ateşkesi ihlal ettiğini savunuyor. İran ise geçiş kurallarını uyguladığını söylüyor.